Tahsin özgür

THE THIEF AND THE COBBLER

THE GREATEST ANIMATED MOVIE THAT WAS NEVER MADE (1)
(Dünyanın Yapılamamış En İyi Çizgi Filmi)

 

 “Sonlandırmadığın her iş bir anıdan ibarettir…”

Herhangi bir yapıtı değerlendirirken, onu süzgecinden geçirdiğim bir filtre geliştirdim yıllar içinde. Buna bir tür mesleki deformasyon da diyebiliriz. Eserin anlattığı hikaye ve işçiliğin göz alıcılığı kadar, onun hangi şartlarda, hangi dönemde, nasıl bir sosyal-politik ortamda ve ne tür araçlarla üretildiğine de önem vermeye başladım. Değer yargılarımızı göreceli kıyaslamalar üzerinden oluşturmadığımızda, yolumuzu kaybedeceğimizi düşünmüşümdür hep. Enstrümanların, insanların ve dönemlerin doğasında, birbirlerine kıyasla avantajlı olduğu durumlar vardır. Bir eseri sadece bize sunulan haliyle algılamaya çalışırsak eğer, dijital ortamda boyanmış bir illüstrasyonla ıslak sıvaya pigment sürerek yapılmış bir fresk arasındaki farkı yeterince anlayamayız. Sanırım demek istediğim, önemli olan sadece eserin hangi noktaya ulaştığı değil; asıl önemli olan eserin o noktaya nereden ulaştığı ve toplamda kat ettiği mesafe. Böyle bir giriş yapmak istedim çünkü anlatacağım hikaye de kendi şartlarında üstün mesafeler kat etmiş (ve ironik olarak bazı yönleriyle de sınıfta kalmış) bir eser hakkında.

The Dark Side of Oz

The Dark Side of Oz

Efsaneleri severim. Keşfedilmemiş hikayeler, gözden kaçan bağlantılar, akıl almaz rastlantılar beni bir eseri tümden tüketmeye iten gizemlerdir. Onunla ilgili var olan her türlü merkezi ve çevresel dökümana saplantı derecesinde ilgi duymaya başlarım. Ta ki geriye önemsiz kırıntıları kalana ve hayatın durağan sıkıntısı kendini tekrar hissettirene kadar. Bir sonraki efsaneye kadar yani… Bunu sanat komplosu teorilerine duyulan bir ilgi gibi de değerlendirebilirsiniz. Dark Side of the Oz’u duyup da ilk seyrettiğimde gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum.

 

Richard E. Williams

Richard E. Williams

“Hırsız’la yapmaya çalıştığım şey, başyapıt dedikleri şey. Eskiden bir araçta ustalaştığınızda, usta bir ressam olduğunuzda mesela, başyapıtınızı yapardınız. Bu, eski moda bir şey tabi. Ben sonunda bu işte ustalaştım ve bir başyapıt yapacağım… Umarım… Eğer bitirebilirsem!” (1)

 

 

 

 

Yukarıdaki sözlerin sahibi Richard Williams, canlandırma dünyasının en enteresan figürlerinden biri şüphesiz. Yaşı yetenler, onu Roger Rabbit’te yarattığı olağanüstü dünyadan hatırlayacaktır. Mesleğin içinde olanlar, kütüphanelerinin en önemli kitaplarından Animator’s Survival Kit’in yazarı olarak tanırlar. Peter Sellers’ın Pembe Panter filmleri için yaptığı giriş animasyonları, o filmlerle beraber klasikleşmiş sayılabilir. Williams, bugüne kadar kazanmış olduğu üç Oscar heykelciğiyle Leonardo Di Caprio’ya bile parmak ısırttırabilir. Ama beni en çok etkileyen işini, bunları bildikten yıllar sonra keşfetmiştim.

(*) “Animation is not about timing and spacing. It’s about shapes…”

DMA-Animation stüdyosunda, ilk işimde çalışıyordum. Çok sonradan Blue Sky Studios’ta işe girecek ve Rio, Ice Age, Snoopy gibi birçok uzun metraj animasyonda görev alacak Bryan Cox adında bir yönetmenim vardı. Okulu bir kenara koyarsam, animasyonu Bryan’dan öğrendim diyebilirim. Bir gün, iş çıkışı oturduğumuz barda ona “animasyonda zamanlama ve aralama çok önemli abi ya…” mealinde bir şeyler zırvalarken birden sözümü kesti. Sanırım o ana kadar maruz kaldığı laf kalabalığımın içinde ilgisini çeken bir şey duymuş ve boş bakan gözleri canlanmıştı: (*) “Animasyonun olayı zamanlama ve aralama değil dostum, animasyonun olayı şekillerdir…” deyiverdi. Ne bugüne kadar okulda öğrendiklerime, ne de meslekte sürekli tekrarlanan prensiplere uyuyordu bu dediği. Evet, canlandırmanın özünde matematiksel hesaplardan öte bir ruh hali vardı. Buna sonraları çok dikkat ettim. Her filmde o şekilleri aradım. Şekiller, animasyon yönetmenlerini birbirinden ayırmamda belirleyici bir etken haline geldi. “Sen The Thief and the Cobbler’ı biliyor musun?” diye devam etti Bryan. “Hayır” dedim. “Richard Williams’ın başyapıtı. Ama yapım şirketleri sonunda filmi onun elinden aldığı için hiçbir zaman tam olarak bitiremedi…”

Bryan anlattıkça, ben farkında olmadan yeni bir efsanenin içine düşüyordum. Bu biraz da aşık olmak gibi. Sık veya nadiren yaşayabileceğiniz bir şey değil. Denk geldiğinizde keyifle sarılıyorsunuz ona. Bob Marley’in ünlü olmadan önceki, hiç yayınlanmamış amatör çekimlerini bulmak, Beatles’ın veya Aşık Veysel’in ses kayıtlarını dinlemek gibi. Bryan’ın bahsettiği, filmin o kaçak stüdyo kopyasını bulup seyretmem gerekiyordu. Evet, film bir şekilde vizyona da girmişti; ama o haline bakmaya tenezzül bile etmemeliydim kesinlikle…

The Golden City (Altın Şehir)

The Golden City (Altın Şehir)

Kalem ve Kağıt

Filmi -yanılmıyorsam- ilk olarak 2006’da seyrettim. Williams’ın hayranlarından biri olan sanatçı Garret Gilchrist, o güne kadar bulabildiği tüm taslak materyalleri de toplayarak, kendince, filmi yönetmenin vizyonuna en yakın haline sokacağı bir restorasyon işine girişmişti. Gilchrist, The Thief and The Cobbler: Recobbled Cut adlı bu restorasyonu 2006, 2008 ve 2013 senelerinde üç kere yeniledi. Bu süreçte kendisine bağışlanan orijinal materyaller, farklı ülkelerde vizyona giren versiyonlardan kestiği sahneler ve hatta bazı orijinal sekansların bulunup tekrar fotoğraflanmasıyla zenginleşen filmi HD olarak yayımladı. Yazıyı yazmadan önce restorasyonun son halini seyrettim. 2006’daki kopyadan çok ileride, harika bir kaliteye kavuşmuş, izlenebilirliği oldukça artmış. Son olarak, Richard Williams’ın kendi bir araya koyduğu The Thief and The Cobbler: A Moment in Time adlı bir versiyonun, 22-27 Eylül 2016’da New York MoMA’da özel bir gösterimi yapıldı. Maalesef bu kopya internette bulunmuyor, benim de henüz seyretme şansım olmadı.

The Thief and the Cobbler bugüne kadar seyrettiğim hiçbir çizgi filme benzemiyor. Simsiyah ekranın ortasında duran küçücük beyaz bir nokta eşliğinde anlatıcı hikayeye başlıyor. Ekrana yaklaşması çok uzun süren bu görsel seyircide Big-Bang türü bir varoluş hissi uyandırıyor ve hikayenin evrenini tanımlıyor. Yaklaşan kürenin içinde hikayenin geçeceği, harikulade bir detaycılık ve zerafetle tasarlanmış Golden City’yi (Altın Şehir) görüyoruz. Bu komplike çizim birden dönmeye başlıyor ve ilk sahnenin içine düşüyoruz.

T.T.A.T.C.

T.T.A.T.C.

2,5 boyutlu olarak tanımladıkları tasarımlar bugüne kadar pek rastlamadığımız cinsten. Film, perspektifi canının istediği gibi kırıyor, sentezliyor veya yok ediyor. Bazen de, çizgi film tarihinde pek cesaret edilmemiş karmaşıklıkta ve netlikte bir perspektif kullanımıyla seyirciyi ters köşeye yatırıyor. Williams ve çizerler, bilgisayar yardımı olmadan perspektifle çocuk oyuncağı gibi oynuyor, fizik kurallarına ve seyircinin algısına açıkça meydan okuyorlar. Nakış gibi işledikleri tasarımlar arka fonların her birini birer tablo haline getiriyor; sahneler hızla akarken adeta durdurup hepsine bakmak, her detayı görmek istiyorsunuz. El çizimi özel efektlerdeki (dumanlar, ateşler, su animasyonları vb.) doluluk ve stilizasyon nefes kesiyor. Nadiren öne çıkan ışık kullanımındaki sadelik, tasarımlardaki yoğun detayı gerektiği ölçüde dengeliyor sadece. Bütün bu detay ve renk cümbüşü içinde karakter animasyonları o kadar net okunuyor ki, sadece bu problemi çözmek bile uzun süreler almış olmalı. Sahneler, sıfır perspektif ve tam perspektif, çok karmaşık tasarımlar ve çok sade tasarımlar, çok renkli paletler ve dikromatik paletler, gerçekçi anatomiler ve sürreel anatomilere sahip karakter tasarımları arasında sürekli gidip geliyor. Seyirci ise, bir filmde birkaç kısa film seyretmişçesine tasarıma ve yaratıcılığa doyuyor. Film, bu ve benzeri başka özellikleriyle sanat tarihi derslerinde okutulmayı hak eden bir seviyeye yükseliyor. Seyrederken Escher’i, Picasso’yu, Matisse’i, Doğu’nun usta minyatür sanatçılarını ve daha nicelerini düşünüyorsunuz.

T.T.A.T.C.

T.T.A.T.C.

