film

Son Kıta

Yüksek kalite prodüksyonların bombardımanı altındayken çevrenizde neden az sayıda mutlu sanatçı olduğunu düşündüğünüz oluyor mu? Bir cümlede iki haksızlık ettim… Hem sanatçı mutlu olmanın bir yolunu bulur, hem de mevcut ekonomik düzenin mutsuzlaştırdığı kesimler sanatçıların çok ötesinde.

12. California Bağımsız Film Festivali’nde pek sevdiğim Richard Dreyfuss’u dinlemiştim. Konuşmasının çoğunu hatırlamıyorum ama lafa nasıl girdiği kelimesi kelimesine aklımda: “Ne istediğinize çok dikkat edin! Ben küçüklüğümden beri oyuncu olmak isterdim. Cary Grant’in filmleriyle büyüdüm; her sahnesini, her repliğini ezberlerdim. Sonunda gün gelip de tanınmış bir oyuncu olduğumda istediğimin bu olmadığını fark ettim. Ben aslında “O” dönemlerin oyuncusu olmak istiyordum…” Dreyfuss bu andan sonra film endüstrisinin ne kadar basmakalıp bir düzene girdiğinden, özel efektlerin hikayeyi öldürdüğünden falan bahsetti. Bu konuyla ilgili belgesel ve makaleler artık yeterince güncel ve çeşitli, uzatmaya gerek yok.

Festivalden birkaç sene önce NY’ta, butik bir animasyon stüdyosunda 3D generalist olarak çalışıyordum. Klasik animasyon yapan Jeremiah diye bir çocukla sohbet ederken, dijital öncesi özel efektlerle ilgili bir koleksiyonu olduğundan bahsetti. Sisler, aynalar, her türlü illüzyona hayran şöyle demişti: “Eskiden insanlar filme gidip de hiç görmedikleri bir sahne çıktığında, bunu nasıl yapmışlar acaba diye şaşırıp düşünürlerdi. Artık gördüğün her şeye dijital deyip geçiyorsun…” Gösteriden gizemi çıkarınca geriye pek bir şey kalmıyor. Sihirinin öldüğü bir mesleğe mi adım atıyordum acaba.

R.02

Bu olaydan da birkaç sene önce, yine Lance diye bir arkadaşımla tartışıyorduk. “2000 yılda müziği doruk noktasına taşıdık, artık 2000 sene boyunca bunu tekrar edebiliriz ancak” demişti. Konu hakkında sahip olduğumuz bilginin geyik muhabbeti düzeyinde olması bir yana, bugünün endüstrisine duyulan hissiyatın bir yansıması olarak hatırlamaya değer. Her sanatçıyı can evinden vurmuş 1-2 film, oyun, kitap vardır. Yola bunlarla çıkarsınız ve siz vardığınızda o işlerin üretildiği endüstri yerini başka bir şeye bırakmış olur. Nostalji güzellemesine dalmayacağım. Woody Allen “Midnight in Paris” filminde bu konuyu üstüne laf söylenemeyecek biçimde kapattı. Her devir kendi üretim ve tüketim dinamiklerini getirir, ama… Mutsuz sanatçılar ve doyumsuz izleyiciler yaratan yeni endüstri bir duvara mı tosluyor, kafamdaki soru bu.

R.03

İzleyici de mutlu değil sanki? Zengin bir ailenin şımarık çocuğu gibi davranıyor. Önüne serilmiş onlarca çeşit tatlıya görmemişçesine saldırıyor, hepsinden birer ısırık alıp kenara fırlatıyor. Çiğnemeden yuttuğu yemeğin tadını almak için reseptörlerine fırsat bile tanımayan bu çocuk nasıl bir mutluluk yaşıyor olabilir? Ya da tersi… Durum buysa, nasıl oluyor da insanlar bu ürünleri çılgınca tüketiyor. Acaba prodüksyonlar cillop, gişeler kapalı, herkes mutlu mu? Sanmıyorum. Ortada bir savaş var. Samimi, organik içerik ile endüstriyelleşmiş, duyularımızı harekete geçirmek üzerine uzmanlaşmış içerik arasındaki savaş. Artık tekelleşmiş olan ikincisi açık ara önde.

