rıdvan çevik

ÇİZGİ FİLMLERİN BELGESEL YÖNÜ

ÇİZGİ FİLMLERİN BELGESEL YÖNÜ

Çizgi film ve belgesel, ilk bakışta sinemanın birbirinden çok ayrı ve kimilerine
göre birbirine zıt dalları gibi görünmektedir. Çizgi filmlerin her yaşa yönelik
türleri, uzun zamandır var olmalarına karşın, günümüzde kimi izleyici kitlesi halen
çizgi filmleri “çocuklara yönelik” bir sinema dalı olarak değerlendirmektedir. Bu
kitleye göre çizgi filmler yalnızca çocukken izlenmektedir ve büyüdükçe “düşler”
yerine “ciddi” yapımlara yönelinmelidir. Ve “ciddi” yapım deyince ilk akla gelen
genellikle belgesellerdir. Başka bir deyişle “masallar” değil “gerçeklerdir”. Bu
yazıda, kısaca bir çizgi filmcinin gözünden çizgi filmin “belgesel” yönlerine ve çizgi
filmde “gerçeğin” nasıl kullanıldığına değinilmeye çalışılacaktır.
ridvan

Çizgi film özetle, tek tek çizilmiş, oluşturulmuş, tasarlanmış, fotoğraflanmış
hareketlerin birbiri ardına dizilerek filme dönüştürüldüğü bir sanattır. Çizgi filmde
hareket yakalanmaktan çok yeniden oluşturulmaktadır. Kamera, gerçek hayatta
insanları, olayları, oyuncuları kayıt altına alırken çizgi filmde bu olayların veya
tasarlanan karakterlerin hareketleri, bir yorum süzgecinden geçirilerek
tasarlanmakta ve ifade edilmektedir. Denilebilir ki bu kez kamera, çizgi filmcinin
düşlerine dönüktür ve bu düşlerin ürünlerini belgelemektedir.
Belgelemek ve belgesel film tanımlamaları gözden geçirildiğinde, çizgi filme
benzer bir biçimde “gerçeğin” aslına sadık biçimde yeniden oluşturulması ya da
temsil edilmesi gibi noktalara sıkça değinildiği görülmektedir. Kimi zaman bu
tanımlamalara “yorumlamak eylemi” de katılmaktadır. Tanımlamalarda önemli
olarak görülen nitelikler çoğunlukla “önyargısızlık”, “belgelere dayanma”,
“bildirme”, “araştırma” gibi kavramlardır. Çizgi filme dışarıdan bakıldığında, çizgi
filmin bu kavramlardan deyim yerindeyse “kopuk” bir yapıda olduğu algısı
yaygındır. Oysa nitelikli çizgi filmlerde “gerçek” çok önemli bir dayanak noktasıdır.
ridvan2