Mükemmellik Serüveni

(Quest for Excellence) (1)

Kanada doğumlu olan Richard (Dick) Williams 1955 senesinde bir çizgi film yapmak için İngiltere’ye gider; sonrasında oraya yerleşir ve bir stüdyo kurar: Richard Williams Animation Productions Ltd. Kendi projelerini hayata geçirmek için reklam ve film jeneriği animasyonları yaparak bütçe çıkarmaya çalışır. Bu arada, Idries Shah adlı bir yazarın derlediği Mulla Nasrudin (Nasrettin Hoca) kitap serisinin illüstrasyonlarını yapmaya başlar. Tek temalı, komik ve öğretici bu kısa hikayeler onu giderek cezbeder ve bunlardan bir uzun metraj film çıkarmayı aklına koyar.

Mulla Nasrudin (Nasrettin Hoca)

Mulla Nasrudin (Nasrettin Hoca)

Dick, bir yandan hikaye için yazarlarla çalışmaya ve bir yandan da karakterleri tasarlamaya koyulur. Hırsız, bu aşamada sadece çeşitli objeler çalan bir yan karakter konumundadır. Bu arada Idries Shah’ın kardeşi olan Omar Ali Shah, filmin yapımcılığını üstlenmiştir. Dick, kurulduğu günden beri Warner Bros. Animation’da çalışmış olan usta çizgi filmci Ken Harris’i de bünyesine katar. Animasyonun altın çağı olarak adlandırılan dönemde yetişmiş olan Harris departmanın başına geçer. Dev kadro bunlarla sınırlı kalmaz: Dick, daha önce 2001 A Space Odyssey’in animasyonlarını yapmış olan Roy Nesbitt’e filmin layoutlarını teslim eder. Betty Boop’un yaratıcısı Grim Natwick ve Goofy’nin yaratıcısı Art Babbitt de bir noktada projeye dahil olur. Filmdeki kötü karakter olan vezir ZigZag’i seslendirmesi için ise Vincent Price’la çalışılır. Önceleri kendi finansmanıyla dönen filmin yapımı 1964 senesinde başlar.

Ken Harris - Grim Natwick - Art Babbit - Richard Purdom - Richard Williams

Ken Harris – Grim Natwick – Art Babbit – Richard Purdom – Richard Williams

Idries Shah, Dick’le filmin haklarından %50 pay almak şartıyla anlaşmıştır. Stüdyo, reklam işlerinden kazandığıyla filmi finanse etmeye girişir ve bir süre sonra ekonomik yükü kaldıramaz hale gelir. Omar’ın tuttuğu muhasebe kayıtlarında problemler vardır. Dick onun stüdyodan para çaldığını söyleyerek Shah ailesiyle yollarını ayırır. Bunun üzerine, o sıralar Paramount’la yapmakta oldukları görüşmeler de kesiliverir. Stüdyo 1971’de Chuck Jones için A Christmas Carrol’u canlandırır. Bu filmle bir Oscar kazanan Williams’ın adı duyulmaya, yatırımcıların da ilgisini çekmeye başlar. Yine de bunların hiçbiri Dick’i heyecanlandırmaz; eline geçebilecek her türlü para, ün ve bağlantıyı kendi filmi için kullanmaktan başka bir şey düşünmemektedir. Her mükemmeliyetçi sanatçının başına gelebileceği gibi, film onda bir saplantıya dönüşür. 1972 senesine kadar stüdyonun elinde 3 saatlik Nasrettin animasyonu birikmiştir. Dick elindeki materyali hikaye yazarı Howard Blake’e gösterir. Blake animasyonlara bayılır ama iş hala bir konu bütünlüğünden ve uzun metraj bir filmi taşıyabilecek hikaye çatısından yoksundur. Nasrettin ve birçok karakterin haklarına sahip olan Shah ailesi, stüdyoyla yollarını ayırırken o ana kadar yapılmış olan tüm işlere de el koyar. Dick’e sadece yan karakter olan Hırsız’ın haklarını bırakırlar.

Ken Harris

Ken Harris

“Oh well… Back to the drawing board!” (1)

-Ken Harris

Sıfırdan başlayan proje, Blake’in yeni kurgusuyla yeni bir ana karaktere kavuşur: The Cobbler (Kunduracı). Hırsız, hikayenin ikinci ana karakteri haline gelir. Film, The Thief and the Cobbler adını alır; Binbir Gece Masalları’ndan esinlenen destansı bir hikaye olacaktır. 1978’de Mohammed bin Faisal Al Saud adlı bir Suudi Arabistan prensi, 10 dakikalık bir test sekansı için stüdyoya 100.000$ ödemeyi kabul eder. Sekansın yapımı verilen süreyi iki kere aşar ve finalde 250.000$ tutar. Prens işi beğenmesine rağmen gecikme ve masraflardan dolayı yapımdan çekilir. Bu sekans, şüphesiz filmin ve çizgi film tarihinin en görkemli sekanslarından biridir.

War Machine (Savaş Makinesi)

War Machine (Savaş Makinesi)

Proje için bütçe arayışı 1980’lerde de devam eder. Bitmiş sahneleri görüp hayran olan Steven Spielberg, o sıralar Robert Zemeckis’in çekeceği Who Framed Roger Rabbit isimli başka bir film için Richard Williams’ı önerir. Dick projeyi istenen tarihte ve bütçede bitirmeyi taahhüt eder. Karşılığında da kendi filminin finanse edilmesi ve dağıtımı için sözler alır. 1988’de vizyona giren Roger Rabbit büyük başarı elde eder ve Williams’a 2 Oscar daha kazandırır. Film, dönemin özel efektlerine yepyeni bir standart getirmiştir; Williams’ın da böylesine büyük bir yapımı sırtlayıp zamanında bitireceğini kanıtlamıştır. Ne var ki Disney ve Spielberg tarafından verilen sözler tutulmaz ve Disney kendi filmlerine yoğunlaşırken Spielberg de Londra’da Williams’a rakip bir animasyon stüdyosu kurar.

Who Framed Roger Rabbit

Roger Rabbit’in başarısı üzerine Warner Bros., The Thief and the Cobbler için 1989’da Williams’la bir anlaşma imzalar. Yapımın beklenen sürede ve bütçede biteceğinden emin olmak isteyen WB, garantör bir firmayı da bu anlaşmaya dahil eder. Film, bitmesi beklenen tarih 1991’de 85 dakikanın üstüne çıkmıştır ama hala hikayeyi bağlayacak 10-15 dakikadan yoksundur. Yatırımcılar stüdyodan bir sunum yapmasını isterler ve o güne kadar storyboard yapmaya hiç yanaşmamış olan Dick, kalan sahneleri 2 hafta içinde çizdiği storyboard kareleriyle tamamlar. Ortaya çıkan kopya, bitmiş sahneler, henüz renklendirilmemiş sahneler, storyboard kareleri ve altında Rimsky-Korsakov’un senfonik süiti Scheherazade’dan parçalar içeren bir taslaktır. (Bu taslak sonraları yapılacak restorasyonların da temeli olacaktır.) 13 Mayıs 1992’de taslağı izleyen yapımcılar gösterimden memnun ayrılmaz. O sıralar bir yandan, Disney’de Aladdin adında, The Thief and the Cobbler’a şaşırtıcı benzerlikler taşıyan bir film yapılmakta olduğu söylentisi yayılır. Warner Bros. yapımdan çekilir ve garantör firma filmin yapımına el koyar…

The Golden City (Altın Şehir)

The Golden City (Altın Şehir)

Aslında hikaye Dick için ve bizim gibi “acaba nasıl olurdu?”cular için burada bitiyor. İş artık Williams’ın elinden tamamen çıkıyor. Ölü doğan bir bebek, tamamlanamayan bir şaheser, bir şehir efsanesine dönüşüyor. Film, bugüne kadar gördüğü zulüm yetmezmiş gibi, garantör firma tarafından yapımcı Fred Calvert’e teslim ediliyor. Yüksek kalite sinema animasyonuna uzak, televizyon için üretilmiş ucuz animasyon geleneğinden gelen Calvert hikayeyi en hızlı ve en ucuz şekilde bitirmeye yöneliyor. Kalan sahneler Kore’de televizyona iş yapan animatörler, Los Angeles bazlı freelanceler, Tayvan’lı stüdyolar vb. dağınık bir ağ tarafından tamamlanıyor. Hikaye bütünlüğünü kurmak ve gişeye daha çok hitap edebilmek için daha önce yapılmış dakikalarca orijinal sahne filmden çıkarılıyor, yerlerine yeni sahneler yazılıyor. Hikayede hiç olmayan şarkılar ve dans sekansları ekleniyor ve film Disneyleştiriliyor. Orijinalinde tamamen sessiz karakterler olarak tasarlanan Kunduracı ve Hırsız’ın altlarına (seyircinin daha sempatik bulması için) film boyunca konuşan iç sesler ekleniyor. Calvert’in 18 ayda tamamladığı versiyon 23 Eylül 1993’te, Avustralya ve Güney Afrika’da The Princess and the Cobbler adıyla vizyona giriyor. 1994’te bir Disney teşebbüsü olan Miramax filmin Kuzey Amerika yayın haklarını alıyor. (Bugünlerde adı taciz ve tecavüz skandallarıyla anılan) yapımcı Harvey Weinstein, filmi tekrar bir kurgudan geçirip daha fazla orijinal sahneyi kesiyor ve yeni seslendirmeler ekliyor. Calvert ve Weinstein’in düzenlemeleri sayesinde, yıllar süren bir aşk, ustalık ve emekle, animasyon tarihinin devleri tarafından canlandırılmış sahneler hallaç pamuğu gibi atılıyor ve yerlerine ucuz, kalitesi orijinal işçiliğin yanına bile yaklaşamayacak animasyonlar dolduruluyor. Sessiz olması gereken karakterlere eklenen iç sesler yorucu, yaptıkları espriler antipatik, eklenen şarkılar da izleyenler tarafından ruhsuz bulunuyor. Amerika’da, Arabian Knight adıyla 25 Ağustos 1995’te sessiz sedasız vizyona giren bu versiyon Miramax’a (25 milyon dolar toplam bütçesine karşılık) 319,723$ hasılat getiriyor. Film, hasılat rekorları kırmıyor; ama toplamda 31 sene süren yapım süresiyle Guinness rekorlar kitabında yerini alıyor. 1964’te başlayan macera bu gösterimle son buluyor…

War Machine (Savaş Makinesi)

War Machine (Savaş Makinesi)

 Yarım Başyapıt

“Özellikle Hırsız’ı çok dikkatli izle, akıl almaz şekillere giriyor!” demişti Bryan. Film de aynen böyle başlıyor. Çözmekte zorlandığınız, eski Mısır resimlerini andıran bir perspektif ve Safevî Devleti dönemi minyatürlerden esinlenilmiş tasarımlar üstünde Hırsız bizi karşılıyor. Saray duvarlarındaki desenler, halılar, zeminler ve genel mimari baş döndürücü bir işçiliği yansıtıyor. İlk sahnede Dadı’dan yediği dayak sırasında, Hırsız’ın herhangi bir anatomik mantığa bağlı kalmaksızın aldığı biçimler seyircide benzersiz bir keyif ve duygu uyandırıyor. Animasyonlar en iyi tabirle su gibi akıyor. Dick, bu akıcılık için filmin her sahnesini saniyede 24 kare canlandırmaya özen gösteriyor. Hırsız’ı görür görmez, onun bir sessiz film karakteri olduğunu fark ediyorsunuz. Kunduracı da Hırsız da film boyunca diyalogları olmayan, Charlie Chaplin ve Buster Keaton gibi sessiz sinema devlerinin yeniden vücut bulmuş hallerini oynuyorlar. Özellikle Hırsız, çok ince düşünülmüş parodiler eşliğinde, formun ve yerçekiminin tüm lezzetlerini bize sunuyor. Çizgi film sanatı, doğası gereği tiyatronun ve sessiz sinemanın tekniklerinden faydalanmıştır. Burada durum faydalanmanın ötesinde sessiz sinemanın bire bir icrasına dönüşüyor. Hırsız giderek devleşiyor ve asıl ana karakter olması gereken Tack (Kunduracı) film boyunca onun gölgesinden kurtulamıyor.

