animasyon

Anima OKul Yaz Seminerleri

Anima OKul Yaz Seminerleri

30 Haziran – 31 Ağustos tarihleri arasında yaz seminerleri için detaylı bilgiye http://www.animaokul.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Tahsin Özgür belgeseli

Çizgifilm nasıl yapılır  ? Walt Disney ve bir çok büyük projeler de çalışmış olan Tahsin Özgür’ün kendi  hazırlamış olduğu belgesel…

Canlandıranlar Festivali Başlıyor!

10341449_275847535910460_5422570348702317926_n

2. Canlandıranlar Festivali; 23 Mayıs Cuma 19:30’da Beyoğlu Sineması’nda Alessandro Rak’ın “Mutluluk Sanatı” (The Art of Happiness) filminin galası ile başlayacak.

İstanbullu sinemaseverler 2. Canlandıranlar Festivali’nde 23 – 28 Mayıs tarihleri arasında 100’ün üzerinde filmle buluşacak. Festivalin bu yılki konuk yönetmeni ise İtalyan’ın animasyon alanındaki genç ve ödüllü yeteneği Alessandro Rak olacak. Festivalde, geçen yıl ölen, çevreci bir aktivist ve hayvan hakları savunucusu olarak da tanınan animasyon ustası Frederic Back’in filmlerinden oluşan bir seçki de yer alacak.

“Yüzden fazla film yüzde yüz animasyon” sloganıyla yola çıkan ve İtalyan ağırlıklı bir programı olan festivalde, Annecy, View, O!pla gibi dünyaca ünlü festivallerin seçkilerine de yer verilecek. Festival kapsamında konuk yönetmen Alessandro Rak’ın katılımıyla bir söyleşi de gerçekleştirilecek.

IMG_3946
Festivalin onur konuğu Alessandro Rak

Festivalin açılışı 23 Mayıs’ta Beyoğlu Sineması’nda yapılacak. Festival filmleri 24-25 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern, Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü, SAE Eğitim Enstitüsü İstanbul salonlarında ücretsiz olarak izlenebilecek. Başka Sinema işbirliğiyle Beyoğlu Pera ve Kadıköy Moda Sahnesi sinemalarında 24-28 Mayıs tarihleri arasında yapılacak gösterimlerin bilet ücreti ise 12 TL olacak.

Festival seanslarından birinde, Ankara Engelsiz Film Festivali seçkisinden alınan “Tepedeki Ev” filmi, görme ve işitme engellilerin izleyebilmesine uygun biçimde gösterilecek. Festivalde ayrıca yeni yerli animasyon filmlerinin en iyilerinden oluşan bir bölüm de yer alacak.

Canlandıranlar Derneği’nin İtalyan Kültür Merkezi, İstanbul Modern, Bahçeşehir Üniversitesi ve Başka Sinema işbirliğiyle gerçekleştirdiği Canlandıranlar Festivali’nin medya sponsoru cnbc-e ve e2, iletişim sponsorları Publicis Modem, pointistanbul, Beyazperde, Öteki Sinema, Kültür Mafyası, Ekşi Sinema ve Arka Pencere, içerik sponsorları ise Radio Canada, Annecy, O!pla ve Puruli. Festivalin “Engelisz Gösterim” bölümünün sponsorluğunu ise Peugeot üstlendi.

 

Detaylı Bilgi

canlandiranlar.com
facebook
twitter
flicker

 

The-Art-of-Happiness

 

l-arte-della-felicita-alessandro-rak-

Mutluluk Sanatı (The Art of Happiness)

MITE

nite_02

 

Frankfurt’lu animatör Walter Volbers, 10 yıldır üzerinde çalıştığı “Mite” adlı kısa filmini yayınladı.

Film, hepimizin bir yerden hatırladığı o hotel koridorunda başlıyor ve beklenmedik yerlere gidiyor.
“10 yıl boyunca sürekli buna çalışmadım” diyor Volbers. Normal mesaisini yaptığı işten arta kalan vakitlerinde ve zaman zaman uzun aralar vererek bitirebilmiş filmini.
Tamamını XSI/Softimage’da yapmış, renderları ise Arnold’da almış Volbers. 10 yıl sonra “Mite’ın Dönüşü”nü görmek istiyorsanız, change.org’da başlatılan “Softimage’ı Kurtarın” kampanyasına imza atmanızı öneririm” diyor açıklamalarında.