Walt Disney
Belgesellerde “gerçek üstü” gibi görünen durumların ardındaki gerçeklerin, çok
işlenen belgesel konularından biri olduğu söylenebilir. Çizgi filmlerde ise gerçek
hayatta olağan üstü sayılabilecek durumlar, gerçekmiş gibi oluşturulabilmektedir.
Walt Disney, bu durumun sağlanması için çizgi filmdeki eylemlerin gerçeklere
dayanması gerektiğini belirtmektedir. Disney, söz konusu kavramı “Akla yatkın
olanaksız” (Plausible Impossible) olarak adlandırmış ve 1956 yılında televizyonda
yayınlanan programında bir çizgi film ile örneklendirmiştir. Bu kısa çizgi filmde
boynunda büyükçe zil bulunan bir inek gösterilmektedir. İneğin başı ve gövdesi
olağan durumda olmasına karşın, zilin ağırlığından dolayı boynu eğiktir. “Gerçek”
burada ineğin başından kuyruğun ucuna kadar uzanan bir omurga dizisinin
varlığıdır. “Akla yatkın olanaksız” kavramını açıklamak için bu çizgi filmde ineğin
başından kuyruk ucuna kadar kesik çizgilerden omurgayı simgeleyen bir çizgi
oluşturulmuştur. Ardından ineğin arkasında yine simgesel bir el belirmiş ve bu el
kuyruğu çekmiştir. Bu çekme hareketi ile kuyruk omurga dizisini harekete
geçirmiştir. Böylelikle omurga çizgisi üzerinde zincirin ağırlığından dolayı sarkmış
durumda bulunan kısım düzelmiş ve zilin çalınması sağlanmıştır.
Bu örnekle,gerçek hayatta olanaksız olan söz konusu durum, bu biçimde gerçeğe bağlanarak
izleyicide inandırıcılığın nasıl anlaşıldığı hareketli görüntüler eşliğinde anlatılmış
olur.Disney, aynı programın diğer bölümünde ise açıklamasını Thru The Mirror
(David Hand, 1936) adlı başka bir kısa çizgi film üzerinden örneklendirmiştir. Bu
çizgi filmde düş dünyasının tanınmış karakterlerinden olan Mickey karakteri,
uykusunda tıpkı Lewis Carroll’un Alice karakteri gibi, başka bir dünyaya geçiş
yapar. Bu dünyaya geçişin kapısı bir aynadır ve aynanın ötesindeki yansıyan
dünyada; koltuk, askı, telefon gibi günlük eşyaların canlı olduğu başka bir boyut
resmedilir. Diğer bir deyişle, gerçek hayatta gördüğümüz ev eşyaları bir çizgi film
gerçekliğine dönüştürülmüş, bu gerçeklik içinde bir başka gerçek olarak eşyaların
kendilerine ait yeni bir alt gerçek meydana getirilmiştir.
Yukarıda sözü edilen Thru The Mirror çizgi filminin yapımından yaklaşık
yetmiş yıl sonra, günlük eşyaların aynı biçimde “canlı” olarak sergilendiği bir başka
kısa film ise PES’in Roof Sex (2003) adlı kısa canlandırma filmidir. Ancak bu defa
filmin yapımcıları, “belgesel yaklaşımı” sağlamak için canlandırmada çizim ya da
bilgisayar modelleri kullanmak yerine gerçek koltuklardan ve gerçek ortamlardan
yararlanmışlardır. Tom Gasek, Frame by Frame Stop Motion: Non Traditional
Approaches to Stop Motion Animation adlı kitabında bu filmden örnekle
sinema ve çizgi film gerçekliği konusunda şunları belirtmektedir:
Sinema filmi yapanlar için gerçekliğin iki türü vardır. İlki, birbiri ardına
yaşanan olaylar arasında uzayarak giden yaşamdır. Bu gerçekliği bizler
dünyada her gün deneyimlemekteyiz. Bu kimi zaman heyecan verici
olabilmektedir. Yaşam hayatta kalmamızı sağlayacak etkinlik ve sıkıcı
görevlerle doludur. Biz ise film ya da tiyatroya gittiğimizde bu sıradan
görev ya da gerçeklikleri hatırlamak istemeyiz. Bunlar yerine bir olayın
yoğunlaştırılmış, yüksek ve alçak noktaları yorumlanmış durumları ve
duygusal anlatımları ile ilgilenmek isteriz. Pastanın kremasını isteriz.
Bu durumun aynısı çizgi film (animasyon) için de geçerlidir… Bu gerçeğin
çizgi filmdeki karşılığına örnek olarak bir yürüme verilebilir. Yürüyüş
bir kişi hakkında çok açıklayıcı olabilir. Bir yürüyüşü gözlemlediğimizde
bu kişinin enerji düzeyi, kararlılığı ve tutumu hakkında ipuçları elde
edebiliriz. Bu veriler karakter hakkında bu kadar anlatıcı olabiliyorsa,
yürümenin nasıl canlandırıldığı da öykünün anlatım sürecinde önemli bir
öğesi olduğu söylenebilir. Olağan biçimiyle bir karakterin A noktasından
B noktasına gidişini görmemize gerek yoktur. Biz filmi yapanların bizi ve
öyküyü B noktasına götürmesini bekleriz. Öykünün duygu durumları ve
önemli noktaları ile ilgileniriz. Bu önceliğe birtakım kuraldışı durumlar
eklenebilir fakat çoğunlukla çizgi filmin dikkate alması gereken dramatik
gerçeklik işte budur.
Çizgi film ve belgeseller arasında “gerçeklik” bakımından bazı farklılıklar
bulunmakla birlikte, aralarındaki bazı benzerliklerden de söz edilebilir. Örneğin
tarihsel açıdan çizgi filmler de aynı belgeseller gibi, bir zamanlar sinema
filmlerinde önce gösterilmek gibi ortak bir kaderi paylaşmışlardır. Aynı şekilde
çizgi filmlerin de özellikle savaş zamanlarında belgeseller gibi, etkin bir
propaganda aracı olarak kullanıldıkları görülmektedir. Örneğin 1943 yapımı Der
Fuehrer’s Face (Jack Kinney), Donald Duck karakterinin Nazi baskısına
dayanamayarak gözlerini Amerika’da açtığı senaryosu ile dönemin öne çıkan
propaganda çizgi filmlerinden biri olmuştur. Çizgi film ve belgesellerin yapısal
açıdan benzer noktaları ise sosyal sorumluluk taşıyan içeriklere uygunlukları ve
eğlendirirken eğitici olabilmek gibi olanaklar sağlayabilmeleridir.
Çizgi film ve belgeseller arasında yukarıda belirtilen ve sayısı daha da
arttırabilecek özelliklerin ardından “çizgi filmler neleri belgeler” diye bir soru
sorulabilir. Öncelikle çizgi filmler üretildikleri toplumun kültürel bir ürünü olarak
kendilerini üreten sanatçıların neleri düşlediklerini belgelemektedirler. Bu
belgeleme, kullanılan yöntem, anlatı biçimleri, hareketlendirme yaklaşımları
dönemlere özgü nitelikler ve değişimleri içerebilmektedir. Tıpkı bir imza gibi,
çizgiler o kişi ya da stüdyoya özgü bilgileri içerebilmektedirler.
Çizgi filmcilerin gerçek yaşamı bir yağlı boya ressamı gibi de yansıttıkları
söylenebilir. Bir sanat tarihçisi tarihi bir yağlıboya tablo üzerinden elde ettiği
bilgilerle o dönem hakkında ayrıntılı verilere ulaşabilmektedir. Çizgi film bu
verilere hareket ve zaman boyutunu ekleyebilmektedir.
Çizgi filmciler anlattıkları konular hakkında donanımlı olmak durumundadırlar.
Tasarlanan karakterler ile verilmek istenen duygunun anlatılabilmesi için çizgi
filmcilerin, o duyguyu yaşamaları, araştırma yapmaları ve önceden gözlemlemeleri
gerekmektedir. Ancak çizgi filmlerin doğası, çoğu zaman sanatçıların kendi
hayatlarının ötesinde hayvan veya cansız nesnelerin dünyasını içselleştirmelerini
gerektirebilmektedir. Örneğin Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo, Andrew
Stanton, Angus Maclane, Lee Unrich, 2003) filminin yapımı için çizgi filmciler
balıkların doğasını, yaşayış biçimlerini onların gözünden deneyimlemek için bir
takım gözlem ve deneyimlerde bulunmuşlardır. Bu amaçla balıkların yüzme
biçimlerinden, suyun içerisindeki hayatın nasıl olduğuna kadar bilgi edinmek
üzere alanında uzman kişileri stüdyolarına davet ettikleri bilinmektedir. Ayrıca bu
çizgi filmciler, aynı amaçla sualtı dalışları yaptıklarını ve konu ile ilgili
bulabildikleri tüm belgeselleri izlediklerini ifade etmektedirler.
Kayıp Balık Nemo (2003)
Özetle, çizgi filmin gerçeği temsil etmekten çok, gerçeğin özgün niteliklerini
vurguladığı, yeniden yapılandırdığı, tasarladığı ve karikatürleştirdiği söylenebilir.
Bu noktada bir belgesel ciddiyeti ve özeni ile konular, canlılar ya da cansızlar olarak
ele alınmakta, incelenmekte ve işlenmektedir. Bu yazıda kısaca değinildiği üzere,
belgesel ve çizgi film arasında ortak ve tamamlayıcı yanlar bulunmaktadır. Bu
sinema dalları arasındaki işbirliklerinin arttırılması, “gerçeklerin” izleyiciye
ulaştırılması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

4 Vaz, M.C. . The Art of Finding Nemo. San Francisco: Chronicle Books, 2003. s.14.

SEKANS Sinema Kültürü Dergisi
Ağustos 2017 | Sayı e5 : 181-185

Kaynak: http://www.sekans.org/docs/e-sayilar/2017-e5/SEKANS_e5_14d_Dosya-CizgiFilmlerinBelgeselYonu.pdf

ANTALYA SİNEMA DERNEĞİ EN İYİ 10 KISA ANİMASYONU BELİRLEDİ

Antalya Sinema Derneği; Derviş Zaim, Ümit Ünal, Mustafa Preşeva, Ayşe Ünal, Cemal Erez, Berat İlk, Arman Şernaz, Doç. Fethi Kaba, Özgür Yılmaz, Yonca Ertürk, Burak Göral, Murat Tolga Şen, Banu Bozdemir, Tan Tolga Demirci, Doç. Dr. Melis Behlil, Başak Bıçak ve Kubilay Kocaoğlu’dan oluşan jüri tarafından belirlenen “En İyi 10 Kısa Animasyon” listesini yayınladı.