T.T.A.T.C.

T.T.A.T.C.

Çok net olmasa da, hikayede cinsel ögelerin kullanımında bir özgürlük var: Altın Şehir’in hedonist kralı King Nod’un çadır içinde duran cariyesi onun yanından hiç eksik olmuyor; kral da cariyeyi hiç ilgisiz bırakmıyor. Hikayenin evreninin, kötü karakter olan King Mighty One-Eye tarafında ise bir sado-mazoşist cariyeler grubu bulunuyor. Bu cariyeler şekilden şekile girerek gerektiğinde kötü kralın tahtına veya başka bir şeye dönüşüyorlar. Evrenin kötü tarafı ve One-Eye ordusunun modası bariz biçimde bir Nazi estetiği taşıyor. İyi ve kötü dünyalar arasında yaratılan zıtlık, renk paletlerinde ve tasarımlarında olduğu kadar bu dünyaların işleyişinde de belirgin: Kötü taraf tamamen modernist/pozitivist bir tablo çizerken iyi taraf daha batıl/ruhani yasalarla yönetiliyor.

T.T.A.T.C.

T.T.A.T.C.

Seyrederken Sylvain Chomet, Pink Floyd, René Laloux da bu filmden etkilendiler mi acaba diye düşünüyorum. Escher-vari mekanlarda geçen bir kovalamaca sahnesinde kaybolmuşken, Hırsız’ın (sanki) Hezârfen Ahmed Çelebi’yi canlandırdığı bir sahnede buluyorum kendimi. Tam da iki zıt dünyanın estetiğine alışmak üzereyken, bu dünyaların ortasında kalan çöl önüme seriliyor ve oranın karakterlerine, dünyasına hoşgeliyorum. Filmde bir çok öge, tutarsızlık sınırını zorlayacak biçimde değişkenlik gösteriyor.

Richard Williams - Ken Harris

Richard Williams – Ken Harris

RICHARD WILLAMS ANIMATION PRODUCTIONS LTD.

“Sanırım paramı hiçbir zaman alamayacağım…” (1)

-Ken Harris

Dick, kişilik itibariyle zoru seçen ve sık fikir değiştiren bir yapıya sahiptir. Yıllar içinde üretilen dakikalarca, belki saatlerce uzunluğunda animasyonu gözünü kırpmadan eleyebilmiştir. Başta 15 saniye sürmesi planlanan harikulade bir “yaralı haberci” sahnesi, çok beğenildiği için 1 dakikanın üzerine uzatılmıştır. Kendisiyle çalışanlar (Walt Disney’e benzer şekilde) onu hayranlıkla karışık bir yılgınlıkla anlatır. Film Miramax tarafından en sonunda vizyona girdiğinde, baş animatör Ken Harris dahil, yapımda çalışan orijinal sanatçıların büyük bir bölümü artık hayatta değildir. Proje, Kenneth Williams, Sir Anthony Quayle, Vincent Price ve Stanley Baxter’ın ise dahil olduğu son uzun metrajdır.

Tahsin Özgür - Şahin Ersöz (Berlin)

Tahsin Özgür – Şahin Ersöz (Berlin)

Dick yapım süresince birçok genç animatörle çalışır. Onları eğitmesi için Disney’in usta animatörü Art Babbitt’i stüdyo bünyesine katar. Böylece animatörler gündüzleri çizim yapıp akşamları Babbitt’in derslerine katıldıkları ağır bir tempoya girer. Williams, karısı Kathy ile arası bozulacak kadar işine odaklanmıştır. Karısından ayrıldıktan sonra birlikte olmaya başladığı Margret’e filmin senaryosunu baştan, kafiyelerle yazdırmaya başlar. Duruma anlam veremeyen Howard Blake’le yolları bu noktada ayrılır. Williams, yapımın başlamasından 10 sene geçmesine rağmen hala hikayede değişiklikler yapmaktadır. Yanında çalışanları da giderek daha ağır şartlara zorlamaya başlamıştır. Bir ego tribi yaşadığını kendisi de farkındadır (1). Ancak Ken Harris ve Art Babbitt gibi ustalar onun yanındadır. Williams’ın çizgi film sanatını kurtarmakta olduğuna ve bu sanatın kat edecek daha çok yolu olduğuna inanmaktadırlar. Yapımda, usta Türk canlandırmacılar Tahsin Özgür ve Şahin Ersöz de bir dönem çalışır. Proje, 1990’lara gelene kadar artık sektörde bir mit halini almıştır. Stüdyodan gelip geçen animatörlerin çoğu sonraları başka stüdyolarda iş bulmuş, bir kısmı da Disney’in çektiği Aladdin’de çalışmaya başlamıştır. Bu sanatçılar Dick’in stüdyosunda yıllar boyu aldıkları eğitimleri ve fikirleri ister istemez Disney’e taşırlar. Böylece Aladdin’in başarısı, Williams’ın bir türlü bitiremediği başyapıtının fikirleriyle bezenmiş olur.

ZigZag

ZigZag

The End

Filmin seyredilmeye değer, restore edilmiş olan kopyası her izleyici için olmayabilir. Eksik sekanslar ve renklendirmeler genel izleyiciyi filmden kopartabilir. Ancak konunun meraklıları ve mesleğin içinde olanlar için buruk bir ziyafet olduğunu söyleyebilirim. Aladdin’in, gerek sinematografi, gerek senaryo, gerek karakter tasarımı temelinde The Thief And The Cobbler’dan aldığı fikirler herkesi şaşırtmaya yetecek kadar bariz ve çok. Daha çok ZigZag’in repliklerinde kalmış olan kafiyeli diyaloglar alakasız ve takip etmesi zor bir hal alıyor. Her bir bölümün ihtişamına karşılık, hikayenin bütününün sağlam bir çerçeve ve katmanlardan yoksun olması, filmin ölü doğduğunun en acı kanıtı olarak yüzümüze çarpıyor. Bu kopukluk, her bir sahnede kendimizi kaybetmek kaçınılmaz olsa da, filmin bütününden bir etki almamızı zor hale getiriyor. Yapımın 31 yıla yayılması yüzünden (değişen zamanlar, çizerler vb. etkenler) filmdeki tasarımlar ve konular kaçınılmaz olarak bir kopukluk gösteriyor. Hikayeyi hiçbir zaman baştan sona kurgulamamış olan, storyboard çizimlerine elini sürmeyen ve sürekli fikir değiştiren Williams, mimarı olduğu bir binanın yıkımından da sorumlu mühendisini andırıyor.

Hırsız’la başlayan film, yine Hırsız’ın filmin şeridini çalmasıyla bitiyor. Siyah evrendeki beyaz noktaya açılan perde, beyaz evrendeki siyah bir noktaya kapanıyor…

Röportaj: Tahsin Özgür

Bu filmde Williams’la birlikte çalışmış olan, Türkiye’nin usta çizgi filmcilerinden Tahsin Özgür’le konuştum ve deneyimlerini ilk ağızdan paylaşmak istedim.

Sharon Smith (Asistan) - Tahsin Özgür - Mark Williams (Ara Resimci)

Sharon Smith (Asistan) – Tahsin Özgür – Mark Williams (Ara Resimci)

-Tahsin hoca, öncelikle yazıda düzeltmek veya ona eklemek istediğiniz bir bölüm var mı?

T.Ö.: Önce Bryan Cox’un “Animasyonun olayı zamanlama ve aralama değil, animasyonun olayı şekillerdir…” şeklindeki beyanına çok şaşırdım; canlandırma sanatını diğer görsel sanatlardan ayıran şey zaman unsuru. Bu zamanın kullanımı, hızlanmalar yavaşlamalar, bir görüntüyü görmeniz için bırakılan sürenin seçimi, o süratte figür ve nesnenin alacağı şekil animatörün en önemli kararlarıdır ve bütün profesyonellerin artık kabul ettiği 12 prensipten (“12 principles”) biridir. Hatta “slow-in & slow-out” ile birlikte ikisidir diyebiliriz.

“Hırsız ve Kunduracı”’nın evrimi konusunda bazı eksik detayları sizden öğrenmiş oldum, teşekkürler. Filmin temelinin Nasreddin Hoca olduğunu biliyordum ve bu halk karakteri üzerine herhangi birisinin nasıl telif hakkı iddia edebileceğine şaşırmıştım. Sinirli anlarında Williams bir “Arap Prens”’ten dem vurur, gerisini getirmezdi (ben de sormazdım), hatta yatırımcılar hakkında “Yahudiler hiç değilse adama yaşayacak para bırakıyorlar, Araplar her şeyini alıyorlar” şeklinde etnik bir genelleme yapmıştı. (Tam kelimeleri hatırlamıyorum tabii!) Bazı acı tecrübeler yaşamış olduğu anlaşılıyordu.

-Filmde ne zaman çalıştınız? Stüdyoyu ve ortamı özetlemenizi istesem, kısaca nasıl tanımlardınız?