 

 

Barış Atiker – Özgür Tasarımcılar

OTB_Kapak

26 Nisan Cumartesi günü, Kadıköy Yeldeğirmenin’nin sakin arka sokaklarında bulunan Tasarım Atölyesi Kadıköy, kısaca “TAK” diye bilinen yerde bir etkinliğe katılma şansı yakaladım. Yakaladım dediğim; herkese açıkmış da, benim yeni haberim oldu. Etkinlik, aslında kendisi de bir tasarımcı olan Barış Atiker’in başlattığı bir tanışma ve bilgi paylaşımı sempozyumu. Tasarım kavramıyla ilgilenen herkesin ilginç bulabileceği sunumların yapıldığı ve gelenekselleşmesi planlanan güzel bir organizasyon olmuş.
Bu kadar yararlı bulunca ve geç dahil olunca, daha çok bilgi almak için sözü Barış Atiker’in kendisine bırakmak gerektiğini düşündüm.

Bıraktım da…

Baris_Atiker_small1. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Herkese merhabalar.  Bilkent ve Hacettepe Üniversitesi Grafik Tasarım bölümlerinde tamamladığım eğitimim sonrasında İstanbul’a zorunlu göç ile kariyerime çeşitli reklam, animasyon, dijital ve prodüksiyon ajanslarından sonra akademisyen olarak devam eden bir tasarımcıyım.

2. Hareketli Grafik / Motion Graphics nedir?
Hareketli grafikler, zaman temelli tasarım ürünleridir. Her ne kadar günümüzde popülaritesi artmış gibi gözükse de tarihçesi film jenerikleri üzerinden sinemayla büyük bir paralellik taşımaktadır. Adının hareketli olması yazı, sembol veya imge gibi tasarım öğelerinin fiziksel hareketinden çok zaman içinde değişmesiyle ilgilidir.. bu nedenle hareketli grafikler dinamik, zamansal, geçici gibi farklı kavramlarla da betimlenebilir.Bir tasarımın hareketli grafik olması için onun kurgulanmış bir ardışık imge dizisine sahip olması gerekir. Yani sokakta gördüğümüz mekanik tabeladaki afişin hareket etmesi onu hareketli grafik yapmazken aynı görüntü video olarak kaydedildiğinde hareketli grafik olarak tanımlanabilir.

Teknolojinin tasarıma olan etkisi hareketli grafikleri hayatımızın her alanına sokmakta.. Cep telefonlarımızdan buzdolaplarına, otobüs panolarından devasa bina cephelerine kadar ekran işlevine dönüşen her ortam hareketli grafikleri hergün daha da fazla görünür kılıyor.
İnsanların algısı durağandan çok hareketli olana yöneldiği için doğal olarak dikkat çekmek isteyen her ‘mesaj’ hareketli grafikleri bir araç olarak daha da yüceltiyor.

Bu bakımdan günümüzde tasarımcıların ve öğrencilerin giderek iştahını kabartmakla birlikte hareketli grafikler, Türkiye’de hem sektörel hem de akademik anlamda çok yeni bir kavram olarak bakılıyor. Bu durumu henüz sadece birkaç üniversitenin ders programında zorunlu/seçmeli ders olarak yer almasından da çok net görebiliriz. Elbette bunun iki temel sebebi var.. ilki bu alanda zaten sektörde yetişmiş eleman sayısının az/yetersiz olması; ikincisi de bu yetişen insanların çoğunda bir de akademik kariyer hedefinin olmaması…

Oysa tüm dünyada olduğu gibi bu alanda nicelikten çok nitelikli elemana büyük ihtiyaç var. Eğitim sistemimiz sürekli tek kalıp şablon nesiller yetiştirilmeye çalışırken, farklı disiplinleri bir araya sentezleyen ve ‘yaratıcılığı’ öne çıkartan hareketli grafikler çok sağlam bir kültürel, ekonomik ve sosyolojik bir altyapı gerektiriyor.

3. Bu alana nereden merak saldın?
Hareketli Grafikler aslında tam olarak içinde bulunduğum ruh halini temsil ediyor. Bazen fikrin bazen görüntünün estetiğini yaratıcılık ile bütünleştiren, çok katmanlı, çok sesli, çok disiplinli, çok boyutlu, anlık, öz, uluslarötesi bir kavram…yani bir meslek tercihinden çok bir yaşam biçimi benim için. Elbette grafik tasarımın kitlelere yön veren en önemli iletişim araçlarından biri olması da bu alana hayranlık duymamın en önemli nedeni..bu yüzden hem sektörel geçmişimde hem de geleceğe dönük projelerimde odaklandığım konu ‘Hareketli Grafikler’ oldu.Her tasarımcı gibi masaüstü tasarımlarla başlayan yolculuğum ikibinli yıllarda internetin çığ gibi yayılmasıyla etkileşimli tasarıma yöneldi. Bu sırada websiteleri için hazırladığım yazı canlandırmaları ben asıl ilgi alanım olan hareketli grafiklere yönlendirdi. İstanbul’a taşındıktan hemen sonra prodüksiyon alanında çalışma fırsatı bularak hem sektörde hem de akademik yolda aynı anda ilerlemeye çalıştım.

Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik Tez konularım doğal olarak hareketli grafikler oldu. Askerlik sonrası artık yola eğitim ağırlıklı devam etme kararını aldım ve aynı zamanda kendi bilgi ve birikimlerimi www.barisatiker.com/9078 hareketli grafik blogumda paylaşmaya başladım.

0014. Peki “Özgür Tasarımcılar” nedir?

‘Özgür Tasarımcılar’ benim 2010 yılında İstanbul Tasarım Bienali kapsamında katılmış olduğum bir workshop için ürettiğim projeydi. Sosyal sorunlara bir tasarımcı olarak çözüm üretmek için yola çıkarken önce kendime dönerek, uzun yıllar freelance tasarımcı olarak çalışmanın beraberinde doğurduğu ‘sosyal yalnızlaşma’ sorununu ele aldım.

Freelance tasarımcı olarak bütün gün/gece ekran karşısında dünyanın farklı şehirlerine tasarım yaparken ilham aldığım hiçbir tasarımcıyla aslında yüzyüze tanışmadığımı farkettim. Oysa facebookta 1000den fazla tasarımcıyla arkadaş görünüyor, çalışmalarını sıkı bir hayranlıkla takip ediyordum ama o tasarımcıları yolda karşımda görsem tanımazdım. Projem çok basitti, tasarımcıların yüzyüze gelerek hem iş deneyimi hem de mesleki tecrübelerini paylaşabileceği ve daha da önemlisi farklı disiplinlerden çok yetenekli tasarımcıların birlikte çalışabileceği bir platform oluşturmaktı.

Başlangıçta birkaç tasarımcı olarak yaptığımız buluşmalar diğer tasarımcıların da dikkatini çekince katılım giderek arttı. Bu buluşmalarda tanıştığım harika insanlarla birlikte sunum formatımız değişti, farklı disiplinlerden çok yetenekli / ödüllü tasarımcıların portfolyo sunumlarına daha çok ilgi olunca giderek büyüyen ve sadece sunum değil birlikte çalışmaya dönük etkinlikler de yapabileceğimiz mekanlara ihtiyaç duymaya başladık.

Halen ‘birlikte çalışma’ prensibiyle Elance.com, AtölyeIstanbul, Mixer ve Tasarım Atölyesi Kadıköy gibi harika platformlar ‘Özgür Tasarımcılar’ projesine destek vermekte. Etkinliklerimizi şimdilik www.facebook.com/ozgurtasarimcilar sayfasında duyuruyoruz ve çok kısa bir süre sonra ozgurtasarimcilar.com sitesi de yayına girecek.

5. Bu organizasyonu ileride nerelere taşımak istiyorsun?
İlk planda bu etkinlikleri sadece bir buluşma olarak değil aynı zamanda üretim ve eğitim platformu haline döndürmek, yani yetenekli tasarımcıların uluslararası freelance projelere yönlendirildiği, sürekli atölyelerin bulunduğu, yenilikçi tasarım çözümleri hakkında sürekli beyin fırtınası yapılan ve projeler üretilen bir platform hayal etmekteyim. Çünkü tüm dünyada yaratıcı endüstriler böyle serbest ve kolektif çalışmanın temel alındığı bir yapıya doğru ilerliyor.İkinci aşamada ise bu platformu Türkiye’nin diğer illerine de yaymayı amaçlıyorum, çünkü Eskişehir, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük illerden buluşmalarımıza gelen gerçekten çok yetenekli tasarımcılar ve öğrencilerin hepsinin ortak ricası bu…

6. Genç tasarımcı adaylarına tavsiyelerin neler olur?

Aslında bu soruyla yaşlandığımı hissediyorum ama önemli olanın çok bilmek değil çok üretmek olduğunu farkettim. Bu nedenle en önemli özellik “uyum sağlamak” (adaptasyon). Yeni teknolojilere, yeni fikirlere, yeni ihtiyaçlara uyum sağlayarak onlara uygun yeni çözümler üretebilmek bir tasarımcıyı diğer mesleklerden farklı ve belki de daha avantajlı hale getirebilir. Çünkü hız çağımızın en temel sorunu ve herşey büyük bir hızda tüketiliyor.. Öğrendiğiniz bir yazılım 6 ay sonra kendini baştan aşağı değiştiriyor, iş akışları tek bir çizgiye indirgenirken yeni iş akışları ortaya çıkıyor, tüketici ‘üretici’ haline geliyor ve tüm bu süreçte tasarımcı hep bir adım önde olmak zorunda ve bunun için uyum şart.