Altın Vuruş – Gökalp Gönen

Kusursuz Hayat (Flawless Life)  – Özgül Gürbüz

Salkım Söğüt – Ethem Onur Bilgiç

İrfan (A Day in University) – Rıdvan Çevik

Uzun Kaşıklar – Denizcan Yüzgül

İçine Kaçan Kız – Işık Dikmen

Bahçe – İdil Ar

Bir Fincan Türk Kahvesi – Nazlı Eda Noyan & Dağhan Celayir

Tavşan Kanı – Yağmur Altan

Görünmez Duvarlarım – Nurbanu Asena

http://www.antalyasinemadernegi.org/haber/22/en-iyi-10-animasyon-film-belli-oldu

Irfan

Yönetmenliğini Rıdvan Çevik’in yaptığı “İRFAN” filminin bitmiş halini buradan izleyebilirsiniz. Bir önceki gönderilerimizde “İRFAN” filmi ve Rıdvan ÇEVİK hakkında röportaj yapmıştık. Detayları aşağıdaki linkden bulabilirsiniz.

http://www.animasyongastesi.com/?p=4222

RIDVAN CEVIK ve IRFAN FILMI

 

Kendinizi kısaca okuyucularımıza tanıtır mısınız?
Eskişehir’de doğdum. Çizime ve çizgi filmlere ilgim kendimi bildim bileli vardı. Anadolu Lisesi’ndeki hocamın tavsiyesi ile önce Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ni ardından yine içinde “anadolu ” geçen Anadolu Üniversitesi’ni kazandım. İkinci sınıfta Tahsin ÖZGÜR hocamla tanıştım. O yaz, Alman yapımı bir film için asistanı olarak yanında stajımı yaptım. Üniversiteden mezun olduktan sonra sırasıyla Esin Desen – Yoğurt teknolojileri ortak yapımı bir filmde, Sinefekt, Anima, İmaj gibi şirketlerde reklam filmleri için karakter canlandırma, karakter tasarımı, öykü taslağı(storyboard) yapımı gibi çalışmalarım oldu. Sonra askerlik ve yine benzer reklam yapımlarından sonra çalıştığım filmlerdeki deneyimlerimi uygulamalı olarak paylaşmak, reklamın ötesinde (ürün göstermek dışında) oyunculuk içeren, nitelikli canlandırmaların olduğu filmler yapmak ve çizgi film yapımına yönelik araştırmalarımı arttırmak için mezun olduğum üniversiteye geri döndüm. Arada çeşitli karikatür, endüstriyel tasarım işleriyle ilgilendim, yarışmalarda bazı derecelerimiz oldu.

Şu an son yaptığınız film İrfan. Bu filmi yaratmaya iten ilham kaynağı nedir ?

Araştırma görevliliğin en güzel yanı, zaman yaratabiliyorsanız, adı üstünde görevim araştırma diyerek içimden geldiği gibi yararlı projeler üretebilmek. Zaten bunu da hesaba katarak parayı ikinci yana bırakıp üniversiteye başlamıştım. Başlarken neden üniversite diye sorulduğunda istediklerim arasında öğrencilerle birlikte filmler yapmak da vardı. Çünkü çizgi filmi öğrenmenin de öğretmenin de ilk gereğinin YAPMAK olduğuna inanıyorum. Sonrası kendiliğinden gelişti. Bir kısım yetenekli öğrencimin talebi doğru bir zamanlama ile denk geldi. Ders dışında, üniversitede akşamları kalarak depodan bozma daracık bir odada yaptığımız Yağmur Makamı adında bir çizgi film oldu. Amacımız sadece bir filmi bitirmek olmasına karşın film çeşitli yurtdışı ve Türkiye’deki festivallerden birincilik dahil çok güzel davetler aldı. 2009 yılıydı, o zaman rektörümüz olan Prof. Dr. Fevzi SÜRMELİ’nin Yağmur Makamı’nı izlemesi, beğenmesi ve benden yeni bir film yapmamı istemesi üzerine İrfan’a başladım. Sonrasında ilham (esin) gelmek zorundaydı 🙂 Aynı odayı aradan geçen 2 yıl sonra temizletip badanalattım. Yağmur Makamı ekibimiz bu sırada mezun olduğu için yeni öğrencilerimle işe koyulduk.

Üniversitenin size ne gibi desteği oldu?

40 metrekare de olsa içine mağara devirlerinden geleceğin Eskişehir’ine kadar uzanan bu hayali sığdıran bir oda ve gerekli kağıt, suluboya takımları, 3 bilgisayar, 9 çizim 1 çekim masası vb. Ses kayıtları ve ne yazık yalnızca bu kayıtlardan biri için kullanabildiğimiz çok havalı bir de güneş arabası 🙂
Filminizi ne kadar sürede ve kaç kişilik bir ekip ile gerçekleştirdiniz?

İrfan’ın üniversitedeki 1 gününü anlatmak için 4 yıl. Canlandırma, seslendirme ekibi, foley kaydı, stajeri toplam 40 kadar kişi görev aldı. Bu kişiler arasında Tahsin Hoca’mın da bulunduğunu özellikle ve gururla belirtmek isterim. Çalışan sayısını filmin gereklerine göre değiştirdim. Aynı anda 12 kişi görev aldığı gibi yalnız çalıştığım dönemler oldu.

Tahsin Özgür’ün Dünya çapında büyük şirketler olan Disney ve Don Bluth stüdyolarında başrol karakterler canlandırdığını biliyoruz. Kendisinin filminize olan desteği nasıl oldu, biraz daha açıklayabilir misiniz?