Böyle bir ortamda, seçkin bir azınlık dışında kalan sanatçılara, dev bir fabrikanın parçası olmaktan başka pek bir seçenek kalmıyor. (İstisnalar kaideyi bozmaz.) Yıllarca bayraktarlığını yaptığımız “sevdiğin işi yap…” mottosu, bugün çıkış fikrinden çok uzaklaşmış, piyasa tarafından manipüle edilerek içimize sızmış bir Truva atını çağrıştırıyor. Bizler bu tür kodlarla, seyirci ise bizim ürettiğimiz sanatın bilişsel kodlarıyla yeniden programlandı. Kazanan her kimse onun adı hiç geçmiyor. Genelde geçmez.

R.04

Konunun etrafında yeterince dolandık sanıyorum. Otomasyonla kurulan yeni bir endüstri devriminin başındayız. Bir sonraki adımda otomasyonu aşıp insansız insiyatif alabilen bir endüstriyel mekanizma kurulacak, kuruluyor. Beraberinde gelen “gereksiz insanlar çağı”nda sanat öne çıkan bir meslek haline dönüşüyor. Yakında sanatçılar sadece birbirleriyle değil, yapay zeka ile de yarıştıkları bir piyasanın içinde bulacaklar kendilerini. Bugün ortaya konan, zirveye yerleşen işler içinde fikri bir çölleşme, taklit ve tekrar var; madde, mananın önüne geçiyor. Oysa hayal edip edemeyeceğimiz her şeyin prodüksyonunu mükkemele yakın derecede üretebilecek kudrete sahibiz. Ve sanki asırlardır denizleri aştığımız gemilerimiz artık son kıtaya oturdu. Dünya sonsuz değil ve uydularımızın göremediği tek bir santimetresi kalmadı. Bizler de kaşifler olarak hükümsüz kaldık.

Dünya’da kıtalar sayılı da olsa, Evren sonsuz… Keşfedilecek yeni gezegenler var ve belki de daha büyük gemiler inşa etmemiz gerekiyor.

 

StarCraft 2: Legacy of the Void Geliyor!

Blizzard, StarCraft 2 oyun serisinin Protoss versiyonu için yeni bir giriş sinematiği yayınladı.
10 Kasım’da çıkacağı açıklanan StarCraft II: Legacy of The Void için ön siparişler şimdiden açıldı.

Don’t Hug Me I’m Scared 4

“Don’t Hug Me I’m Scared” viral kukla animasyon serisinin 4. bölümü yayımlandı.

İlk bölümü 2011’de yayınlanan bu korku müzikal animasyon serisi, Londralı iki grafik tasarımcı Becky Sloan ve Joseph Pelling tarafından yönetiliyor. Televizyon çocuk programları türüyle dalga geçen seride sırayla, yaratıcılık, zaman, sevgi ve bilgisayar konuları işleniyor. “Bunlar gibi soyut kavramların kısıtlı bir zamanda öğretmeye çalışmanın ne kadar saçma olduğu” fikrinden yola çıkan ikili, bir çok festival ve yarışmadan da başarıyla dönmüş.

Sundance London - Shorts Program Screening at Cineworld O2

Kendi siteleri olmasının yanında, blinkink stüdyosunda da yönetmen olarak çalışıyorlar.

79190011

Serinin 1. filmi

2.

3.

 

 

 

 

 

 

 

 

Sony Tartakovsky’nin Temel Reis’inden vazgeçti!