Öte yandan tasarımı sadece teknolojiye indirgemek de en büyük yanlışlardan biri çünkü hız kavramı teknolojinin bir ilüzyonu. Oysa tasarım insanlıkla birlikte varolan bir kavram ve yaratıcılık olarak tanımladığımız iyi fikirler teknolojinin değil insan beyninin bir ürünü. Bu bakımdan tasarımcının dış dünyayla olan ilişkisi, kavramsal açıdan doğal olarak eserlerine de yansıyor. Yani iyi bir tasarımcı etrafındaki herşeyi diğer insanlardan farklı ‘görmek’ ve ‘anlamak’ zorunda..

Derslerimde tasarımların doğru ya da yanlış birer tercih olduğunu ve tüm tercihlerimizin bir sonraki tasarım sürecinde bize yol gösterdiğini anlatmaya çalışırım. Bu bakımdan tasarım öğrencilerini deney yapmaya, kopyalamak yerine çalmaya (orijinalini saklamaya) ve yaptıkları tasarımın sonuçlarına katlanmaya davet ediyorum.Son olarak tasarımı evrensel bir dil olarak görmek, tasarımın özünde yatan iletişim ihtiyacına en güzel cevabı veriyor. Dünyanın diğer ucundan bir tasarımcıyla aynı dilden konuşabilmek sizi günlük hayatın sığ problemlerinden bir nebze olsa kurtarırken; kendinizi daha büyük bir sistemin parçası olarak hissedip tasarımı sevmek, elbette bütün bu dediklerim için en büyük motivasyon kaynağı oluyor.

Düşüncelerimi paylaşma olanağı sağladığı için Animasyon Gastesi’ne çok teşekkür eder, herkesi bir sonraki buluşmamıza davet ederim.

Herkese ‘özgür’ tasarımlar diliyorum…
002
003

Akdenizli – Trailer

AKDENİZLİ – THE MEDITERRANEAN

Türkiye Turkey, 2014, 2’26’’
Dijital Digital, Renkli Color, Diyalogsuz No Dialogue
Yönetmenler – Directors Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan
Yapımcı – Producer Berat İlk
Senaryo – Screenplay Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan
Animasyon – Animation Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan,Demet Erdoğan, Orçun Özdemir
Ses – Sound Çağlar Şeker
Müzik – Music Ray Davies
Yapım – Production Canlandıranlar Yetenek Kampı

Sinopsis – Synopsis
Kendi halinde yaşan bir Akdeniz Foku’nun, onu yakalamak isteyen açgözlü bir balıkçıdan kaçma mücadelesi.
The struggle of a Mediterranean Seal which tries to get away from a greedy fisherman who wants to catch it.

Seçkin Yalın Biyografi Biography
Mersin doğumlu, 28 yaşında. Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çizgi Film ( Animasyon ) Bölüm’ü mezunu.
Born in Mersin and 28 years old. Graduated from Anadolu University, Fine Arts Faculty, Cartoon ( Animation ) Department.

Yiğit Pehlivan Biyografi Biography
Trabzon doğumlu, 28 yaşında. Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çizgi Film ( Animasyon ) Bölüm’ü mezunu.
Born in Trabzon and 28 years old. Graduated from Anadolu University, Fine Arts Faculty, Cartoon ( Animation ) Department.

Akdenizli Trailer from Seckin Yalin on Vimeo.

Rio 2 Yapım aşamaları

Rio_02

Ülkemizde 11 Nisan Cuma günü gösterime girecek olan Rio 2 filminin yapım aşamaları yayınlanmaya başlandı. Departman süpervizörleri, filmde yaşadıkları zorlukları ve işlerini anlatıyorlar.
Art Directing – Tom Cardone & Sculpting – Vicki Saulls

 

Lighting – Jeeyun Sung Chisholm

 

Rigging – Sabine Heller

Animation – Melvin Tan

Directing – Carlos Saldanha

 

ANİMASYON FİLMLERİNİN KONU VE KARAKTER BAKIMINDAN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Okul öncesi dönemdeki çocuklar izledikleri, gördükleri, duydukları her şeyden olumlu ve olumsuz etkilenirler. Hayal ile gerçeği ayırt edemedikleri için televizyonda izledikleri çizgi film karakterlerini gerçekmiş gibi algılayıp onların yaptıkları hareketlerin aynısını yapıp, onlar gibi davranma eğiliminde bulunur. Buna göre okul öncesi çocuklar izledikleri çizgi film karakterleri gibi davranıp onların tavır davranış, eylem ve sözlerini rol model olarak taklit eder. Süpermen ile özdeşleşen bir çocuk uçabileceğine, örümcek adam gidi duvarlara tırmanacağına inanır ve bu davranışlarını eylemlere dönüştürebilir.