İrfan’daki tüm Sunucu Kız, Kameraman ve İktisat hocasına ait sahneler hocama ait. Çizgi film yapanlar çift karakterli ve içinde kamera gibi ayrıntılı nesne taşıyanların bulunduğu sahnelerin ne kadar emek ve zaman aldığını iyi bilirler. Hocamın neredeyse tüm sahneleri bu şekildeydi. Şu adresten https://vimeo.com/37128540 yaptığı sahnelere ait bir örneği izleyebilirsiniz. Bunların ötesinde atölyemizi ziyaret etti, uzakta da olsa zaman zaman tavsiyelerini alma fırsatım oldu. Filmin yapımında kullandığım pek çok yöntem hocamın yanında yaptığım stajdan öğrendiklerimdir.

İrfan filmi sizin için ne anlama gelmektedir ?

Ağır sorumluluk yükleriyle aldığım geminin okyanustaki 4 yıllık görevini tamamladıktan sonra onu sağ salim karaya teslim etmek anlamına geliyor.

Sizin için Canlandırma ne anlama gelmektedir ?
Hep şu örneği veririm. Elinize bir kalem alın ve yere bırakın. Herkes bilir, yerçekimi ile düşecek, yere çarpacak ve birkaç zıplama vb. devinimden sonra duracak. Bunun canlandırma olması için o kalem yere düştüğünde en azından bir “ah!” duymamız, yada o kaleme ait canın acıdığını bir çizgi filmcinin izleyiciye hissettirmesi gerek. Bu ne yazık ki çoğu tarafından önemsenmiyor ya da hareketlendirme ile karıştırılıyor. Yoksa birtakım fiziksel devinimleri bilgisayarlar hakkınca taklit edebiliyor. Bilgisayara şunu şurdan şuraya götür diyorsunuz, yada çizimde iki uç resim çizip aralarını dolduruyorsunuz, tamam, bitti – bu yetmez! Canlandırma olabilmesi için fizik kurallarının ötesinde(ama elbette bunları da dikkate alan), “kopyala/yapıştır” ları aşması, her karakter

e ‘ÖZ’gü, yani film içindeki bir karakterin, hangi çizgi filmci canlandırırsa canlandırsın tutarlılığının aynı kalması, film içindeki her karakterin birbirinden farklı “can”a, yani akla, duyguya ve bunların sonucu olarak oluşan hareketlere sahip olması gerekir. Canlandırmanın hareket ötesine geçebilmesi için çizgi filmcinin emeği dışında hem öznel hem de filmdeki ortak akıl ve yorum süzgecinden geçmesi şart !!

İlham aldığınız filmler ve sanatçılar var mıdır ? Bu filmler ve kişiler kimlerdir ? İlham (esin) aldığım filmler çocukluktan başlar. Nils ve Uçan Kaz, Lazerion, cumartesi sabahı çizgi filmleri…saymakla bitmez, neredeyse tümünün hastasıydım.. sonra Akira ve Aladdin. Beauty and The Beast’in yapımını izlediğimde de son derece etkilenmiştim. Tangled, İncredibles. Ama hepsi bir yana Tarzan’ın yeri bir başkadır. Tahsin hocam’la tanıştığımızda merakla bu filmde yaptığı sahneleri sormuş ve bize o sahnelerin Amiga bilgisayarda karakalem çekimlerini göstermişti.. O an aldığım ilham(esin) gibisini hiçbir izlediğimden almadım. Kuşkusuz Hayao MİYAZAKİ ve onun özellikle Prenses Mononoke (Mononoke Hime) filmi. Japon demişken, Akira Kurosawa’nın filmlerindeki anlam yaklaşımı, filmlerini izledikten sonra aklımda yer edecek derece beni etkilemektedir. Son olarak 3 İdiots diye bir film var ki izlemeyen artık kalmasın 🙂

Film’in tam olarak insanlara vermek istediği mesaj nedir ? Anlatmak istediğini yapanın bile anlamadığı filmler yanlısı değilim. Bu yüzden İrfan’ı izleyenler ne iletmek istediğimi kolaylıkla alacaklardır ama henüz izleyemeyenler için şöyle söyleyeyim. Aynştayn(Einstein)’ın “Eğitim okulda öğrenilenler değil, okuldan sonra akılda kalanlardır” sözü İrfan’ın özetidir. Atatürk’ün “Eğitimde ve öğretimde izlenecek yol, bilgiyi insan için bir süs, bir hükmetme aracı ya da uygar bir zevk olmaktan çok maddi hayatta başarı sağlayan pratik ve işe yarar bir araç haline getirmektir” sözü de senaryoyu çizerken aklımın bir köşesinde hep yankılandı.

Ne tarz animasyonları izlemekten hoşlanırsınız ? İster çizim, ister bilgisayar, ister hamur…hangi yöntemle yapılmış olursa olsun bana ne ile yapıldığını unutturup karakterlerin gerçekten yaşıyormuş izlenimini veren her filme varım, defalarca izlerim. Üstüne güzel de bir anafikri olursa ne âlâ.

Filmin yapımında ne tarz zorluklarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız?
Değişik tarzda zorluklar oldu. En başta nitelikli olmasını amaçladığınız filmi henüz 2. sınıftaki öğrencilerle yapmakla profesyonel bir ekip ile yapmak arasında uçurumlar var. Filmde aynı anda hem hoca, hem yönetmen, hem canlandıran, hem proje sorumlusu, hem akademisyen ve daha pek çok olmak için gündüzler yetmiyor genellikle akşam ve haftasonları, herkes çalışmasını bitirdikten sonra ek çalışma yapmam gerekiyordu. Sonra bu gönüllü bir proje diyebilirim.. sadece filmi değil insanların güven ve inancını omuzunuzda taşıyorsunuz. Bu ağır bir sorumluluk. Her ne kadar öğrencilerin bir kısmına üniversiteden başlangıçta bir miktar aylık ödenek sağlandıysa da bu öğrenciler görevlerini tamamladıktan sonra devam eden, katılan birçok öğrenciye bildiklerimden başka verebileceğim bir şey yoktu.. Peki, İrfan’da sunucu, kameraman ve iktisat hocasını canlandıran kişi dünya çapında usta bir çizgifilmci olursa ona ne verebilirsiniz? Filmin elbette en hakkı ödenemeyecek desteği Tahsin Hocam oldu. Canlandırdığı tomar tomar çizimler filme İstanbul’lardan ulaştı…ayrıca Selçuk Hocam tüm ses kayıtlarını kılı kırk yaran titizlikle gerçekleştirdi. Ve Erol Hoca’mın seslendirmeleri tabi.. Bu yüzden İrfan’ı hiç tereddütsüz -bilgi ve deneyimlerini özveriyle aktaran hocalarımıza adadım ki, filmde anlattığımız gibi zorluklarımızın kolaya ermesinde katkıları olduğunu her zaman hatırlayalım… bunlar dışında teknik ve manevi zorluklardan hiç söz etmeyeyim.. özetle zaman, çaba, sabır ve değerli insanlar ile her zorlukta kolaylıklar bulabildim.

