26 Nisan Cumartesi günü, Kadıköy Yeldeğirmenin’nin sakin arka sokaklarında bulunan Tasarım Atölyesi Kadıköy, kısaca “TAK” diye bilinen yerde bir etkinliğe katılma şansı yakaladım. Yakaladım dediğim; herkese açıkmış da, benim yeni haberim oldu. Etkinlik, aslında kendisi de bir tasarımcı olan Barış Atiker’in başlattığı bir tanışma ve bilgi paylaşımı sempozyumu. Tasarım kavramıyla ilgilenen herkesin ilginç bulabileceği sunumların yapıldığı ve gelenekselleşmesi planlanan güzel bir organizasyon olmuş.
Bu kadar yararlı bulunca ve geç dahil olunca, daha çok bilgi almak için sözü Barış Atiker’in kendisine bırakmak gerektiğini düşündüm.
Bıraktım da…
1. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Herkese merhabalar. Bilkent ve Hacettepe Üniversitesi Grafik Tasarım bölümlerinde tamamladığım eğitimim sonrasında İstanbul’a zorunlu göç ile kariyerime çeşitli reklam, animasyon, dijital ve prodüksiyon ajanslarından sonra akademisyen olarak devam eden bir tasarımcıyım.
Hareketli grafikler, zaman temelli tasarım ürünleridir. Her ne kadar günümüzde popülaritesi artmış gibi gözükse de tarihçesi film jenerikleri üzerinden sinemayla büyük bir paralellik taşımaktadır. Adının hareketli olması yazı, sembol veya imge gibi tasarım öğelerinin fiziksel hareketinden çok zaman içinde değişmesiyle ilgilidir.. bu nedenle hareketli grafikler dinamik, zamansal, geçici gibi farklı kavramlarla da betimlenebilir.Bir tasarımın hareketli grafik olması için onun kurgulanmış bir ardışık imge dizisine sahip olması gerekir. Yani sokakta gördüğümüz mekanik tabeladaki afişin hareket etmesi onu hareketli grafik yapmazken aynı görüntü video olarak kaydedildiğinde hareketli grafik olarak tanımlanabilir.
Teknolojinin tasarıma olan etkisi hareketli grafikleri hayatımızın her alanına sokmakta.. Cep telefonlarımızdan buzdolaplarına, otobüs panolarından devasa bina cephelerine kadar ekran işlevine dönüşen her ortam hareketli grafikleri hergün daha da fazla görünür kılıyor.
İnsanların algısı durağandan çok hareketli olana yöneldiği için doğal olarak dikkat çekmek isteyen her ‘mesaj’ hareketli grafikleri bir araç olarak daha da yüceltiyor.
Bu bakımdan günümüzde tasarımcıların ve öğrencilerin giderek iştahını kabartmakla birlikte hareketli grafikler, Türkiye’de hem sektörel hem de akademik anlamda çok yeni bir kavram olarak bakılıyor. Bu durumu henüz sadece birkaç üniversitenin ders programında zorunlu/seçmeli ders olarak yer almasından da çok net görebiliriz. Elbette bunun iki temel sebebi var.. ilki bu alanda zaten sektörde yetişmiş eleman sayısının az/yetersiz olması; ikincisi de bu yetişen insanların çoğunda bir de akademik kariyer hedefinin olmaması…
Oysa tüm dünyada olduğu gibi bu alanda nicelikten çok nitelikli elemana büyük ihtiyaç var. Eğitim sistemimiz sürekli tek kalıp şablon nesiller yetiştirilmeye çalışırken, farklı disiplinleri bir araya sentezleyen ve ‘yaratıcılığı’ öne çıkartan hareketli grafikler çok sağlam bir kültürel, ekonomik ve sosyolojik bir altyapı gerektiriyor.
Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik Tez konularım doğal olarak hareketli grafikler oldu. Askerlik sonrası artık yola eğitim ağırlıklı devam etme kararını aldım ve aynı zamanda kendi bilgi ve birikimlerimi www.barisatiker.com/9078 hareketli grafik blogumda paylaşmaya başladım.