Şengül “Televizyon yayınlarında küçük çocukların korunması” adlı uzmanlık tezinde televizyonda yayınlanan görüntülerin çocuklar üzerinde olağan üstü bir gücü olduğundan ve benzeri görülmedik etkilere yol açtığından bahseder. İzlenilen yayınların çocuklar üzerinde olumlu ve olumsuz etkilere yol açtığını, söyler. Televizyon görüntülerinden kasıt ile ne denilmek isteniyor diye bakıldığında bir filmin konusu, teması, olayların geçtiği mekan, karakterler diye algılanabilir. “Senaryo Yazımı” isimli kitabın yazarı Miller, izleyici kitlesi olan çocukların karakterle ilgilenmek istediklerini belirtir. Psikolojik bir süreç içinde çocuklar başkalarının duygularını anlayabilme ve özdeşleşme yoluyla karakterle sıkı bir ilişki içine girer. Onları sever ya da sevmez. Onlarla birlikte duygulanır, onlar için kaygılanır,  sorunları paylaşır.

1980’li yıllarda hayatımıza giren çizgi filmleri hatırlayacak olursak çoğumuzun aklına önce filmin başrol karakteri,  sonra filmin adı gelir.  Animasyon filmlerindeki ana ve yan karakterlerin yaratılmasında çocukların ilgisi, yaş özellikleri, zihinsel ve duygusal gelişimleri göz önüne alınmalıdır.

Animasyon senaristi, senaryoyu yazmadan önce şu soruları sormalıdır; Hangi yaş çocuğu nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz? İlgisini çeken şeyler nelerdir? Duygusal olarak nasıldır? (kaygıları hayalleri, korkuları, hedefler). Bu soruların cevapları için iyi bir araştırma yapmalı, çocuklara zarar vermeyecek, gelişimine katkı sağlayacak şekilde çalışmalarını düzenlemelidir.

 

nimasyon filmlerinde geçen konu, eylem ve görselleri destekleyen unsurlar karakterlerdir. İzleyici çocuklar, karakterler sayesinde filme bir anlam katar. Senaristin hayalinde canlandırdığı ve kaleme aldığı karakterler, karakter tasarımcısı tarafından resmedilip görselleşir. Karakter tasarımcısı, çocuğun dünyasını iyi bilmelidir. Çizeceği karakteri iyi araştırmalı, gözlem yapmalıdır. Unutmamalıdır ki izleyici çocuklar görerek öğrenecek ve gördüklerinden etkilenecektir. Animasyon filmleri, çocuklarda görsel imgeler yoluyla birçok konu ve kavramların öğrenilmesinde yardımcı bir unsur olarak kullanılabilir. Bazen bir görüntü, binlerce sözün önüne geçebilir.Kitapların önemini anlatan Fransız uzman Neveu, “Kitap ancak çocuğun kişiliğine saygı gösterdiği sürece ideal bir iletişim aracıdır” derken bu söz çocuklar için yapılan animasyon filmleri içinde geçerlidir denebilir. Çocukların duygu ve düşüncelerine tercüman olan karakterler, çocuğun düşünce dinamiğini bozmadan, engellemeden olumlu bir psikolojik alt yapı oluşmasını sağlamalıdır. Çocukluk yıllarımızda izlediğimiz Alp dağlarının eteğinde dedesi ile birlikte yaşayan Heidi karakterinin, hayata olumlu bakma ve engelleri aşma çabası, köy hayatının insana kazandırdıkları ve güzellikleri ile hayatımıza katkıları inkâr edilemez.  cizgi

Pinokyo karakteri ile yalan söylemenin insana verdiği olumsuz etkileri görürken, burnumuzun uzayacağı korkusuyla belki de yalan söylemekten vazgeçtik. Şeker kız “Candy” karakteriyle, sıcak bir ailenin ve aile kurma özleminin önemini ve belki de ilk platonik aşklarımızı yaşadık. Kırmızı başlıklı kız karakteriyle tanımadığımız birine inanmamamız gerektiğini, yalnız başımıza evden uzaklaşmamayı öğrendik. Bize özgü karakterlerden Keloğlan ise sevimli kel kafası ve saflığı ile birçok olayın üstesinden gelir. İyi niyetliliği temiz kalpliliği, çevik zekâsı ve dürüstlüğü ile hükümdarları bile alt edebildiğini gördük.