T.Ö.: 1990 Eylül’ünde evlendim, Bodrum’da birkaç gün tatil yaptık ve Ekim’de Londra’daydık, çalışmaya başlamıştım. 1991 Haziran ayında ayrıldım. Doğal olarak stüdyoda yaratıcı, azimli, genç insanların verdiği olumlu elektrik vardı. Yaşça çok da genç olmayan yaratıcı ve çilekeş layoutçu Roy Nesbitt de birçoğundan daha fazla gençlik ve neşe neşrediyordu. Ama doğrusunu söylemek gerekirse prodüksyonun görünüşteki hedefsizliği ve Williams’ın kendi stresini aksettirmesi ortama belirgin bir kasvet de veriyordu.

-Yapımın başarısızlığa uğramasının sebebi olarak bir çok mazeret ileri sürülebilir. Sizce bunda en önemli etken neydi?

T.Ö.: Önce yazınızda da belirttiğiniz gibi senaryosuz, storyboard’suz, “vahiy yoluyla” yapılan bir prodüksyonun düze çıkması zaten zordu. Williams’ın müşkültpesentliği mantık sınırlarını zorluyordu. Küçük renk farkları için sahnelerin tekrar tekrar ve bir daha tekrar çekildiğini hatırlıyorum. Önce “ben tersini söylesem de siz çift kare yapın, yoksa bitmeyecek” diyor, sonra da “ama tek kare ne kadar daha güzel olur” diyerek araları doldurtuyordu. Ağır çekim at koşusu sahneme bile araresim çizdirdi. “Ölen haberci” karakterinin sürüne sürüne ilerlediği sahneyi, emre uyarak, çift kare çizmiş, istediği “Kurosawa’nın Ran filmindeki gibi” sert rüzgâr efekti için yeleyi, koşumları ayrı tabakada tek kare yapmıştım. Sonra “keşke hepsini tek kare yapsaydın” deyince artık geri dönmek için çok geç kalmıştık.

Ölen Haberci

Ölen Haberci

En önemli etkenlerden biri, çalışanları yıldırmasıydı. Ücretsiz fazla mesai mecburiyeti konmuştu. Mesela ben Ekim 1990’da çalışmaya başlamak üzere kontrat imzalamıştım, Eylül’de evlendikten hemen sonra aldığım bir yazı ile haftada 56 saat çalışmak durumunda olduğum konusunda bilgilendirildim. Fazla mesai ücreti de olmayacaktı! Haftada yedi gün çalışma mecburiyetiyle yabancı bir ülkeye yeni eşimi götürüyorum! (Hafta sonlarını kurtarmak için fazla saatleri hafta içine yaydım, evden işe gidiş geliş de aktarmalarla birer buçuk saat sürdüğü için neticede uykumdan feragat etmem gerekti!) Ne yöne gittiği, ne anlattığı belli olmayan bir film için zorla ücretsiz fazla mesai yaptırmak, haftada bir “bu hafta ne kadar ürettiniz” konulu bir toplantıyla hem vakit harcamak, hem deli gibi çalışan insanları azarlamak, çalışırken kulaklıktan müzik dinlemeyi bile çok görmek neticede itaatsizliğe yol açtı. Panolarla ayrılmış masaların mahremiyetinden yararlanarak kaytarmalar başladı, bazısı tuvalete gitmek bahanesiyle dışarı dolaşmaya çıkıyordu. Şahin fazla mesai zorlamasını yoksaydı, sekiz saatin sonunda çıkıyordu. Çok da hızlı üretiyordu. Williams hem bu başkaldırıya kızıyor, hem de Şahin’in sahnelerine kusur bulamıyordu. Ama sonuçta Şahin orada benden uzun çalıştı!

Anladığım kadarıyla Richard Williams İdris Şah’la çalıştığı sıralarda sufizmle ilgilenmiş, Nasreddin’i de bir sufi mistik olarak tanıyor. İdris Şah’la araları bozulunca sufizmle filan da bir ilgisi kalmamış. Elinde metrelerce canlandırma varken ne paylaşılacak bir inanç ya da felsefe, ne de anlatılacak konu kalmış. Onun için Williams en iyi yaptığı şeye, Pembe Panter tarzı pantomim esprilere geri dönmüş. Espri espriyi kovalıyor, ama konuyu ilerletecek yeni sahneler düşünmeye vakit ayrılmıyordu- çünkü Williams anlatacak bir şey bulamıyordu. Neticede filmin ana konusu, Richard Williams’ın ne kadar yaratıcı, hayâl gücünün ne kadar geniş olduğundan ibaret kalıyor.

-Filmde hangi karakterleri / hangi sahneleri canlandırdınız?

T.Ö.: Ölen haberci ve atının bütün canlandırmaları, ama aynı sahnelerde yer alan diğer karakterler değil.

Ölen Haberci

Ölen Haberci

-Sizin çalıştığınız sürece hikayede, senaryoda veya storyboard çizimlerinde bir eksikliğin farkında mıydınız? Belgesele göre animatörler hiçbir zaman ne tam bir hikaye ne de bitmiş bir storyboard görmüşler. Söylenenler doğruysa, böyle usta bir kadro bu durumu sorguluyor muydu?

T.Ö.: Farkındaydık tabii, ve aramızda konuşuyorduk, fakat daha sesli dillendirmek mümkün değildi. Yönetmenin aynı zamanda hem stüdyo sahibi hem de patron olduğu bir durum. (Bütün otoritenin tek elde toplanmasının tehlikelerini hepimiz biliyoruz, değil mi?) Bu “usta kadro”’nun bir çoğu halâ kendini kanıtlama sürecinde, ünlü Richard Williams’ın efsane filminde çalışma şansı elde ettiği için çok sevinçli ve gururlu gençlerdi. Filmin bu gidişle bitmeyeceğini farkettiğimiz zaman bile bu “bitmeyen efsanenin parçası olmak” fikri de yetiyordu.

-Sizce Williams filmi istediği biçimde bitirebilseydi aradığı üstün başarıyı bulabilecek miydi? Bu kadar uzun zamana yayılmış bir iş sizce amacına ulaşabilir mi?

T.Ö.: Hayır, ben bunu pek mümkün görmüyorum, bana kalırsa filmi nasıl bitirmek istediğini zaten kendi de bilmiyordu. Film garnitürlerle uzuyordu, ana yemekle değil, ve ağır tempo insanı uyuşturuyor. (Hani var ya, “timing”!) Richard Williams’ın tercih ettiği zamanlamanın da ağırca ve hatta zaman zaman yeknesak olması da yardımcı bir etken değil. Bir gün hayatının tecrübeleri, yaşla gelen olgunluk ona birşeyler anlatma dürtüsü verirse, o da bu filmini araç olarak kullanmaya niyet ederse zaten yaptıklarının çoğunu çöpe atıp yer açması gerekecektir.

-Filmin içerdiği cinsel ve şiddet ögelerinin, geçen yıllar içinde iyice sterilleşen bir çizgi film endüstrisinde yeri ne olabilirdi? 1970’lerde vizyona girse göze batmayacak bir çok sahne, 1990’lara gelindiğinde çocuklar için sakıncalı sayılmaya başlanmıştır diye düşünüyorum. Katılıyor musunuz?

T.Ö.: Bana göre de tam dediğiniz yıllarda, 1990’larda uzun metraj canlandırmada cinsellik ve şiddet daha rahat sergilenir oldu. İlk gerçek Disney öpüşmesini Alaaddin’de (1992) gördük, Aslan Kral’da (1994) Nala Simba’nın yanağını öyle bir yalıyor, sonra da göz süzüyor ki anlamı kimsenin gözünden kaçmaz. Aslanlar (Simba dahil) açıkça avlanarak, başka hayvanları yiyerek besleniyor. Simba tanımasaydı Nala Pumba’yı yemiş bitirmişti! (“HE’S GONNA EAT ME!”) Sonra Coraline’ler, Frankenweenie’ler, ParaNorman’lar çıktı piyasaya o zamanlardan beri. Kaldı ki Hırsız ve Kunduracı’yı hiçbir çocuk seyretmez, o bakımdan sıkıntı yok! Espriler büyüklere göre, sakin, alttan alan tarzdan. Uyuklayan sultanın repliklerine kendisi uyuyakalmadan gülecek büyüklerin de sayısı çok fazla değildir.

-Filmle ilgili bir çok gönderme ve esin kaynağı ilgili kaynaklarda sıralanmış. Ancak One-Eye ordusunun dünyasındaki Nazi estetiği hakkında bir bilgiye rastlamadım. Buna katılıyor musunuz, böyle bir esinlenme var mıydı?

T.Ö.: Bunun bahsi geçtiğini hatırlamıyorum, ama büyük ihtimalle çok aşikâr bir seçim olduğu için hiçkimse lâfını etmeye değer bulmamıştır. Prototip karizmatik militaristik kötü imajı işte, Darth Vader ve Galaktik İmparatorluk gibi.

-Son olarak filmle veya Richard Williams’la ilgi söylemek istediğiniz bir şey var mı?

T.Ö.: Richard Williams’la çalışmaktan edindiğim intiba, hiçkimsenin kendi becerilerinin, öz yeteneklerinin ötesine gitmemesi gerektiğidir. Çok iyi bir konser piyanisti iyi bir besteci olamayabilir, harika bir balerin iyi bir koreograf olmayabilir. (Ben de canlandırmanın üstüne çıkacak bir beceriyi kendimde görmüyorum meselâ!) Bir buçuk saatlik bir filmden tek bir kareye kadar çok geniş bir yelpazede çalışma gerektiren canlandırma sanatında işin her yönünün ustası olmayı iddia etmek pek akıllıca değil. Animatörlükten sekans yönetmenliği noktasına kadar çok başarılı olup onun ötesinde sendelemeye başlayan Don Bluth gibi Richard Williams da tam bir filmi teslim edecek bir sanatçı değilmiş- detaylara takılması, ancak detayların ustası olduğunun itirafıdır zaten. Fikirde ve anlatımda orijinallik arayan kısa film, jenerik ve reklâm konusunda başarıları ödüllendirilen Williams uzun metrajda ancak başka bir yönetmenle başarılı olabiliyor. (Roger Rabbit’te Robert Zemeckis’in yönetimiyle meselâ!) İlk Oscar’ını aldığı A Christmas Carol ise uzun metraj değildi (28 dakika), Dickens’in aynı adlı hikâyesine dayandığı için de başı, sonu, mesajı belliydi. Bir diğer uzun metrajı var, Raggedy Ann & Andy (1977); yine animasyonu çok zengin, ama takip etmesi zor, hatta yorucu bir film. O da vaktinde bitirilememişti, ama sadece üç ay gecikmeyle seyirci karşısına çıkmış, fazla ilgi çekememişti.