Filmin yapım aşamalarını ve planlamanızı açıklayabilir misiniz ?
Film benden istendikten sonra ana hatlarını belirledim ve birkaç hafta içerisinde kabaca ilk öykü taslaklarını hazırladım. Sonra bu anahatlar ile yapımı gerçekleştirecek öğrencileri bulmak için duyuru yaptım. İlgilenen öğrenciler ile toplantılar yaptık. Mayıs ayından üniversite tatile girene kadar asıl takım belli oldu. Birkaç hafta tatil yapıp geldiler. İlk yıl eğitim aşaması, temel gereksinimlerimize göre öğrencilerin altyapılarını kuvvetlendirmekle geçti. İkinci ve üçüncü yıllar yapım; yani canlandırma, filmdeki ortamların tasarlanması, çizimlerin taranıp renklendirilmesi tamamlandı. Dördüncü yıl ise fonların elden geçirilmesi, ses, görsel etkilerin biçimlenmesi, film bütünlüğünün sağlanması, grafik tasarımları ve tüm bunların kurgulanması oldu. Konservatuarımızdan Erol İPEKLİ ve değerli öğrencileri seslendirmeleri yaptılar. Bu sahneler canlandırılarak filme eklendi. Selçuk KIRAY hocam ve ekibi titizlikle foley ve ses kayıtlarını tamamladı. Bunca sene tek tek çizilen bütün çizimlerin ayıklanması, ard alanlardaki kırçıllar ve arşiv işleri gibi bazı ayrıntılar bile beklenmedik derecede zaman aldı doğrusu.

Türkiye’deki Canlandırma ortamı ve yapılan işler hakkında ne düşünüyorsunuz  ?
Trt Çocuk kanalı ile bir anda oldukça hareketlendi. Yeni yapımlar, yapımevleri oluştu. Senelerdir özlemini çektiğimiz gelişmeler bunlar. Bu oluşumların yalnızca en az çizimle filmi nasıl yaparım düşüncesi yerine (ekonomik nedenlerle az çizimli de olsa) nitelikli filmler yapmak adına bir altyapı kazandırabilmelerini ümit ederim. Bazı yapımlar bunun işaretlerini vermeye başladı. Bunu zamana bırakmak yerine başlangıçta ilke haline getiren ve koruyabilen şirketler elbette izleyiciler tarafından saygınlık

görecek ve uzun vadede takdir getiren, nitelikli ve özgün yapımlara imza atacaklardır. Dünyada arada bir öne çıkan lafın(her anlamda) çizgiye egemen oluşu var. En beklemediğiniz yerler bile zaman zaman bu tuzağa düşüyor. Bu hastalığın ne bizde ne dünyada daha fazla yer tutmaması gerektiğini düşünüyorum.

Gelecekte , Canlandırma adına ne tarz planlarınız var ? Nitelikten taviz vermeden ama şartları da göze alarak yeni çizgi filmler yapmaya ve araştırmalarıma devam etmek istiyorum. Derdim sadece film yapmak değil, iyi film yapmak. Aklımda kurduğum, beni son derece heyecanlandıran bu projeleri yapmaya kalksam herhalde bir ömür yetmez, o yüzden bazı planlar değişiyor. Hak ettiği zaman ve emeği verebileceğim, her filmde seviyeyi yükselttiğimiz için gittikçe daha nitelikli canlandırmaya gereksinim duyan, ağır ama temiz projeler düşünüyorum. Elbette çizgi filmle ilgilenenlere yönelik yararlı çalışma ve paylaşımlarım da devam edecek. Yeni açtığım cevikcizgifilmci.net’den gelişmeleri takip edebilirsiniz.

Yetişen yeni nesil animatörlere ne tarz öğütler verirsiniz ?
Genç olmak müthiş bir şey. Yaratıcılık, deli kan, yeni fikirler… Geçici moda ve akımlara kapılmak yerine kendi akıl ve vicdanlarındaki sanatı dinlemeleri yeterli. Gerisi İrfan’ın kapanışında söylediğimiz gibi sadece denemek!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dudak Esleme

Esinlenmiş 3d: Dudak eşleme ve yüz canlandırma

© keith lango, 2001

Çizgi filmde dudak eşleme

Bu konuda en yararlı olabilecek araç canlandıranın kendi dudak hareketlerini gözlemleyebileceği bir aynadır. Ancak aynanın kullanımında yapılması tasarlanan sesin abartılı dudak hareketleri yerine doğal konuşma tonunda gözlemlenmesi gerekir. Günlük konuşma şeklinde ağzın sesler üzerindeki geçişleri, yutma ve yuvarlamaları dikkatle incelenir. Basit görünmesine karşın bu çalışma çok faydalıdır. Görüneni canlandırmada olay gözlem ve verileri bir araya toparlamaktan ibarettir. Haber sunucularının ağızlarına dikkat edin. Konuşma sırasında, kelime yuvarlamalarında ne kadar geniş ve çeşitli ağız ve yüz biçimleri kullandıklarını görülebilir.

Verileri toplama

İyi bir dudak eşleme animasyonunda canlandırılması tasarlanan sesteki temel iletişim öğelerini yakalamak işin püf noktasıdır. Köle gibi her duyduğunuzu sandığınız konuşmayı yorumlamak yerine gözlerinizi kısın. İhtiyacınız olan konuşmadaki genel duyguyu hissetmektir. Buna 1800’lerin sonlarında yaşanan izlenimciliğin bir türü denilebilir.