Son zamanlarda çocuklar tarafından oldukça sevilen kendi öz kültürümüzden beslenen “Pepee” okul öncesi çocuklarının beğenisine sunuldu ve çocuklar onu çok sevdi. Pepee karakterini seslendirenin yine aynı yaşlarda bir çocuk olması ona doğallık kattı. Tutum ve davranışlarıyla çocukların içinden bir karakter olan Pepee karakterini tasarlayan tasarımcı, o yaş çocuklarının özelliklerini dikkate alarak ve onların yapabileceği resimlerden faydalanarak en basit çizimlerle tasarlamamıştır. Yuvarlak bir kafa dairesel çizimlerle verilen estetik bir görünüm, en sade şekliyle kondurulan gözler ve belli belirsiz çizilen ağız Pepee’ye ayrı bir sevimlik kazandırmıştır. Çünkü okul öncesi çocukları için her şey sade olmalıdır. Ayrıntılar, çocuklar için sıkıcı ve anlamsızdır.

Pepee’ de okul öncesi çocukların ani duygu değişiklikleri, mimikleri, tavır ve davranışları ustalıkla verilmiş. Filmde verilmek istenen aile yapısı, akrabalar, kardeş figürü ağabeylik yapma, özel günlerdeki hazırlıklar, şarkılar, oynanan oyunlar, söylenen atasözleri, yenen yemekler, yöresel kıyafetler, halkoyunları, dalgalanan bayrak gibi ögeler izleyici çocuklar için hiç de yabancı olmayan unsurlardır. Pepee, mükemmel bir karakter değildir. Bu sebeple izleyici çocuklar kendilerinden bir parça bulurlar. Çünkü Pepee de kendileri gibidir.  Yaramazlık yapıyor, alay ediyor, zarar veriyor, kardeşini cezalandırıyor, öfkelenince bağırıyor. Bu olumsuzlukları dozunda olduğunda ve sonuçlarına katlanıldığında veya başkaları tarafından kabul görmediğinde izleyici çocuklar doğru ve yanlış davranışları görüp ayırt edebilir. Davranışların sonucunda nelerin yaşanabileceğini görebilir. En önemlisi yanlışlar yapılabilir, hiç kimse mükemmel değildir düşüncesi gelişir.

Dünyaca tanınan animasyon filmlerinin çocuklar tarafından sevilmesinin nedeni o filmlerin karakter ve konusunda gizlidir. “Aslan Kral” filminde Kral Musafa idaresindeki Küçük Simba büyüyünce krallığın başına geçecektir.

002

Ama Musafa’nın kardeşi Scar, kıskançlığının ve hırslarının esiri olmuştur. Simba’nın krallığa geçmesini istemez. Kötülüğü temsil eden sırtlanların yardımıyla kardeşini bir kaza süsü vererek öldürtür. Bu durumdan da Simba’yı sorumlu tutar. Simba, vicdan azabı duyar suçluluk psikolojisiyle krallığı terk eder ve böylece amcası krallığın idaresini elini alır. Kötülerin kol gezdiği krallıkta adalet, düzen kalmaz. Simba en yakın arkadaşları Timon ve Pumba’nın yardımıyla sorumluluklarının farkına varır krallığı kurtarması gerektiği düşüncesiyle geri döner ve böylece kötülerin ve iyilerin mücadelesi başlar.

Simba’nın çizimlerin de yumuşak dokunuşlar yuvarlak hatlar onlara ayrı bir sevimlilik katmıştır. Filmin ilerleyen bölümlerinde Simba’nın yetişkin halindeki yürüyüşü, duruşu, gülümser şeklindeki yüzü, gözlerindeki masum bakışı,  tavır ve davranışlarındaki asaleti, iyi yürekli bir kralı temsil eder. Onun karşısında olan kötü kalpli amcası Scar ve yanındaki sırtlanlar ise karanlık bir yerde yaşar. Scar’ın bakışlarındaki donuk ifade, sivri suratı ve dağınık yelenin arasından beliren sivri sakalı, keskin dişleri ve tırnakları ile hemen fark edilir. Sırtlanların kambur sırtları ve çevik hareketlerindeki güvenilmez halleri ile kötülüğü simgelediği her hallerinden bellidir. Her an eline geçireceği avını parlayacakmış gibi duran pençeleri ile kolları güvensiz bir kucağı simgeler. Kraliyet ailesinin sevildiği, orada yaşayan hayvanların bakışlarından onlara duyulan saygı gözden kaçmamaktadır. Film boyunca iyiler ve kötülerin mücadelesi işlenir.aslan-kral