-Zaman ayırıp soruları cevapladığınız için çok teşekkür ederim…

T.Ö.: Rica ederim, ne demek!

(Türkiye’nin en tanınmış çizgi filmcilerinden olan Enis Tahsin Özgür (Tash), bugüne kadar Disney Paris, Don Bluth Animation Studios, Nelvana ve Richard Williams gibi sektörün önemli stüdyolarında çalışmıştır. Hercules, Tarzan, All Dogs Go to Heaven canlandırdığı önemli projelerden sadece birkaçıdır. Glen Keane, Richard Williams, Bill Speers, Ellen Woodbury, Ken Duncan ve sektörün başka önemli isimleriyle de çalışmış olan sanatçı artık emekliye ayrılmış, kendi projelerini canlandırmaya devam etmektedir.) (2)

 


 

Kaynaklar

  • Filmin Garret Gilchrist restorasyonu: “The Thief and the Cobbler: Recobbled Cut”

https://www.youtube.com/watch?v=yZibUpH-AME&index=1&list=PL18B0CA620B61D076

  •  [1] Film hakkında belgesel: “Persistence of Vision”

http://www.movieraven.pro/watch-persistence-of-vision-full-movie-online-free-v1-137845

3.ULUSLARARASI CANLANDIRANLAR FESTİVALİ YARIN BAŞLIYOR

3.ULUSLARARASI CANLANDIRANLAR FESTİVALİ YARIN BAŞLIYOR

FESTİVALİN ONUR KONUĞU: MIDHAT “AJAN” AJANOVIC

Midhat Ajanovic- Ajan 1959 doğumlu bir yazar, film yapımcısı, akademisyen ve animasyon sanatçısıdır. 1984-1992 yılları arasında yedi farklı kısa animasyon filmini yönetmiştir.

1994 yılından beri İsveç’te yaşamakta olan Ajanovic, İsveç canlandırma filmleri üzerine bir doktoraya sahiptir. İsveç film okullarında, canlandırma filmleri üzerine eğitmenlik yapar ve yazılar yazılar. Farklı dillerdeki en son kitaplarından bazıları canlandırma tarihi ve teorisi üzerinedir. En son kitapları; İsveççe/ Den rörliga skämtteckningen (Optimal Press, İsviçre 2009), Hırvatça/ Karikatura i pokret (Hrvatski filmski savez, Zagreb 2008) ve İtalyanca/ Animazione e relismo (Animation and Realism, Cuem, Milan, 2006).

Organizasyonunda yer aldığı ve sanatsal direktörlüğünü yaptığı bazı festivaller şunlardır; Podgorica (Karadağ), Zagreb (Hırvatistan), Eksjö (İsveç) ve ayrıca bir çok uluslararası festivalde jüri üyeliği de yapmıştır.

AÇILIŞ FİLMİ

Seanslar
23 Nisan 2015 21:00 Beyoğlu Sineması

ten-rengi-bal

Ten Rengi Bal: Miel
Fransa , 2013, 70’, Renkli, Fransızca

Yönetmen: Laurent Boileau, Jung
Senaryo: Laurent Boileau, Jung
Müzik: Siegfried Canto, Little Comet
Yapımcı: Thomas Schmitt

Seul’lu bir çocuğun Belçika’da geçen hikayesini anlatan Ten Rengi Bal (Couleur de peau: Miel), Jung Sik-Jun’un grafik romanından uyarlanmış. Fransız yapımı filmde canlı çekim ve 2D/3D animasyon bir arada kullanılıyor.

ENGELSİZ

rimolarzimolar2

Canlandıranlar Festivali açılışını bu yıl; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda yapıyor. Bu bayramın tüm çocukların bayramı olması için bu bölümdeki film; işitme engellilerin de seyredebileceği formatta gösteriliyor.

RİMOLAR VE ZİMOLAR: KASABADA BARIŞ
Türkiye, 2014, 75’, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Nermin Er, İsmet Kurtuluş
Senaryo: Süreyya Kıral, Edip Ekal
Görüntü Yönetmeni: Mehmet Y. Zengin
Kurgu: Niko
Müzik: Kerem Doğrar, Elif Bleda
Yapım: Pati Film
Seslendirenler: Yekta Kopan, Janset, Ezgi Mola, Şevket Süha Tezel, Hayko Cepkin, Akasya Asıltürkmen, Berrak Kuş, Zeyno Eracar, Özgür Özdural, Fatih Ürek, Ezel Akay, Banu Güven, Murat Şen, S.Emrah Özdemir, Nazmi Sinan Mıhçı

Rimo ve Zimo, aralarında ufak bir çöl bulunan ve birbirlerinden çok da uzak olmayan iki kasabadır. Her iki kasabanın sakinleri, karşılıklı nefret ve korku duygularıyla uzun süredir birbirlerinden uzak durmaktadır. Ta ki Rimo’da yaşayan iki sevimli kahraman olan Minnik ve Bızdık’ın yolu, çölde pikniğe çıkmış olan Zimolu bir aileyle kesişinceye kadar…
Yönetmen Hakkında:
Nermin Er
1972 yılında İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi, Heykel Bölümü’nden mezun oldu. İşleri çeşitli sergilerde yer bulduktan sonra, 2004 yılında ilk kişisel sergisini açtı. Rimolar ve Zimolar yönetmenliğini yaptığı ilk filmdir.

İsmet Kurtuluş
1983 yılında Ankara’da doğdu. Çeşitli kısa film, belgesel ve müzik vidolarının senaristliğini ve yönetmenliğini yaptı. Reklam yönetmeni olarak çalışmaktadır. Rimolar ve Zimolar yönetmenliğini yaptığı ilk uzun filmdir.

TÜRKİYE’DEN

Türkiye’de son dönemde yapılan ve uluslararası festivallerden ödüller de almış olan canlandırma filmlerinden oluşan bir bölüm.

2

BÜYÜK İHTİYAÇ
Türkiye, 2013, 17”, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Semih Delil
Senaryo Yazarı: Semih Delil
Müzik: Emel Sayın
Yapımcı: Semih Delil

Bu günlerde bütün ihtiyaçlarımız dijital kutuların içine sıkışmıştır. Duygular, ihtiyaçlar, ve kimlikler, hepsi bu dijital illüzyon içerisinde bizi tatmin ederler.

Yönetmen Hakkında:
Semih Delil 1982 yılında Ankara’da doğmuştur. Lise, üniversite ve yüksek lisans eğitimini grafik tasarımı alanında yapmıştır. Bu sırada çeşitli animasyon ve tasarım yarışmalarında dereceleri vardır. Aynı zamanda animasyon çalışmalarına devam etmektedir.

3

DURAK
Türkiye, 2014, 3’, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Senaryo: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Animasyon: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Kurgu: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Müzik: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu

Dünyanın bir yerinde, bir takım insanların otobüs beklerken ilginçliklere neden olan bir yaratıkla karşılaşması…

Yönetmen Hakkında:
Serdar Çotuk ve Buğra Uğur Sofu birlikte çalışmaya, 2010 yılında, Dumlupınar Üniversitesi Animasyon Bölümü’nde başladılar. Okuldaki ikinci yıllarından itibaren de yönettikleri canlandırma filmleriyle ulusal ve uluslararası festivallerde ödül aldılar.

4

GEZİ
Türkiye, 2014, 3’33”, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Murat Özfilizler
Senaryo: Murat Özfilizler
Animasyon: Murat Özfilizler
Müzik: Teneke Trampet
Görüntü Yönetmeni: Sercan Erol
Kurgu: Murat Özfilizler
Ses: Teneke Trampet
Yapımcı: Berna Akkızal

Gezi protestolarında yaşananların “Teneke Trampet” şarkısı eşliğinde bir canlandırmasıdır.

Yönetmen Hakkında: 1977 doğumlu Murat Özfilizler, Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunudur. 1998-2005 arası Kanal D, 2005-2009 arası Makine Medya Yapımevi’nde yönetmen olarak çalıştı. 2009 yılından bu yana çalışmalarına serbest olarak devam etmektedir.

5

İMTİYAZ MUHAKEMESİ
Türkiye, 2014, 7’13”, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Metin Vatansever
Senaryo: Metin Vatansever
Müzisyen: Necdet Yaşar, Emre Aracı, Rıfat Bey
Seslendirenler: İlker Yaman, Kübra Uysal, Remzi San
Yapımcı: Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film Bölümü

Mümtaz, otuzuna yaklaşmış genç bir adamdır, vaat edildiği gibi yaşamın kendisine sunmuş olması gereken imtiyazı aramaktadır.

Yönetmen Hakkında: İzmir’de doğdu. 2008’de Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Animasyon Bölümü’nde öğrenimine başladı ve hala sürdürmektedir.

6

İRFAN
Türkiye, 2013, 12’07”, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Rıdvan Çevik
Senaryo: Rıdvan Çevik
Canlandırma: Tahsin Özgür, Rıdvan Çevik, Ahmet Tabak ve tüm ekip
Ses kurgu: H. Selçuk Kıray
Müzik: Müzikotek Arşivi
Yapımcı: Rıdvan Çevik

Bir gün İrfan adında bir genç üniversiteye girer. Eğitim alabilecek belki de en son kişi olan İrfan’ın üniversiteden çıkışı acaba nasıl olacak?

Yönetmen Hakkında: 1979 yılında doğan yönetmen, mezun olduğu Anadolu Üniversitesi Çizgi Film Bölümü’nden sonra yurt içi ve yurt dışı çeşitli çizgi film yapımlarında çalıştı. Bu yapımlarda yönetmen, karakter tasarımcısı, öykü tasarımcısı, canlandırma sanatçısı gibi görevler aldı. Şu an çizgi film üzerine doktora çalışmalarına ve çeşitli çizgi film projelerine devam etmektedir.

7

KOVALI SÜVARİ
Türkiye, 2014, 6’23”, Renkli

Yönetmen: Ayşe Gülsüm Özel
Hikaye: Franz Kafka
Müzik: Mikail Yakut
Destek: Prof. Peter Schubert, Gunter Eisermann

Film; Franz Kafka’nın 1921 yılında 1. Dünya Savaşına ithafen yazdığı aynı isimli öykü kesitinin bir yorumudur. Yakacak kömür arayan ve kömür satıcısının veresiye vermesini uman fakir adamın hikayesini anlatır. Ancak adam hayal kırıklığına uğrar ve “buzulların kapladığı diyarlara dek yükselerek” izini siler. Sözsel bir anlatının görsel bir yorumu olan film konuşma içermez.