19’uncu yüzyılın sonlarına gelene kadar Rönesans sanatı yıllarca şunun üzerine çalıştı; en ince ayrıntısına varana dek, kılı kırk yararcasına gerçekliğin yeniden yaratılması. Gerçeklik hedefti ve işin kuralı resimde bunu harfiyen uygulamaktı. Daha sonra sanatçılar görünenin genel esasını yakalamak için bir fikir geliştirdiler. Ağaçtaki her bir yaprak tanesi ile uğraşmak yerine ağaç üstündeki ışık, gölge ve renk değerlerini bir başka alana taşımak üzerine yoğunlaştılar. Bu yeni veri birleşiminde artık yapraklar biçim, renk, ton ve zıtlık kadar önem taşımıyordu. Tıpkı izlenimcilerin resimlerinde gerçekliği birebir kopyalamaktan uzaklaşmaları gibi konu dudak eşleme olduğunda çizgi filmcilerin izlenimci davranmaya ihtiyaçları vardır. Buna en iyi başlangıç geniş fırça darbeleri ile temelin sınırlarını atmaktır. Bunun en iyi yolu ise ağzın kapalı ve açık durumlarındaki zamanlamaları tutturmaktır.

Açık mı kapalı mı?

Dudak eşlemeye başlarken önce sadece ve sadece ağzın açık ve kapalı durumlarını yakalayın. Bu temel ihtiyaçla dudak eşlemeye dair neredeyse ihtiyacınız olan her şeyi elde edersiniz. Kahrolası kuklalar 30 yılı aşkın bir süre böyle iş yaptılar!! Bu hedef noktalar izlenimci bir tablonun geniş fırça darbeleri gibidir. Biçimi, zıtlığı, formu ve şekli ifade ederler. Daha sonra dokunun ayrıntıları ağzın açık ve kapalı biçim ve zamanlamalarında yapılan tercihlere göre yapılır.

Bu açık ve kapalılar sizin daha özel tercihlerinizin temelidir. Sadece ağzın bu açık, kapalı ve geniş olduğu biçimlerini saptasanız iyi bir dudak eşlemeye giden yolun %75’ini bitirmiş sayılırsınız. Birçok ufak tefek dudak eşleme böylece devre dışı kalır. Bundan şüpheniz olursa VeggieTales gibi texture map’lerin ağız olarak kullanıldığı filmlere bakın. Bunun gerçekten doğru işe yaradığını görebilirsiniz.

Gerçekliğe karşı izlenimcilik: durum çalışması

Mouse Haunt filminde Christopher Walken’in karakteri farenin düşünce yapısını anlamak üzerine bir şeyler mırıldanmaktadır. Şöyle der “you hafta get” inside the mouse’s mind. Bu “you hafta get” kısmı yaklaşık 25 resimdir. İlk bakışta uçların şu şeklide olması beklenir:

Y( dudaklar büzülü)

Ooo

H

Aa

V

T

Uh

G

Ee

T

Bu “you hafta get” demenin kelimesi kelimesine karşılığıdır. Halbuki dudakları birebir harflere eşlerseniz sonuç kaba ve sarsıntılı bir ağız animasyonu olacaktır. Bu pozlardan bazıları ekranda sadece 1 karede görünecektir ki bu tamamı ile aşırı bir bildirimdir ve izleyicinin yorumu için gerekli zamanı boşa harcamak demektir.

Ufak bir inceleme biraz açık bir durumdaki ağızdan (ah in hafta) biraz kapalı bir diğer poza (the F in hafta) ve tekrar açık (hafta nın sonuna) poza geçişi gösterecektir. Sonuç ağzın sadece 3 kare içerisinde çabucak patlamasıdır.

Çoğu zaman işe yeni başlayanlar, yüzü birebir tek harfi söylerken kopyalayarak bir sesbirimi (fonem) yaratırlar.Yani “e” sesbirimi için tek başına “e” dersiniz. “K” sesi için bir ayna karşısında çıkardığınız sesin temelinde”kıh” vardır. Bu başta mantıklı görünebilir. Sorun ise “t” yi tek başına söylemenizle “heyt” bundan tamamen farklı olarak “pet” de kullandığınız “t” sesidir. “Getir” ve “götür” kelimelerinde de “t” farklı şekillerde görünmektedir.

Soldan sağa: Temel “t” sesi, “heyt” kelimesinde “t” sesi; “getir” kelimesinde “t”, ve “götür” kelimesinde “t” sesi.

Bu şekilde hiç unutulmamalı ki seslerin birbirlerine bağlı olarak canlandırılması gerekir. Bir önceki ses biçimi şu an bulunan ses biçimini etkiler. Tıpkı bir sonraki sesin şu anki ses biçiminden etkileneceği gibi.

Öyleyse gösterilen ağız biçimlerin hepsi bir önceki ve takip edecek biçim/sese bağlı olmalıdır. Eğer ses çizelgesinde gördüğünüz bütün “t” leri aynı biçimde canlandırmaya kalkarsanız ve ne önceki ne de sonraki sese aldırış etmezseniz kendinizi boş yere açılıp kapanan bir ağız animasyonun önünde bulursunuz. Konuşmayı canlandırmak demek harfleri birebir canlandırmak demek değil, ses yapmak için gereken biçim akışını canlandırmaktır.

Eğer animasyonunuzdaki ana ifadeleri elde edebilirseniz kalan ufaklıkları bırakırsınız kayar giderler. Tıpkı bir izlenimcinin fırçasından tek bir hamleyle bıraktığı lekede bir yığın yaprağı saklaması gibi siz de kelimeleri ve ses biçimlerini bir sonraki kelime ve ses biçimine yuvarlanmaya bırakmalısınız. Hedef yüz ağırlıklarını akışı gösterecek biçimde birleştirin. Yaprakları tek tek göstermek yerine zıtlığı ve biçimi göstermeye bakın. Konuşma seslerin tekrar edilmesinden çok akıcı bir eylem biçimidir.

Tekrar “you hafta get” örneğine dönecek olursak ana aksanları (vurguları) biraz daha izlenimci bir biçimde ele aldığımızda bunlar;

OOuuu

eeFF

Eh

Yüksek bir sesle söyleyin. “Ouuuu” yoooğurtdaki gibi, “eeFF” eflatun ve “Eh” de ehliyetteki gibi … OOuu- eeFF- Eh

Bu daha “you hafta get”, değil mi?

Şimdi bir adım daha ileri gidelim. Elinize bir ayna alın ve “you hafta get” deyin.Yeniden söylediğinizde ağzınızın nasıl göründüğüne bir bakın. Şimdi birkaç kez “OOuu- eeFF- Eh” deyin. Bu ikinisinin ne kadar birbirine yakın olduğunu gördünüz mü? Şimdi aynı esasın bir başka örneğine gelelim. Aynaya “i love you” deyin. Sonra da “elephant shoes”. Benziyorlar değil mi? Şimdi hassas birkaç özel seçeneğe değinelim.

