pixar

Süper kahraman ailesi sonunda geri dönüyor

Süper kahraman ailesi sonunda geri dönüyor

Animasyon stüdyosu Pixar’ın en beğenilen eserlerinden The Incredibles, ikinci filmiyle beyaz perdeye dönmeye hazırlanıyor

2004’te gösterime giren ve En İyi Animasyon dalında Oscar kazanan yapım, bir süper kahraman ailesinin hikayesini anlatıyordu. Konuya ilişkin basın toplantısı düzenleyen yapımcı Robert Iger, yeni filmin çalışmalarına bir süre önce başlandığı müjdesini verdi. İlk filmin yönetmeni Brad Bird’ün bu göreve geri dönüp dönmeyeceğine dair henüz bir açıklama yapılmış olmasa da, Bird’ün şu an yazılmakta olan senaryoya katkı sağladığı belirtildi. Bu gelişme ile, The Incredibles ’ın devamının çekilmesi için yıllardır stüdyoya çağrı yapan hayranlar, “heyecanla bekledikleri filmler listesine bir yenisini eklemiş oldu.” Iger ayrıca, konuşabilen arabaların hikayesini anlatan Cars serisinin üçüncü bölümünün de yapım aşamasında olduğunu söyledi.

kaynak:TARAF

link: http://www.taraf.com.tr/haber-super-kahraman-ailesi-sonunda-geri-donuyor-151125/

Cesur(Brave) imaj mi Hikaye mi?

Yazan: Nefise Abalı

“Cesur” (Brave): İmaj mı, Hikâye mi?

“Cesur” çok sevildi ve 2013 yılının En İyi Animasyonu Oscar’ını da aldı. Açıkçası Oscar’ı “Cesur”un alması içime sinmedi. Çünkü 2013 yılı için aday gösterilen diğer üç filmin “Cesur”dan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri “ParaNorman”. “Korsanlar” (The Pirates! Band of Misfits) ve Oyunbozan Ralph” (Wreck-It Ralph) de onun peşinden geliyor. Ki aday olamayan “Efsane Beşli” (Rise of the Guardians) ve “Hotel Transylvania” da bu yılın iyi filmlerinden birkaçı.
Peki “Cesur” iyi bir film değil miydi? Elbette, yılın iyi filmleri arasında onu da sayardım mutlaka. Ama en iyisi olmadığının altını çizerdim. Filmler genel olarak iki açıdan değerlendiriliyor. Biri görsellik, diğeri hikâye… Ancak söz konusu animasyon olunca kullanılan tekniklere, animasyon kalitesine ve konsept tasarımlara, dolayısıyla görselliğe daha çok önem veriliyor. Örneğin, stop-motion tekniğiyle çekilen “ParaNorman” filmi, sırf bu işin zorluğu açısından bile takdiri hak edebiliyor.
“Cesur”u görsel açıdan ele alacak olursam Walt Disney ve Pixar animasyon stüdyolarının animasyon anlayışını yansıttığını söyleyebilirim. Bilindiği üzere “Cesur”, Disney ve Pixar’ın birleştikten sonra yaptıkları ilk prenses masalı. Disney’in prensesler serisine eklemlenen prenses Merida karakteri, Pixar’ın üç boyutlu animasyondaki başarısıyla birleştiğinde ortaya güzel bir animasyon çıkıyor. Ancak şunu da söylemek gerekir ki Pixar’ın ve Disney’in daha önce yaptığı başarılı animasyonlarının [Wall-e, Oyuncak Hikâyesi (Toy Story), The Lion King (Aslan Kral)] yanında “Cesur”, biraz sönük kalıyor.
“Cesur”un başkahramanın kadın olması Pixar için Tangled’tan sonra önemli bir adım. Tabii Tangled’taki ve Disney’in prensesler serisindeki çıtkırıldımlıkla birleşen güzellik Merida’da yok, ama hikâyenin sonunda o da diğer prenseslerden pek de farklı olmadığını kanıtlıyor. Öyle ki sürekli başkaldıran ve prenses imajına bürünmek istemeyen Merida, sonunda uysal bir kız olup annesinin kıymetini anlıyor.
Bilindiği üzere Merida karakterinin görselleri, film daha gösterime girmeden izleyiciyle paylaşılmıştı. Ok atan Merida, dağınık ve kızıl saçları dolayısıyla savaşçı bir imaj çiziyordu. Ancak filmin tamamı izlendiğinde bu imajdan eser kalmadığı anlaşılıyor. Filmin ana konusu anne ve kızın arasındaki çatışma gibi görünse de filmin sonunda dış sesin söylediği “Kader içimizdedir, onu değiştirmek elimizde” sözleri bunun tersini göstermektedir. Bu noktada Cesur’un hikâyesinin sağlam bir temele oturtulmadığını söylemek mümkün. Film hangi Merida’nın hikâyesini anlatıyor? Annesine başkaldıran, kaderini değiştirmek isteyen özgür Merida’nın mı, yoksa annesine başkaldırdığı için pişman olan ve ağlayan Merida’nın mı?
“Cesur” filminin belki de en önemli noktalarından biri olayları kadın bakış açısıyla ele almaya çalışması. Kraliçe Elinor, kızını toplumsal cinsiyet rollerine uygun bir şekilde yetiştirmeye çalışırken Merida bu rolleri reddetmektedir. Babası her ne kadar egemen düzeni temsil ediyor görünse de bu sadece fiziki olarak öyledir. Asıl kocasını ve krallığı yöneten Kraliçe Elinor’dur. Yani aslında anne de erkek egemenliği altındaki geleneksel kadın imajından oldukça farklıdır. Burada şu soruyu sormak mümkün. Peki geleneksel olmayan bu anne, neden kızını toplumsal cinsiyet rollerine uyması için zorlar? Sanırım burada kadınlık duygusundan çok, annelik duygusu ön planda. Filmin sonuna gelindiğinde ise anne, artık Merida’nın bir kadın olduğunu kabulleniyor görünüyor. Feminist açıdan değerlendirildiğinde bu durum olumlu olarak yorumlanabilir. Ancak Merida, filmin sonunda annesine kavuşmanın verdiği mutlulukla evine dönüyor. Çünkü özgür Merida’nın gidebileceği başka hiçbir yer yok.
Birçok eleştirmenin dediği gibi “Cesur”, cesur ve özgürlüğüne düşkün bir kadının hikâyesini anlatarak feminist söyleme katkıda bulunmuyor. Aksine “annenin sözünü dinle, dinlemezsen işte başına bunlar gelir” mesajını ileterek aile kavramını, anneliğin önemini, söz dinleyen kızların belaya bulaşmayıp mutlu olacağını vurguluyor. Ki bunu yaparken kurguda ipin ucunu kaçırıyor. Önce Merida’nın farklı bir kadın oluşu, özgürlüğüne düşkünlüğü ve âsiliği vurgulanıp izleyicide Merida’nın kahraman olacağı ya da her şeyi bırakıp gideceğiyle ilgili bir beklenti oluşturuluyor. Ama filmin sonlarına doğru hikâyenin ekseni kayıyor ve Merida kendinden beklenmeyecek bir zavallılığın içine düşüyor. “Gördünüz mü, sen o kadar ben özgürüm, istediğimi yaparım de, bak başına ne geldi?” der gibi sahneler yaşanıyor. Bence kurgunun bu şekilde kaymasının gözden kaçırılmaması gerekirdi.
Bu eleştirilerimi okuduktan sonra, bir de bu gözle filmi izlemenizi istiyorum. Bir filmin sadece görsellikten ibaret olmadığı, hikâye kurgusunun bir filmin iskeleti olduğu unutulmamalı. Karakterin imajı, diğer prenseslerden farklı da olsa… “İmaj hiçbir şey, hikâye her şey”!