Yönetmen Hakkında:
1989 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi mezuniyetinin ardından Berlin Weissensee Sanat Üniversitesi’nde dekor ve kostüm tasarımı bölümünde lisans ve yüksek lisansını tamamladı. 2013 yazından bu yana Nürnberg Devlet Tiyatrosu’nda dekor ve kostüm tasarımı alanında çalışmaktadır. Sanat yönetmenliğini yaptığı bir çok film uluslararası ve yerli festivallerde ödüller almıştır.

8

KÜÇÜK MATRUŞKA
Türkiye, 2014, 6’23”, Renkli

Yönetmen: Serin İnan ve Tolga Yıldız
Senaryo: Serin İnan ve Tolga Yıldız
Animasyon: Emre Çamcı ve Kubilay Kocaoğlu
3D Modelleme: Nur Diker
Orijinal Müzik: Cem Adıyaman

Günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş el yapımı oyuncakların bulunduğu eski bir oyuncak odasında, kaybolmaktan ve değişmekten iyice korkan geleneksel bir matruşka ailesinin ve onların yeniliğe, farklılığa aç en küçük kızlarının hikayesi.

Yönetmen Hakkında: Serin Inan ve Tolga Yıldız 2009 yılında New York’ta kurdukları KOZMONOT Animasyon Stüdyosu’nda, 2012 yılından beri, İstanbul’da çalışmalarına devam etmektedir.

9

MERDİVENLER
Türkiye, 2014, 2’35”, Renkli

Yönetmen: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Senaryo: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Animasyon: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Kurgu: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu
Müzik: Serdar Çotuk , Buğra Uğur Sofu

Tarih boyu toplumun önünde giden aydın insanlar korkuldukları için karalanmış, lanetlenmiş, katledilmişlerdir. Bu film, tarihteki bu insanlık dışı olaylardan birini anlatmaktadır.

10

RUYA

Türkiye, 2013, 4’08”, Renkli
Yönetmen: Emrah Bekdikli
Müzik: Ela Aydemir “over the rainbow”

2001:A Space Odyssey ve Oz büyücüsünün etkisinde kalarak kurulan bir hayal.

Yönetmen Hakkında: Güzel Sanatlar Seramik Bölümü mezunudur ama animasyon, motion grafik ve illustrasyona yönelmiştir. Aynı zamanda bas gitaristir.

FESTİVALLERDEN

Bu bölümde; dünyaca ünlü uluslararası canlandırma festivallerinin en son seçkilerinden örnekler yer alıyor.

11

Benim Küçük Timsahım
Fransa, 2013, 6’30”, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Etienne Bagot-Caspar, Yohan Cohen, François Mancone, Maickel Pasta, Milian Topsy
Senaryo: Étienne Bagot-Caspar, Yohan Cohen, François Mancone, Maïckel Pasta, Milian Topsy
Yapımcı: Isabelle Aubin
Yapım: Supinfocom

Benim Küçük Timsahım’da, beklenmedik bir şekilde küçük bir bebeğe denk gelince Croco’nun dünyası ters düz olur.

12

Beş Karış Havadaki Akıl
İtalya, 2013, , 7’30”, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Roberto Catani
Yapımcı: : Roberto Catani
Kurgu: Roberto Catani, Mariangela Malvaso
Müzik, Ses Tasarımı: Andrea Martignoni

Beş Karış Havadaki Akıl, okul derslerine konsantre olmaya pek az ilgili bir çocuğun rüya gibi yolculuğunu anlatır. Derslerine daha fazla ilgi göstermezse kulağını kesecekmiş gibi yapan öğretmeni tarafından tehdit edilirken, hayali yolculuğu gökyüzüne son bir yükseliş gibi devam eder.

13

Düğün Pastası
Almanya, 2012, 8’30’’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Viola Baier
Senaryo: Viola Baier
Animasyon: Viola Baier, Kyra Buschor, Jill Poullin, Pia Auteried, Alexander Dietrich, Paul Cichon, Ringo Klapschinsky, Anna Habermehl, Martin Grötzschel, Marthe Delaporte, Alina Bopele, Javier Pérez Ródenas, Sarah Heinrich, Jacob Frey, Kariem Saleh, Iring Freytag, Kiana Naghshineh, Christoph Sarow, Kathrin Kuhnert, Nikolaos Saradopoulos
Müzik: Balz Aliesch
Yapımcı: Iris Frisc
Yapım: Institute of Animation, Visual Effects and Digital Postproduction

Düğün Pastası, günlük hayat rutininin, gayretsizliğin ve partnere olan ilginin sönüşünün ilişkiler üstündeki acı-tatlı etkisini gösteren bir film.

14

Escarface
Fransa, 2013, 6’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Lionel Arnold, Vincent Meunier, Eva Navaux, Pierre Plouzeau, Dario Sabato, Burcu Sankur
Müzik: Tanguy Follio
Ses tasarımı: Thomas Van Pottelberghe
Yapım: Supinfocom Valenciennes

İki nine Oturak Müzesi’ne yapacakları geziyi karşılayabilmek için banka soymaya karar verir.

15

Evim Evim Güzel Evim
Fransa, 2013, 10’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Pierre Clenet, Alejandro Diaz, Romain Mazenet, Stéphane Paccolat
Production: Supinfocom Arles
Yapımcı: Supinfocom Arles

‘Evim Evim Güzel Evim’ kendi yıkık dökük mahallesinden ayrılmayı seçen genç bir evin hikayesidir. Daha yaşlıca bir evin de maceracı ruhu uyanır ve ‘dostla yollarda’ filminde partneri olarak genç eve katılır.

16

Harald
Almanya, 2014, 7’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Moritz Schneider
Animasyon: Ringo Klapschinsky, Moritz Schneider, Pia Auteried, Jacob Frey, Kyra Buschor, Cynthia Collins, Julia Ocker, Georg Schneider, Julia Reck
Müzik: Balz Aliesch
Yapım: Filmakademie Baden-Wurttemberg

Harald bir şampiyon güreşçidir. Hırslı annesi tarafından yönlendirilerek pek çok yarışmada kupalar kazanmıştır. Ancak gerçek tutkusu çiçeklerdir. Bir gün en sevdiği çiçeği annesi tarafından ondan alındığında, Harald çiçeği için savaşmak zorundadır.

17

Mia
Belçika, 2014, 9’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Wouter Bongaerts
Yapımcı: Viviane Vanfleteren, Arnoud Rijken

7 yaşındaki Mia, aşırı çalışan annesini fazlasıyla kalabalık bir metropolün pençelerinden kurtarmaya çalışır. Macerası sırasında, dünyayı döndüren gizli sırların kilidini açar.

18

Sadece Su
Fransa, 2013, 4’30”, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Carlos De Carvalho
Modelleme, Animasyon: Sophie Dufétel, Jean-Baptiste Henguelle, Clément Holvoet, Thomas Lecourt
Müzik: Jean-Philippe Goude
Ses Tasarımı: Christian Cartier, Maxence Ciekawy
Yapımcı: Je Regarde – 2014

Hikaye ünlü Coğrafi Keşifler döneminde Lizbon’da geçer. Kaşifler, domuz gibi görünerek, okyanuslarda geçen uzun yolculuklarından sonra limana varırlar. Şehrin her yerinde küçük gruplar kutlama yapmak için toplanır. Sevgililer uzun ayrılıklarından sonra kavuşarak birbirlerine sarılırlar. Dönüşlerini kutlamak için spontane toplu danslar organize edilir. Bu sırada genç bir domuz, kendi öz şehrindeki herkesten tamamen izole olmuş gibi garip bir hisse kapılır.

19

Sudan Duvarlar
İtalya, 2014, 7’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Francesca Macciò and Francesca Quatraro
Tasarım: Francesca Macciò
Yaratıcı: Francesca Macciò and Francesca Quatraro
Müzik: Japanese Gum
Yapımcı: Centro Sperimentale di Cinematografia, Scuola Nazionale di Cinema, Sede del Piemonte, Dipartimento di Animazione

Sudan Duvarlar, müziğin bize hissettirebildiği duyguları renkler, görüntüler ve hareketlerle iletme ihtiyacından doğmuş bir projedir.

20

Treo Fiskur
Fransa, 2013, 6’, Renkli, Fransızca-İngilizce Altyazı

Yönetmen: Lucie Delvaux, Alissa Bécavin, Noémie Cauvin, Tristan Hélaine, Sullivan Vanderlinden
Müzik: Thomas Schweitzer
Ses Tasarımı: Thomas Van Pottelberghe
Seslendirenler: Zoé Caudron, Erica Mendez, Edward Bosco

Bir balıkçı, balık kesince, ağını doldurma arayışı içinde mistik kuzey denizlerinin derinlerine gider. Yolculuğu onu dünyadaki tüm balıkların doğduğu yere getirir. Buldukları harikulade, garip ve biraz fazla tehlikelidir.

İSVEÇ – 100. YIL

Bu yıl 100. yaşını kutlayan İsveç canlandırma sinemasından son dönem kısa film örneklerinin gösterileceği bölüm.

neverlikefirsttime

ASLA İLKİ GİBİ OLMAZ
İsveç, 2006, 15’, Renkli, İsveççe

Yönetmen: Jonas Odell
Senaryo: Jonas Odell
Oyuncular: Mikael Brolin, Hanna Eklöf, Rebecca Haridi

Dört farklı insanın “ilk”lerini anlattıkları röportajlardan oluşan belgesel bir animasyon.

Ödüller
Golden Bear (en iyi kısa film) – Berlin Uluslararası Film Festivali 2006
En İyi Kısa Film- Swedish Guldbagge Awards

Yönetmen Hakkında:
1962 Stockholm doğumlu olan Jonas Odell; özellikle U2, Rollins Stones, Franz Ferdinand gibi ünlü grupların müzik videoları yönetmenliği ile ünlü: Müzik videoları dışında ve film yönetmenliği yapan Odell, aynı zamanda FilmTecknarna’nın da kurucusu.

lookingglass

AYNA
İsveç, 2007, 4’58’’, Siyah Beyaz, Diyalogsuz

Yönetmen: Erik Rosenlund
Senaryo: Erik Rosenlund

Karanlık ve fırtınalı bir gece, küçük bir kız evde yalnız, ama gerçekten o mu?