Popeye 2016

Sony, Temel Reis animasyon filmine devam etmeyecekmiş, en azından yönetmen Genndy Tartakovsky’nin yapmak istediği versiyona.
Tartakovsky bu haberi ilk kez geçtiğimiz günlerde Moviefone’a verdiği ropörtajda dile getirdi.
“En azından Temel Reis için çok güzel bir fragman ortaya koyduk. Herkes çok sevdi ve oldukça pozitif tepkiler aldık. Bu yaptığımız şeyi büyük bir aşkla sürdürüyordum, ama sanırım stüdyo bir takım “değişikliklerden” geçiyor ve benim düşündüğüm gibi bir Temel Reis filmi yapmak istediklerinden emin değilim. Bu yüzden bir karar verilmesi gerekiyordu… Sonuçta Temel Reis’ten vazgeçmek çok zor olsa da, bunlar işin doğasında var..”

1023868-popeye-900
Tartakovsky’nin “bir takım değişiklikler” derken, bu yılın başlarında kovulan Sony Pictures Digital Production’ın başkanı Bob Osher’in yerine, DreamWorks’ün eski prodüktörü Kristie Belson’ın alınmasını kastrediyor olmalı.
popeye-teaser-poster
The Animation Guild bloğunun haberine göre ise; Kristien Belson “başına getirildiği bu yeni stüdyoya damgasını vurmak istiyor ve bu nedenle ilan edilmiş ama ertelenmiş, veya iptal edilmiş eski projeleri yeniden değerlendiriyor.”

Hotel Transilvanya 2’yi daha yeni bitirmiş olan Tartakovsky ise şu sıralar, daha önce açıklanmış olan ve “Kendi orjinal fikrim ve oldukça kişisel bir hikaye” dediği projesi “Can You Imagine?”yi geliştiriyor.

Sony henüz Temel Reis’e Tartakovsky’siz devam edip etmeyeceğini açıklamadı.
Aşağıda Temel Reis projesinin, Tartakovsky’nin değişiyle konsept-kanıtı bir test klibi var. Keyfine varın, zira uzunca bir süre görebileceğiniz tek Temel Reis animasyonu bu olacak.

 

cartoonbrew.com sitesindeki yazıdan çevrilmiştir
http://www.cartoonbrew.com/business/sonys-top-animation-exec-bob-osher-was-fired-today-109628.html

Rimolar ve Zimolar’ın Yaratıcıları İle Söyleşi

Rimolar ve Zimolar’ın Yaratıcıları İle Söyleşi

Bir kukla filmi çekme fikri nasıl doğdu?

Yonca Ertürk: Bir çocuk filmi yapmaya karar vermiştik. Animasyon mu, reel çekim mi yapacağız diye düşünüyorduk. Çok iyi kuklacılar tanıyoruz, Şevket Süha Tezel, Nazmi Sinan Mıhçı ve Emrah Özdemir. Kuklaya çok can verdiler. Kendileri de mükemmel oyuncular. Nermin’in daha öncesinden zaten çok tecrübesi var. Ayrıca karakter tasarımcısı. Kukla filmi yapmaya bu şekilde kalkıştık. Nermin de tasarladığı kuklalara kendi esprisini kattı, çok güzel oldu.
Nermin Er: Hakim olduğumuz bir teknik olduğu için kuklayı tercih ettik. Komik ve mesajı olan bir hikâye anlatmanın güzel bir yolu olduğu için de ayrıca.

Karakter tasarımlarına kattığınız o espriden bahsedelim biraz. Nelere dikkat ettiniz?

N.E.: Bugün dünyada birtakım komiklik tüyoları var çocuklara çalışan. Çeşitli göz şekilleri, gülen yüzler gibi. Biz bir karakteri güzel yapan unsurlar nedir biliyoruz. O parçaları da karakterlerimizde kullandık. Kuklaların hem fiziksel görüntüsü hem de oyunları ve vücut dilleri önemli. Mükemmel kukla oynatıcılarımız sayesinde de ayrıca bir sevimlilik kazandı karakterler.
İsmet Kurtuluş: Kukla tekniğiyle üretilmiş bir film bu. Ama çatışması, aksiyonu, eğlencesi, şarkısı, senaryosu ve dramatik yapısıyla sinema perdesine yakışacak bir film olmalıydı. Öyle de oldu.

fft16_mf2888578

Karakterlerini Nermin Er’in tasarladığı, yapımcılığını Yonca Ertürk’ün, yönetmenliğini İsmet Kurtuluş ve Nermin Er’in yaptığı ‘Rimolar ve Zimolar’ı seslendirenler arasında Janset, Ezgi Mola, Akasya Asıltürkmen, Yekta Kopan, Hayko Cepkin, Fatih Ürek, Ezel Akay ve Banu Güven gibi isimler var.