Kralın ve küçük oğlunun kötüler tarafından alt edilmesi kimsenin istediği bir şey değildir. Saflığın, iyiliğin sembolü olan çocuklar filmdeki Simba karakterini çok sevmiştir. Çünkü o mağdur olmuş ve yaşadığı toprakları terk etmek zorunda bırakılmıştır. O halde ona sahip çıkılması, tekrar güç kazanması gerekiyordur.

Kayıp balık “Nemo,” filminde küçük bir balık olan Nemo babasıyla birlikte yaşar. Annesini çok küçükken kaybetmiştir. Bir yüzgecinin küçük olması babasının gözünde onu güçsüz ve zayıf kılmaktadır.image01

O nedenle babası korumacı bir tavırlarıyla Nemo’ya yaptığı müdahaleler zaman zaman küçük balığın yaşamını çekilmez hale getirir. Bir gün Nemo uçsuz bucaksız okyanusta kaybolur. Evinden çok uzaklaşır. Evine babasına dönüş yolunda verdiği mücadele onu farklı maceralara sürükler ve bir insanoğlunun akvaryumunda tutsak kalır. Nemo karakteri, güçsüzlüğü simgelerken aynı zamanda mücadeleyi, asla pes etmemeyi vurgular. Film, ailenin önemini ve aidiyet hissini pekiştirirken her ne olursa olsun yaşanılan yerin değerini fark ettirir.

Nemo ile özdeşim kuran çocuklar karakterle birlikte evden uzakta, babasını kaybetmenin hüznünü onunla birlikte yaşadı.  İstediği bir şeyi yapamayan, engellenen veya gücünün farkında olmayan çocuklar kendilerini bu filmde buldu. Şartlar ne kadar zor olsa da her güçlüğün üstesinden gelinebileceği düşüncesi film boyunca işlenirken çocukların bilinçaltına bu mesajlar iletilmiştir denebilir.

 “Neşeli Ayaklar” filmdeki minik penguen “Mumble” karakteri içinde yaşadığı toplumda diğerlerinden farklıdır. Çünkü İmparator penguenler çok güzel şarkı söylerken o berbat bir şarkıcıdır, diğerlerinden ayıran en büyük özelliği çok iyi dans etmesidir. Ama bu penguenler arasında hiç de önemsenmez, özellikle babası tarafından aşağılanır. Numble uçsuz bucaksız buzullarda yolculuğa çıkar yaşanılan maceralar sonunda özüne sadık kaldıkça her ne yaparsan yap her zaman bir fark yaratabilirsin düşüncesi filmin ana teması denebilir. Numle karakteri herkesin yaptığını yapamayan belki başkaları tarafından beceriksiz, tembel gibi görünen çocuklar için olumlu bir rol modeldir aslında.

Ötelenen, kabul görmeyen, bazen anne babası tarafından eleştirilen çocukların ruh halini çok iyi yansıtmaktadır. Gerçek hayatta oyundan dışlanan, hatalı bir davranışı yüzünden horlanan, herkesin yaptığı bir şeyi yapamayan çocuklar kendilerini ana karakterin yerine koyup Mumle’nin mücadelesini kendi mücadelesi gibi görebilir.vizyonb_1327005706

Her filmin bir ana birde yan karakterleri vardır. Hikâye, ana karakter ve yan karakterler üzerinden işlenirken bu karakterlerin çocuklara yakın olması çok önemlidir.  Kişilik ve davranışlarıyla izleyici kitlesiyle özdeşleşebilen ana karakter olayların üstesinden gelen, amacına ulaşan bu amaca ulaşırken engellerle karşılaşan ve aşan sonuçta hedefine ulaşan ve ya kazanan olmalıdır. Karakterlerin seçimi ve duygusal durumları, sakarlıkları, ağlamaları, korkuları, heyecanları, güzellikleri veya çirkinlikleri, iyi veya kötülükleri, olumlu ya da olumsuz yönleri, olaylara karşı tavır ve davranışları, jest ve mimikleri,  içinde yaşadığımız hayatın küçük numuneleri değil midir? İzleyici çocuklar bu karakterler aracılığıyla kendilerinden bir parça bularak kendilerini o karakterlerin yerine koymakta ve yakın bulmaktadır. Çünkü karakterler aracılığıyla yapamadıklarını yapar, hissedemedikleri duyguları hisseder.