Pixar, Eski Patronunu Unutmadı

Pixar, Eski Patronunu Unutmadı

Animasyon alanında önemli başarılara imza atan Pixar, kurulduğu dönem en büyük yatırımcısı ve aynı zamanda yöneticisi olan Steve Jobs’ın adını merkez binasına verdi.
08/11/2012 08:55
Geçtiğimiz yıl hayata gözlerini yuman Steve Jobs, kariyeri boyunca pek çok önemli çalışmaya imza attı. Jobs’ın sıfırdan zirveye taşıdığı şirketlerden biri de Pixar oldu. Animasyon filmleriyle bilinen Pixar; merhum kurucusunu unutmadı ve Emeryville’de bulunan merkez binasına Steve Jobs’ın adını verdi.

O dönem Pixar CEO’su olan Steve Jobs’ın 1999 yılında tasarladığı ve 1000 çalışanın bir arada bulunabileceği merkez kampus; çalışanlar arasındaki iş birliğini ve beyin fırtınasını körükleyecek şekilde dizayn edildi. Görünüm ve estetiğe verdiği önemle bilinen Jobs; Pixar merkez binası için de benzer bir talepte bulunmuştu.

Artık Steve Jobs Binası olarak adlandırılan merkez yapı için Jobs’ın düşüncelerini Pixar’dan Tom Carlisle şu şekilde özetliyor:
“Plansız ortak çalışmaları ve tesadüfleri teşvik edici nitelikte bir merkez bina isteyen Jobs, standart bir ofis ve park yeri binası istemiyordu. Binanın 100 yıl sonra da iyi görünmesi gerekiyordu; ana kriteri buydu.”



Yazan: Erhan Kahraman
SDN – ShiftDelete.Net

La Luna – Full Versiyon

La Luna – Full Versiyon

La Luna (IPA: /laˈluna/ [laˈluːna], The Moon) is a Pixar computer-animated short film, directed and written by Enrico Casarosa. The short premiered on June 6, 2011 at the Annecy International Animated Film Festival in France,[2] and was paired with Pixar’s Brave for its theatrical release on June 22, 2012, premiering before the film’s beginning. La Luna will be released on November 13, 2012, on the Brave DVD and Blu-ray,[3] and on a new collection of Pixar’s short films.[4]
La Luna was nominated for an Oscar for Best Animated Short Film at the 84th Academy Awards.[5]

A young boy, Bambino, goes on a midnight sailing trip with his father Papà and grandfather Nonno. After they anchor their boat in the middle of the sea, Papà presents Bambino with a cap similar to the ones he and Nonno wear. The two men disagree on how Bambino should wear it, with Papà pulling it low over his eyes and Nonno pushing it back on his head. Papà sets up a long ladder for Bambino to climb so he can set the boat’s anchor on the full moon, and the three ascend to start their work of sweeping fallen stars off the lunar surface.
Papà urges Bambino to use a pushbroom on the stars, while Nonno favors a besom broom. As they quarrel, a huge star crashes down on the moon; it is far too large for any of them to move by themselves. Turning his cap backwards, the way he wants to wear it, Bambino climbs onto the star and taps it with a hammer. It bursts apart into hundreds of smaller stars, and all three go to work sweeping them up, with Bambino choosing a rake instead of either man’s broom. Once the job is done, they climb back down into their boat and look up at the moon, which now displays a glowing crescent phase thanks to their efforts.