YETER Kİ KÜSMEYELİM

Kuklalarla çalışmanın reel çekim bir filmin yapım sürecinden farkı nedir?
İ.K.: Kuklalarla çalışmak için öncelikle kukla oynatıcılarını rahat ettireceğiniz bir set ortamı tasarlamanız gerekiyor. Kuklaları ellerini kaldırarak oynatıyorlar. Oynattıkları sırada da aşağıdaki bir monitörden kuklaların hareketlerini izliyorlar. En temel farkı bu. Sonuçta yine insan malzemesiyle çalışıyorsunuz.
N.E.: Set tasarımını da buna göre yapıyorsunuz. Kuklalar genellikle bel plandan görülen şeyler. Ama sonuçta kukla oynatıcısının yerleşeceği bir yer olmalı. Dolayısıyla seti biraz daha yukarıya kurmak gerekiyor.

Ne kadarlık bir süreç bu?

İ.K.: 20 günlük bir çekim oldu toplamda. Ama öncesinde altı yedi aylık bir senaryo süreci vardı. Filmin her karesini storyboard’ta tasarladık.

Filmin temasını iki ayrı kasaba halkının ‘barış’ı üzerine kurarken, çocuklara toplumsal barış kavramının önemli olduğu fikrini mi aşılamak istediniz? N.E.: Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı barış. Susuzluktan bile öncelikli bence. Çünkü çok geniş bir kavram ve pek çok başka şeyi kapsıyor. Film konuşarak, uzlaşarak aslında bir sürü şeyin çözülebileceğini söylüyor, “yeter ki birbirimize küsmeyelim” diyor.

Son olarak sizin favori karakterlerinizi alayım.

İ.K.: Benimki Fısfıs. Çok ince, narin bir yapısı ve yapısına çok uygun bir konuşma tarzı var. İşte o beni benden alıyor!
Y.E.: Fısfıs’ın çok âşıkı var zaten. Bir de kukla oynatıcılar çekimlerde “İsmet yönetmene hastaymış bu Fısfıs” dediler. İsmet de bu duyguları karşılıksız bırakmayacak kadar hassas bir insan tabii. Deli kızlar Fısfıs ile Fışfış ikilisi benim de favorilerim. Bayılıyorum onlara. Çaça Nene’ye de ayrıca.
N.E.: Ben evlat ayıramam. Yok, yapamam yani.

maxresdefault

rimo6

rimo4

rimo3

rimo2

rimo

Kaynak
Ezgi Atabilen
“http://www.radikal.com.tr/kultur/sanatci_nermin_erden_sahane_kukla_filmi-1252455″