Çocuklar bir filmde ana karakter yerine başka bir karakterle özdeşleşiyor onu örnek alıyorsa bu asıl ana karakterin özelliklerinin iyi bir şekilde ortaya konamadığının bir işareti olabilir. Öyleyse ana karakter öyle bir yaratılmalı ki izleyici çocuklar, etkilenebilmeli ve onun peşinden sürüklenebilmelidir. Karakter tasarımcısı, karakterlerin kişiliğini, duygularını, düşüncelerini, korkularını, heyecanlarını, zaaflarını, hayallerini o karakterde yansıtabilmeli ve özdeşleştirebilmelidir. Özellikle ana karaktere çocukların inanması gerekir. Karakter inandırıcı olursa çocuklar hem sevecek hem de kabul edecektir.

Karakter yaratılırken özgün karakterler çizilmelidir. Bu karakterler bir insan olabileceği gibi, hayvanlar, oyuncaklar, ayakkabılar, geometrik şekiller, kıyafetler, ev eşyaları, bitkiler, hayvanlar gibi canlı cansız her türlü nesne çocukların hayal dünyasında yer edinebilmesi için oldukça ilginç olmalıdır. Karakterlerin insana özgü tavır ve davranışları iyi bir şekilde karakterize edilmelidir. Karakterlerin duygu durumlarındaki değişim tavırları kararsız, dalgın, ilgisiz, kendinden emin, hırslı, hilekâr, kaba, çekingen, gösterişli, geveze, meraklı, cimri, savruk, zeki, sinsi, güvenilir, sakar, alçak gönüllü, olması göz, ağız, yüz şekilleri ve vücut diliyle birbirlerine gösterdikleri tavırlar, olaylara bakış açısıyla belli olur.

Ana karakter üzerinde yaratılan zıtlıklar hiçbir zaman mükemmel olmamalıdır. Çünkü mükemmel insan yoktur. Onun da korkuları, zaafları, olumlu veya olumsuz yönleri olmalıdır. Çirkin bir ana karakter üzerinden dostluk, sevgi, barış temaları işlenebileceği gibi güzel bir karakter çizimiyle kötülükler de verilebilir. Böylelikle çocuklarda bireylerin farklı özelliklerinin olabileceği düşüncesi geliştirilebilmelidir. “Shrek” animasyon filmindeki ana karakter yüz olarak çirkin bir karakterken, sempatik davranışları ve tavırlarıyla çocukların sempatisini kazanmıştır. Çocuklar her ne olursa olsun doğaları gereği doğruluktan, iyiden yana oldukları için bu karakteri kendilerine çok yakın bulmuşlardır.

Yan karakterler her ne kadar ön planda olmasalar da ana karaktere yön veren onun vereceği kararları etkileyen, olayların çözümünde etkisi olan, iyi ve ya kötü özellikleri olan bazen ana karakterin yanında bazen karşısındadırlar kimi zaman ana karakterin en yakın dostuyken aynı zamanda onun en büyük yardımcıdır. Zor zamanlarında ona yardım eden kararsızlıklar yaşadığında doğru karar almasına yardım eden çoğu zaman vicdanın sesi olmaktadırlar.

Sonuç olarak,  eğer çocuklar için bir animasyon filmi yapılacaksa, her şeyden önemlisi yaş dönemi özellikleri iyi tanınmalı ve ona göre karakter oluşturulmalıdır. Çünkü karakter, çocukların rol model olarak taklit ettiği, özdeşim kurduğu, gerçek dünyayı nasıl algıladıklarının işareti olması ile doğru orantılıdır.

Yazan:

Rabia Kandıra

Animasyon Senaristi

KAYNAKÇA:

Mardi, Halime Özge. (2006) Çocuk Kitapları Resimlemede Karakter Yaratma. Yüksek lisans tezi

Oruç, C. Tecim, E. Özyürek, H. Okul Öncesi Dönem Çocuğunun Kişilik Gelişiminde Rol Modellik Ve Çizgi Filmler. Ekev Akademi dergisi Yıl:15. Say:48 (2011)

Şengül, Z. (2011). Televizyon yayınlarında küçüklerin korunması. Uzmanlık tezi.

Yağlı. A. Çocuğun Eğitiminde Ve Sosyal Gelişimde Çizgi Filmlerin Rolü Ve Caıllou Ve Pepe Örneği.  Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/10 Fall 2013, p. 707-719, ANKARA-TURKEY