You daki “yuh” un “hafta”nın başındaki açık “aa” ya akıtmak isteyeceksiniz. You’nun sonundaki “ooo” yu geçin çünkü o kadar güçlü değil. Yok değil ama o sırada ağız “hafta”yı söylemeye başlamış bile. Sadece bir diğer kelimeye kayıyor. “Hafta”nın “h”si boğazın arkasında kaynar ve dolayısı ile dudakların söylemesine gerek kalmaz.

“Hafta” nın güçlü “aa” sı ılımlı olarak alınırsa “f” vurgusu kalan iki kareye kelimeyi okutur. Bu tümcenin esas kapalı noktasıdır, dolayısı ile altı çizilmeli ve açıkça okunmalıdır. Sonra hafta nın sonundaki ”ah” ı “get” in “g” si gibi es geçin. İkisi de nefesin altında olur biter; “ff” den “get”teki “eh” e kadar olan kısımda geçip giderler. Son açık pozda “eh” i vurgulayın. Sonra uygun bir kapanmaya yakın, “t” nin “a” (Türkçe “i” diye okunur) izlenimini verecek bir ağız ile bitirin. Şimdi temel olarak “OOuu- eeFF- Eht” i canlandırmış oldunuz. Ve biliyor musunuz ne oldu şimdi? Akıyor, daha doğal ve pop-lama yok.

“t” “d” “n” ve benzeri sesler için ne demeli? Krakterinizin dili varsa tüm iç ağız seslerini bunlarla sağlayabilirsiniz. Bu iç sesler şunlardır:

L

Th

T

G (Türkçe için “ci”)

Dil çalışmasını burada koyar, olabildiğince izlenimci yaklaşırsanız kalan ufak işleri oldukça kolaylarsınız. Burada püf noktası dil hareketlerini çarçabuk oluşturmaktır. Dili iki kareden fazla (özel bir sebebiniz yoksa) bir pozdan diğerine götürmeyin yoksa “eLeL” sesinde – “bed” “bold” a “guud(good)” “gold” a döner. Dili hafif ve çabuk tutun.

Dudak eşleme hakkında akılda tutulması gereken bazı şeyler

Dudak eşlemede ve canlandırmada (animasyon) kullanılabilecek veri miktarı bir hayli etkileyicidir. Canlandırma yaklaşık 100 yaşında ve bu süreçte yapısını ve keşiflerini oldukça tamamlamış durumdadır. İyi bir dudak eşleme tekniğine bu yıllar içerisinde keşfedilen aşağıdaki ipuçları yardımcı olabilir:

  • Geniş açık bir ağızdan kapalıya ya da tersine tek karede geçmeyin. Kesinlikle açıktan kapalıya 3 karede geçmeyin.
  • Ağzı durağan tutmayın. “Ah (Aa)” şekli tutulduğunda yavaşça bir başka “Ah (Aa)” şekline dönüşür.
  • “M” ve “F” seslerini iki kare gösterin. Eğer yer ve zaman kısıtlıysa bir sonraki sesten çalın.
  • Hedefinizden gözünüzü ayırmayın ve bir sesten diğerine geçerken geçişlerin dümdüz olmadığından emin olun.Yüzün canlandırılmasında beden için geçerli tüm canlandırma teknikleri geçerlidir. (Kırmalar (breakdown), yaylar, bindirmeler (overlap))
  • Ses biçimini ses duyulmasından en az iki kare öne koyun. Eğer burun buruna eşlerseniz tam hızında oynattığınızda geç geliyor izlenimini uyandırır. İnsanların görüş algısı sesten hızlıdır dolayısıyla izleyenler işareti sesten önce görür.
  • Ağız açılarını kırın. Ağzı yukarı aşağı, sağa sola kaydırın ve dolaştırın. Karaktere konuşurken ifade katın. Karakter konuşabilir ve gülümseyebilir, konuşabilir ve kaş çatabilir ve konuşabilir aynı zamanda da esneyebilir bile.
  • Dudak eşlerken kullanacağınız karakter iskeletinin gerçek hayatta kullanabilir biçimde olmasını sağlayın.
  • Kafatasına bağlı olduğundan üst dişler oynamaz.
  • Kafa ve boynun açıkça belli olduğu karakterlerde çene döner, kaymaz.
  • Pozlarınızı iteleyin. Abartmaktan korkmayın. Prenses Fiona Final Fantasy sendromundan (birebir gerçekliği kopyalamaktan) kaçının. Ağız biçimlerini canlandırırken ses ve çizelgesindeki erki (enerjiyi) aklınızdan çıkarmayın. Yüksek sesler ağzı geniş ve biçimleri abartılı gösterir. Televizyon sunucularının ağızlarına bakın; yüzleri çok esnek ve bazen abartılıdır.

Gözler

Şu sözü duymuşsunuzdur, “gözler ruhun penceresidir”. Yüzden sonra gözler ifadeli iletişimin anahtarıdır. Eğer harika bir beden ve harika bir göz-ifadesi canlandırmasına sahipseniz ağzın durumu işaret etmesine ihtiyacınız yoktur. Dolayısıyla iletişim için gözler karakterin geri kalanıyla aynı kalıbı izlemelidir.

Karakterin yüzü mutlu bir ifade ile başlıyor. Geçiş gözlerle başlıyor ve sonra yüze yayılıyor. Son ifadede tamamen kızgınlık ortaya çıkıyor.

İfadeyi taşırmak

Gözler yüzün lideridir. Ben buna “ifadeyi taşırmak” diyorum. İçteki duyguların değişimi gözlerle başlar sonra ağza oradan omuzlara ve omurgaya doğru taşar. Tıpkı bir ifadenin bedene akması (dökülmesi) gibi. Bunların hepsi gözde başlar; göz her türlü duygusal geçişe öncülük eder. Yukarıdaki şekil bu ifade değişimini göstermektedir.

Bir karakterin mutludan kızgına geçişini hissetmemiz gözlerle olmalıdır. Yüzün geri kalanı sonra gelir. Güdülenmiş bir durağanlıktayken karakterin bir davranışa geçmesi için önce bir şey hissetmesi gerekir. Öyleyse canlandırma ile göstermeden önce karakterin ne hissettiğini bilmelisiniz. Eğer duygularını değiştirecekse bunun başlangıcı gözlerdir. Sıra sonra bedene gelir.