‘Özgür Tasarımcılar’ benim 2010 yılında İstanbul Tasarım Bienali kapsamında katılmış olduğum bir workshop için ürettiğim projeydi. Sosyal sorunlara bir tasarımcı olarak çözüm üretmek için yola çıkarken önce kendime dönerek, uzun yıllar freelance tasarımcı olarak çalışmanın beraberinde doğurduğu ‘sosyal yalnızlaşma’ sorununu ele aldım.
Freelance tasarımcı olarak bütün gün/gece ekran karşısında dünyanın farklı şehirlerine tasarım yaparken ilham aldığım hiçbir tasarımcıyla aslında yüzyüze tanışmadığımı farkettim. Oysa facebookta 1000den fazla tasarımcıyla arkadaş görünüyor, çalışmalarını sıkı bir hayranlıkla takip ediyordum ama o tasarımcıları yolda karşımda görsem tanımazdım. Projem çok basitti, tasarımcıların yüzyüze gelerek hem iş deneyimi hem de mesleki tecrübelerini paylaşabileceği ve daha da önemlisi farklı disiplinlerden çok yetenekli tasarımcıların birlikte çalışabileceği bir platform oluşturmaktı.
Başlangıçta birkaç tasarımcı olarak yaptığımız buluşmalar diğer tasarımcıların da dikkatini çekince katılım giderek arttı. Bu buluşmalarda tanıştığım harika insanlarla birlikte sunum formatımız değişti, farklı disiplinlerden çok yetenekli / ödüllü tasarımcıların portfolyo sunumlarına daha çok ilgi olunca giderek büyüyen ve sadece sunum değil birlikte çalışmaya dönük etkinlikler de yapabileceğimiz mekanlara ihtiyaç duymaya başladık.
Halen ‘birlikte çalışma’ prensibiyle Elance.com, AtölyeIstanbul, Mixer ve Tasarım Atölyesi Kadıköy gibi harika platformlar ‘Özgür Tasarımcılar’ projesine destek vermekte. Etkinliklerimizi şimdilik www.facebook.com/
Aslında bu soruyla yaşlandığımı hissediyorum ama önemli olanın çok bilmek değil çok üretmek olduğunu farkettim. Bu nedenle en önemli özellik “uyum sağlamak” (adaptasyon). Yeni teknolojilere, yeni fikirlere, yeni ihtiyaçlara uyum sağlayarak onlara uygun yeni çözümler üretebilmek bir tasarımcıyı diğer mesleklerden farklı ve belki de daha avantajlı hale getirebilir. Çünkü hız çağımızın en temel sorunu ve herşey büyük bir hızda tüketiliyor.. Öğrendiğiniz bir yazılım 6 ay sonra kendini baştan aşağı değiştiriyor, iş akışları tek bir çizgiye indirgenirken yeni iş akışları ortaya çıkıyor, tüketici ‘üretici’ haline geliyor ve tüm bu süreçte tasarımcı hep bir adım önde olmak zorunda ve bunun için uyum şart.
Öte yandan tasarımı sadece teknolojiye indirgemek de en büyük yanlışlardan biri çünkü hız kavramı teknolojinin bir ilüzyonu. Oysa tasarım insanlıkla birlikte varolan bir kavram ve yaratıcılık olarak tanımladığımız iyi fikirler teknolojinin değil insan beyninin bir ürünü. Bu bakımdan tasarımcının dış dünyayla olan ilişkisi, kavramsal açıdan doğal olarak eserlerine de yansıyor. Yani iyi bir tasarımcı etrafındaki herşeyi diğer insanlardan farklı ‘görmek’ ve ‘anlamak’ zorunda..
Düşüncelerimi paylaşma olanağı sağladığı için Animasyon Gastesi’ne çok teşekkür eder, herkesi bir sonraki buluşmamıza davet ederim.