Ödüller
Palme d’Or Adayı – Cannes Film Festivali 2007, Fransa
Jüri Özel Ödülü, RICA Wissembourg 2007, Fransa
Üniversite Kısa Metraj Jüri Özel Ödülü Cinessonne 2007, Fransa
Özel Ödül – MoliseCinema 2007, İtalya

Yönetmen Hakkında
1975 yılında doğdu. Animasyon öğrenmeden önce illüstrasyon ve çizgi romancı olarak çalıştı. Cannes Film Festival’inde gösterilen son filmlerinden Checkoo dahil olmak üzere filmleri bir çok festivalde gösterildi ve çeşitli ödüller aldı.

checkoo

CHECKOO
İsveç, 2008, 12’, Renkli, Diyalogsuz

Yönetmen: Erik Rosenlund
Senaryo: Erik Rosenlund
Animasyon: Erik Rosenlund
Ses Tasarımcısı: Erik Rosenlund
Ortak yapım ve konuk animasyon sanatçısı: Susanne Sturesson
Müzik: Martin Bird
Ortak yapım: SVT, Sveriges Television AB and YLE, Yleisradio Oy
Destek: The Swedish Film Institute
Haklar: Sveriges Television AB och Erik Rosenlund, 2008

Başarısız bir ofis çalışanının kendini diğerlerine uydurma çabası.

sharaf1

SHARAF
İsveç, 2012, 13’, İsveççe, Renkli

Yönetmen: Hanna Heilborn and David Aronowitsch
Sanat Yönetmeni ve Karakter Tasarımı: Mats Johansson/Acne Jr
Animasyon: Nicolas Maurice
3D model: Jonas Kärn, Nicolas Maurice
Yapımcı: Hanna Heilborn and David Aronowitsch
Yapım: Story AB

İki metre yüksekliğindeki büyük dalgaların içinde küçük bir sinek gibi kalan bir gemi.
17 yaşındaki Sharaf Gran Kanarya’ya son yıllarda gemi ile götürülen binlerce mülteciden biri. Büyük okyanusu küçük bir gemi ile geçtiler. Sharaf kıyıya vardığı için şanslı. Binlerce kişi ise Atlantik Okyanusu’nda veya Akdeniz’de öldü. 2012 yılında tamamlanan film, David Aronowitsch ve Hanna Heilborn tarafından yapılan
bu tip zor koşullarda kalan çocuk ve gençlerin hikayelerinin anlatıldığı animasyon serisinin üçüncü ve son bölümü.

Ödüller:
30. Şikago Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali 2013: Genç Jüri Animasyon Belgesel Birincilik Ödülü
Capalbio Uluslararası Film Festivali 2013: Animasyon Belgesel Film

sudd

SİLİNMEYENLER
İsveç, 2011, 15’, Siyah Beyaz, Diyalogsuz

Yönetmen: Erik Rosenlund
Senaryo ve Hikaye: Erik Rosenlund
Oyuncular: Frida Jansdotter, Björn Söderbäck
Yapım: Happy FlyFish

Dünya değişirken, ortaya çıkan tek şey sizsinizdir.

tussilago

TUSSILAGO
İsveç, 2010, 15’, Renkli, İsveççe

Yönetmen: Jonas Odell
Animasyon: Per Helin, Marcus Krupa, Johan Sonestedt, Martin Nyberg, Susanne Sturesson, Mikael Lindbom, Jakob BastvikenLindor Tidäng, Kaspar Christophersen
Yapımcı: Linda Hambäck & Niklas Adolfsson
Röportajlar: Richard Dinter, DoP Per Helin
Music: Martin Landquist
Ses: Fredrik Jonsäter
Yapım: Filmtecknarna F. Animation AB in coproduction with Film i Väst and Sveriges Television AB

1907’lerde bir kadının terörist eylemlere nasıl katıldığının hikayesi.

lies_logner

YALANLAR
İsveç, 2006, 15’, Renkli, İsveççe

Yönetmen: Jonas Odell
Senaryo: Jonas Odell
Müzik: Martin Landquist
Yapımcı: Linda Hamback

Röportajlardan oluşan belgesel film, üç farklı kişinin yalan söylemekle ilgili gerçek hikayelerini anlatıyor.

Ödüller
En İyi Kısa Film- Swedish Guldbagge Awards
Jüri Ödülü- Sundance Film Festival 2009 (Uluslararası Kısa Film)

Bath-house

YÜZME HAVUZU
İsveç, 2014, 15’, Renkli, İsveççe

Yönetmen: Niki Lindroth von Bahr
Senaryo: Jerker Virdborg
Yapımcı: Karl Wettre, Jerker Virdborg, Niki Lindroth von Bahr
Yapım: Malade Aktiebolag

Bir fare çetesi yüzme havuzunu soymaya çalışırlar ama bu tuhaf , İsveç, kukla animasyonunda ters giden bazı şeyler vardır.
Bir yüzme havuzunda; 6 karakter, bir ukala havuz müdürü, üçkağıtçı bir çete ve ilginç bir iletişim…

Yönetmen Hakkında:
Niki Lidroth von Bahr özel efektler konusunda Nordiska Scenografisk Konsthögskolan’da derece almıştır. Kendi filmlerini yapmanın yanında serbest olarak filmlerde ve tiyatrolarda animasyon sanatçısı olarak da çalışmaktadır.

Ödüller
Anima Festival 2011- Grand Prix

BELGESEL

Seanslar
26 Nisan 2015 14:30 MSGSÜ Fındıklı
27-28-29-30 Nisan 10:00 ITU Taşkışla

Bu bölümde ülkemizdeki günümüz animasyon sanatçıları ile yapılmış röportajlardan oluşan kısa belgeseller, çocukların animasyon yapmakla tanışmasını konu eden bir belgesel ve Emre Senan Tasarım Vakfı Yahşibey Tasarım Çalışmaları’nda farklı disiplinlerden gelen gençlerle bir atölye çalışması dahilinde üretilmiş live-action animasyon tekniğini kullanan bir belgesel yer alıyor. Canlandırma alanında çalışan, bu alana girme isteği duyan ve canlandırmaya gönül verenlerin ilgisini çekecek olan bölüm, Türkiye’nin canlandırma serüveninden bir kesidi gözler önüne seriyor.

Malatyalı-Çocuklarla-Canlandırma-Atölyesi

MALATYALI ÇOCUKLARLA CANLANDIRMA ATÖLYESİ

Türkiye, 2011, 9’37”, Renkli
Yönetmen: Berat İlk
Görüntü Yönetmeni: Mehmet Kocaoğlu
Kurgu: Mehmet Kocaoğlu
Yapım: Berat İlk

2. Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında, Berat İlk tarafından çocuklar ve gençler için düzenlenen canlandırma atölyesini konu alan bu kısa belgeselde atölye sırasında üretilen sevimli canlandırma denemeleri izlenebilir.

Berat İlk

Canlandırma sanatçısı, yönetmeni ve yapımcısı olan Berat İlk, Eskişehir
Anadolu Üniversitesi Çizgi Film mezunudur. Uzmanlık alanı stopmotion olan
İlk, Anima’nın kurucu ortakları arasında yeralmıştır. Yüze yakın reklam filminde
görev aldıktan sonra bir süre yurt dışında yaşayan İlk, Türkiye’deki canlandırma
sinemasının ihtiyaçlarını ve mevcut üretim ortamını göz önüne alarak, 2008 yılında
“Canlandıranlar” isimli projeler geliştirmeye başladı. Daha sonra, İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü ortaklığıyla Canlandıranlar Yetenek Kampı’nı hayata geçirdi. Her yıl tekrar eden yetenek kampının yanı sıra 2011 yılında Canlandıranlar Derneği’ni, 2012 yılında ASIFA Türkiye’yi kurdu. 2013 itibariyle hayat bulan Canlandıranlar Festivali’nin de başkanı olan Berat İlk, halen İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde ders vermeyi sürdürüyor.

afiş1

BÜYÜK ÇOCUKLAR OKULU

Türkiye Turkey, 2014, 8’18”, Renkli Color
Yönetmen Director: Berat İlk
Yapım Production: Berat İlk

Röportajlar

CEMAL EREZ
Türkiye, 14’10”, Renkli
Yönetmen: Umut Kantoğlu

Cemal Erez
1973 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademsi Yüksek Grafik Bölümü’nden (Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Sanatlar Bölümü) mezun oldu. Çizgi film serüvenine akademi Diploma Projesi olarak gerçekleştirdiği “65 KV” adlı 5 dakikalık bir filmle başladı. İtalya – Urbino kentindeki Güzel Sanatlar Enstitüsü animasyon bölümünde animasyon eğitimi aldı (1976). Paris’te Ecole Normale Superieure des Arts Decoratifs, animasyon bölümünde animasyon öğrenimi gördü (1980-1984). 1979 yılından beri İstanbul ve Paris arasında yaşayan Cemal Erez her iki ülkede de çizgi ile sinemayı birleştirdiği kısa sanatsal filmlere imza attı.

EMRE SENAN
Türkiye, 12’56”, Renkli
Yönetmen: Melodi Baç
Yapımcı: Berat İlk

Emre Senan
1975 yılından bu yana grafik tasarımcı olarak yaşamını sürdürüyor. Profesyonel yaşamının büyük bir bölümünü reklam sektöründe yönetici olarak sürdürdü. Şimdi kendi tasarım atölyesinde çalışıyor. MSGSÜ Grafik Tasarım Bölümü öğretim üyesi. Prof. Ayşegül İzer ile birlikte Emre Senan Tasarım Vakfı kurucusu. GMK üyesi.

TAHSİN ÖZGÜR
Türkiye, 12’07”, Renkli
Yönetmen: Selçuk Sağlam
Yapımcı: Berat İlk

Tahsin Özgür
Klasik anlamda, yani kalemle çalışan bir animatördür. Yurtdışında ve Türkiye’de bir çok stüdyoda çalıştı. Eşi Lale Özgür’ün şirketi “Esin Desen” adına da çok çalışmaları oldu. Çeşitli okullarda animasyon öğretmenliği yaptı.
COŞKU ÖZDEMİR
Türkiye, 5’, Renkli
Yönetmen: Ayşe Defne Çavlın
Yapımcı: Berat İlk

Coşku Özdemir
Coşkun Özdemir; Avatar, Buz Devri, Transformers, Yenilenlerin İntikamı, Karayip Korsanları, Kaçış 2 ve Ironman 2 gibi ondan fazla ünlü Hollywood animasyon filminin animasyon ve görsel efektlerine katkıda bulunmuştur. Biri Türkiye’de biri ABD’de olmak üzere mühendislik ve sanat konusundaki diplomalarını aldıktan sonra Industrial Light & Magic/Lucas Film, PDI/Dreamworks Animation ve Blue Sky Studios/20th Century Fox gibi stüdyolarda çalıştı. Dünya çapındaki müşterilere animasyon ve görsel efekt hizmetleri sunan Robotika Film’in kurucusudur.
ERDEM TAYLAN
Türkiye, 11’19”, Renkli
Yönetmen: Kübra Elveren
Yapımcı: Berat İlk

Erdem Taylan
Taylan, 2001 yılından beri Toy Story, Monsters, Inc. ve Finding Nemo gibi bol ödüllü ve yüksek hasılatlı animasyon filmlerinin yapımcı şirketi olan Pixar’da çalışıyor.