Duygu

Gözler kalbin içindeki gerçeği saklayamaz. Öyleyse eğer biri cesur bir duruşa sahipse gözler ruha giden anahtarı verecektir. Canlandırmada söylenmeyen gerçeği anlatırken gözler kullanılır.

Eğer karakterinizin gözleri duygusal olarak ifadeyi kaçırıyorsa yalan söylüyor demektir. Eğer cesur bir gövde gösteriyor fakat gözlerde korku görünüyorsa beden ne söylerse söylesin doğru olan korkudur. Eğer bunu anlatmak istiyorsanız bu müthiştir. Olabilecek en kötü şey gözlerin anlatılmak isteneni yanlışlıkla da olsa gösterememesidir. Bu tıpkı bağlama (genel duruma) uymayan kelimeler gibidir.Bu yüzden gözlerdeki ifade değerlerini çalışmanız ve öğrenmeniz gerekir. Yüz ifadesi ve duygusal etki için pozlamaya yönelik birçok harika kaynak vardır- bunların en bilineni Gary Faigin’in “Artist’s Complete Guide to Facial Expression”. Buna karşın en iyi kaynak hayatın kendisidir. İnsanları izleyin, iyi filmler izleyin ve büyük oyunculuk örneklerine canlandırma dağarcığınızı zenginleştirmek amacıyla bakın. Dağarcığınızı geliştirmekle karakterinizin gözünden izleyicinizle konuşma yeteneğinizi arttıracaksınız.

Göz kırpmaları

Göz kırpmaları yüz canlandırmanın en tuhaflarından biridir. İyi kurallar vardır fakat bunlar asla “ölüm ya da yüz kızartıcı bir suça verilen ceza kadar kesin” türünden değildir. Bunlar kırpmayı canlandırırken akılda bulundurulmasında faydası olabilecek şeylerdir. Şöyle ki:

  • kafa döndüğünde
  • göz kaydığında
  • her 30 karede ve benzerleri
  • ortalama göz kırpma süresi iki karedir, kapalı tek kare ve açılması beş karedir (saniyede 24 kare için)

Söylediğim gibi bunlar ortalama kullanımdır, işlemediği durumlar olabilir. Kırpmanın püf noktası diğerlerinde olduğu gibi bunu bağlam (genel durum) içerisinde değerlendirmektir. Kırpma sırf gözleri nemlendirmek için istemsiz olarak yapılmış olabilir. Bu türden bir kırpma kendisine dikkat çekmez; daha çok karakterin canlı olduğu göstermek üzere yapılır. Fakat kırpma aynı zamanda içsel ve güdüsel de olabilir. Kimi zaman karakterin iç duygulanma ve düşünceleri tamamen bu göz sulandırma ihtiyacı dışında bir ya da iki kırpmaya neden olabilir. Sarsıcı haber alan kişi buna iyi bir örnektir. Cevap yerine donakalır ve hızlı birkaç kırpma gösterebilir. Bu tamamen içgüdüseldir. Kırpmalar insanların kafalarında olup biten bir şeyden diğerine geçmelerine yardımcı olur. Sinemada sahnelerin geçişlerde kesilmesi gibi kırpma konuların geçişinde bir kesmedir. Karakter başını döndürdüğünde ya da gözünü kaydırdığında kırpma anlam kazanır. Eşzamanlı akıl temizlemedir. Eğer bir karakter odakla mücadele ediyor ya da zor bir işlem yürütüyorsa (“Baban az önce öldü”), daha sık olarak göz kırpmaya başlayacak ve kafasındaki karışıklığı temizlemeye ve aklında bir açıklık bulmaya yönelecektir. Bu bir kişinin yalan söylediğindeki çift kırpma kuralını çağrıştırır. Bu kişi yalan söylediğini bilir ve yalanını bastırmak için daha fazla çalışmalıdır. Bu berraklık için göz kırpacaktır.

Ben yüzü canlandırırken göz kırpmaları eğer göz kırpma öncelikli değil ise genellikle sona bırakırım. O zamana kadar karakterinizin bedeni,ağzı ve yüzü anlatılmak istenen ne ise açıkça ortaya koyar. İzleyicinin göz kırpmalarına takılmasını hikaye gerektirmediği sürece istemezsiniz. Göz kırpma yemeğe katılan baharat gibidir. Oyunculuğun tadına göre katarsınız temeline değil. Fakat yine belirtmeli ki bu genellikle böyledir. Her zaman kırpmanın öncelik olacağı ya da işaret etmek istediği bir durum olabilir.

İş akış tutanağı

Benim genel olarak yüz canlandırma işleyişim şu şekildedir

Tasarım:

  1. Sesi dinle
  2. Karakterin belli başlı durumlardaki duygularını yaz (Söylemek istediğini bil).
  3. Kendini o sesi söylerken izle
  4. Beden duruşlarına bak.
  5. O duygu için yüz durumlarını çala kalem incele (Söylemek için hangi kelimelerin kullanıldığını bil).
  6. Bakış yönlerinin duygularla aynı olmasını sağla.

Uygulama:

  1. Bakış yönünün uçlarını çıkar (keyframe).
  2. Çenenin sese uygun açık-kapalı durumlarını sese eşle
  3. Diğer ayrıntılı dudak eşlemeleri yakala

Duygu:

  1. Duygunun önemli anlarını yakala ve tam ifadeye uyacak biçimde yüzü (tüm uçlarla) işle.
  2. Dudağı duygusal nitelemelere uydur (mutlu, üzgün, kızgın, kaygılı).
  3. Önce gözlerle içsel gerçekleri açığa çıkarıp bunu yüzün altına ve bedene akıtarak canlandırmayı dengele.
  4. Kırpmaları ekle.

İşinizi başta tasarlayarak ve tasarınıza uyarak canlandırmanıza daha fazla fikir ve hazırlık kazandırabilirsiniz. İyi tasarım ve iyi uygulama başarılı bir yüz animasyonu için yardımcı olur. Şunu hiç unutmayın: hatalı tasarım hatayı tasarlamaktır.

Keith Lango

Çeviren: Rıdvan Çevik

 

Asıl metin için:

http://www.keithlango.com/tutorials/old/lipSync.htm