Emniyettepe-Çocukları-ile-Canlandırma-Atölyesi

EMNİYETTEPE ÇOCUKLARI İLE CANLANDIRMA
Türkiye, 2011, 9’37”, Dijital, Renkli
Yönetmen: Berat İlk
Animasyon: Mehmet Kocaoğlu
Görüntü Yönetmeni: Mehmet Kocaoğlu
Kurgu: Mehmet Kocaoğlu
Yapım: Berat İlk
İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin organizasyonu ile 2010 yılında Berat İlk tarafından Emniyettepe’li çocuklarla haftasonlarında bir animasyon atölyesi gerçekleştirildi. Bu buluşmaların kayıtlarından oluşan kısa belgeselde çocukların kendi hayallerini canlandırmaları izlenebilir.

Berat İlk
Canlandırma sanatçısı, yönetmeni ve yapımcısı olan Berat İlk, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Çizgi Film mezunudur. Uzmanlık alanı stopmotion olan İlk, Anima’nın kurucu ortakları arasında yeralmıştır. Yüze yakın reklam filminde görev aldıktan sonra bir süre yurt dışında yaşayan İlk, Türkiye’deki canlandırma sinemasının ihtiyaçlarını ve mevcut üretim ortamını göz önüne alarak, 2008 yılında “Canlandıranlar” isimli projeler geliştirmeye başladı. Daha sonra, İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü ortaklığıyla Canlandıranlar Yetenek Kampı’nı hayata geçirdi. Her yıl tekrar eden yetenek kampının yanı sıra 2011 yılında Canlandıranlar Derneği’ni, 2012 yılında ASIFA Türkiye’yi kurdu. 2013 itibariyle hayat bulan Canlandıranlar Festivali’nin de başkanı olan Berat İlk, halen İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde ders vermeyi sürdürüyor.

1915-2015

Gösterimler
24 Nisan 17.30 MSGSÜ Fındıklı

budavacoylebitmez-1024x570

BU DAVA BÖYLE BİTMEZ
Türkiye, 2011, 1’, Renkli, Türkçe

Yönetmen: Gökhan Okur
Senaryo: Gökhan Okur, Can Ercebe
Animasyon: Gökhan Okur
Müzik: Adrew Kramer
Seslendirenler: Güral Dinçol, Firuze Engin
Yapım: Koff Animation

Hrant Dink davası üzerine bir animasyon.

Yönetmen Hakkında
1981’de Eskişehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Elektrik & Elektronik Mühendisliğinden mezun oldu, Sabancı Üniversitesi’nde görsel iletişim tasarımı yüksek lisansı yaptı. Kısa animasyon filmleri yurtiçi ve yurtdışı pek çok festivalde gösterildi, ödüller aldı. Maltepe Üniversitesi’nde çizgi film dersleri verdi. 2012 yılında Koff Animation’ı kurdu, halen orda çalışmakta.

hayırsız-ada-1024x576

HAYIRSIZ ADA
Fransa 2010 14’17” Renkli Diyalogsuz

Yönetmen: Serge Avedikian
Senaryo: Serge Avedekian
Müzik: Michel Karsky
Yapımcı: Roy Dyens ve Aurelia Previeu

Suluboya tablolar gibi yapılan animasyon filmde, İstanbul’un artan sokak köpeklerinin toplanıp Hayırsızada’ya götürülmeleri, orada ölüme terkedilmeleri anlatılıyor.

Ödüller
Cannes 2010 – Kısa film ve senaryo dalında aday
Palme d’Or 2010- Kısa Film

Yönetmen Hakkında
Aynı zamanda bir actor ve yönetmen olan Serge Avedikian, 1955 Ermenistan doğumludur.

hicbir-karanlik-unutturamaz-gorsel-1024x576

HİÇBİR KARANLIK UNUTTURAMAZ
Türkiye 2011 10’ Siyah Beyaz Türkçe

Yönetmen: Hüseyin Karabey
Senaryo: Hüseyin Karabey
Canlandırma: Aksel Zeydan Göz
Mektup Ses: Rakel Dink
Kurgu: Hüseyin Karabey, Ebru Karaca, Babtise Gacoin
Ses Tasarımı: Umut Şengör, Babtise Gacoin
Müzik: Lena Chamamian ‘Sareri Hovin Mernem’
Prolog Metni: Sırrı Süreyya Önder
Yapım: Asi Film
Yapımcı: Hüseyin Karabey

Rakel Dink’in milyonların vicdanının sesi olan konuşmasından yola çıkan bir animasyon.

Yönetmen Hakkında
1970 İstanbul doğumlu Hüseyin Karabey, Mezopotamya Kültür Merkezi’nin sinema bölümünün kurucuları arasında yer aldı. Belgesel ve kısa filmleriyle ünlü olan yönetmen; ilk uzun metrajı Gitmek (2008) ile ulusal ve uluslararası festivallerde başarı kazandı.

SAYGI

tonguc-yasar-3

Seanslar
27 Nisan 2015 18:30 MSGSÜ Fındıklı

Türkiye’nin canlandırma tarihinde önemli yeri olan Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü filminin yönetmeni, Tonguç Yaşar festivalin SAYGI bölümünde seyircilerle buluşuyor. Büyük usta Tonguç Yaşar ile bir ömre yayılan canlandırma macerası hakkında sohbet edecek, sanatçının filmlerinden örnekler izleyeceğiz.

TONGUÇ YAŞAR
Tonguç Yaşar, 1932’de İstanbul’da doğdu. Karikatüre 1952 yılında başladı. Akbaba, Dolmuş, Tef, Taş Karikatür ve Yön dergilerinde haftalık, Vatan gazetesinde günlük karikatürler çizdi. Çizgileri yurtdışında yayımlandı. Uluslararası yarışmalarda ödüller aldı. Karikatürün yanı sıra çizgi film çalışmaları da yapan Tonguç Yaşar, Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü isimli filmi Türkiye’de 1972’de Adana Altın Koza Film Yarışması’nda jüri özel ödülünü aldı. Aynı film 1973’te 30 ülkenin 600 filmle katıldığı uluslararası 9. Annecy Çizgi Film Festivali’nde ön elemeyi geçerek gösterime hak kazanan ilk Türk çizgi filmi oldu. TRT Kültür Sanat Bilim Ödülleri Yarışması’nda Yaşa Don Kişot çizgi filmi ile ikincilik ödülünü ve Darüşşafaka Sinema Kulübü 1. Uluslararası Sinema Şenliği en iyi film ödülünü aldı. Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği Nasreddin Hoca Çizgi Film Yarışması’nda birincilik ödülünü de alarak bakanlığa iki Nasreddin Hoca filmi yaptı. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Balina ile Mandalina ve Sait Faik’in Topal Martı eserlerinden yaptığı uyarlamalar başta olmak üzere 16 kısa metraj çizgi film üretti.

Ödüller
1972, Belçika Heist Birincilik Ödülü
1972, Üsküp Başarı Ödülü S
1973, İtalya -Marostica İkincilik Ödülü
1974, Akşehir Uluslararası Karikatür Yarışması, Başarı Ödülü
1979, Akşehir Uluslararası Karikatür Yarışması, Başarı Ödülü ve Nasreddin Hoca Çizgi-Film Yarışması Birincilik Ödülü

Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?
Türkiye 1970 2’58’’ Siyah Beyaz B&W Türkçe

Yönetmen: Tonguç Yaşar
Senaryo: Sezer Tansuğ, Tonguç Yaşar

Tonguç Yaşar ve Sezer Tansuğ senaryo çalışması ile hazırladığı kısa metraj animasyon filmi 1972 yılında 3.Altın Koza Film Festivali’nde özel ödül kazandı. Tonguç Yaşar’ın daha önceki çalışmalardan oldukça farklı olan bu çalışmada Kur’an-ı Kerim’den bir ayetin küreklerle çekilen bir gemiye benzetilmiş figürasyonunun harekete geçirildiği gösterilmektedir. Osmanlı kaligrafi sanatı ile oluşturulan simgelerin animasyonunu gerçekleştirerek bilindik animasyon anlayışının dışında deneysel bir çalışma ortaya çıkarmıştır. Ayrıca bu film 9. Annecy Çizgi Film Şenliği’nde ön elemeyi geçerek gösterilmeye değer bulunan ilk animasyon olur.

CANLANDIRANLAR FESTİVALİ PROGRAMI

23 NİSAN PERŞEMBE

14:30 Engelsiz BEYOĞLU SİNEMASI
21:00 Açılış BEYOĞLU SİNEMASI

24 NİSAN CUMA

14:00 Çocuk Atölyesi SAE
18:00 1915-2015 MİMAR SİNAN
19:00 Türkiye’den BEYOĞLU PERA

25 NİSAN CUMARTESİ

13:00 CYK Filmleri SAE
13:30 İsveç- 100. yıl+ Onur Konuğu Sunumu MİMAR SİNAN
16:15 Festivallerden BEYOĞLU PERA

26 NİSAN PAZAR

13:00 CYK Filmleri MİMAR SİNAN
14:30 Belgesel MİMAR SİNAN
16:15 İsveç- 100. Yıl BEYOĞLU PERA

27 NİSAN PAZARTESİ

14:30 Loop Gösterim İTÜ
18:30 Saygı MİMAR SİNAN

28 NİSAN SALI

10:00 Loop Gösterim İTÜ

29 NİSAN ÇARŞAMBA

10:00 Çocuk Atölyesi İTÜ
10:00 Loop Gösterim İTÜ

30 NİSAN PERŞEMBE

10:00 Loop Gösterim İTÜ

Canlandıranlar Festivali’nin web sayfasına ve haber kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Tahsin Özgür belgeseli

Çizgifilm nasıl yapılır  ? Walt Disney ve bir çok büyük projeler de çalışmış olan Tahsin Özgür’ün kendi  hazırlamış olduğu belgesel…