Miyazaki’ye Onur Ödülü

hayao-miyazaki-oscar-image-01Ünlü Japon anime yönetmeni Hayao Miyazaki, geçtiğimiz günlerde, Amerikan Film Sanatları ve Bilimleri Akademisi (American Academy of Motion Picture Arts and Science) tarafından gerçekleştirilen ödül töreninde, Akademi Onur Ödülü’ne layık görüldü. Seyahati esnasında bir çok gazete ve dergiye ropörtajlar veren Miyazaki, aldığı ödül, gündemdeki projeler ve Ghibli Stüdyosu’nun geleceği hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.
Uçak yolculuklarından ve ödüllerden haz etmediğini defalarca açıklayan Miyazaki, bu ödülün arkasında Pixar’ın ünlü yapımcısı ve arkadaşı ve John Lasseter’ın olduğunu söyledi.
“Bu, yakın dostum Lasseter tarafından biraz emrivaki gibi oldu. Lasseter bana Amerika’ya gidip ödülü almam gerektiğini söyledi. Ben de ‘emredersiniz, giderim’ dedim. Bana, törenden sonra evinin bahçesindeki model treni kullanabileceğimi vad etti. Benim dört gözle beklediğim de bu aslında.”
Miyazaki, geçen yıl uzun metraj filmlerden emekli olduğunu açıklayarak sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak, görünen o ki; halen pek çok farklı projeyle aynı anda ilgileniyormuş. Japoya’nın sengoku (1400’lerden 1600’lere uzanan savaş dönemi) döneminde geçen bir samuray çizgi romanı (manga), Ghibli Müzesi için kısa filmler ve Robert Westall’ın “The Call and Other Stories” kitabının japon versiyonu için kapak illüstrasyonu bu projelerden bazıları.

photo03“Samuray çizgiromanını bitirebileceğim konusunda şüphelerim var. Maliyeti görmezden gelip, bu projeye çok fazla efor ayırmak istiyordum, tıpkı hobi gibi. Boş zamanım olur diye düşünüyordum, ama sürekli proje teklifleri alıyorum. Kazançlı olmasalar da, benim için manası büyük projeler.”

Ghibli Stüdyosu’nun arkasındaki atölyesinde haftanın beş günü çalışan ünlü yönetmen, hafta sonlarını dinlenmeye ve uzun yolculuklara ayırıyormuş.
“Öleceğim güne kadar çalışmak niyetindeyim. Uzun metraj filmlerden emekli oldum ama animasyondan değil. Canımın istediği animasyondan değil en azından.” diyerek Ghibli Müzesi için çalıştığı kısa filmleri kast ediyor olmalı.
Kendini tamamen kalem ve kağıdın büyülü dünyasına adayan Miyazaki, hala 2 boyut mu 3 boyut mu diye kararsızlığa düşenler için de şunları söylüyor; “Bence her şeye yetenek karar veriyor. Asıl önemli olan, metoddan ziyade onu kullanan yetenek. Metodun özünde doğru yada yanlış diye bir şey yoktur, ister kalem çizimi olsun, ister 3 boyutlu bilgisayar ürünü. O yüzden, kalem çizimi aslında bitmek zorunda değil, onu yetenek olmadan kullananlar bitmeli. Ama ne yazık ki; o da soluyor.”

Ghibli Stüdyosu’nun şu sıralar her hangi bir uzun metraj projesinde çalışmadığını belirten Miyazaki, “Niyetim, Ghibli’nin bir daha uzun metraj fim yapmaması değildi, aksine, tek yaptığım, sadece kendi emekliliğimi ve uzun metraj işini bıraktığımı açıklamaktı. Fakat Ghibli Müzesi’nde yaptıklarımız gibi kısa filmler yapmaya devam etmek istiyorum. Bunları küçük bir animatör ekibiyle beraber yapıyoruz.”

Bu sözlerin aksine, asistanı bir dergiye ünlü yönetmenin film işini bırakmadığını açıklaması üzerine, Miyazaki, “Ben müze ekibiyle beraber çalışıyorum ve Ghibli’nin geri kalanıyla ilgili de daha fazla bir şey bilmiyorum. Karışmak da istemiyorum açıkçası. Neticede, istediğimi yapmama izin verdikleri sürece burada kalacağım.” dedi.

Görünen o ki; çağımızın anime gurusu Miyazaki, daha uzun süre yaptıklarından ve yapmadıklarından söz ettirecek gibi.

Hayao Miyazaki’nin ödül konuşması

Çevirisi:
– Karım bana çok şanslı bir erkek olduğumu söyler. (Kahkahalar)
– Ben de kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü, kalem ve kağıt ile film yapabildiğimiz son çağı yakalamış bulunuyorum.
– Başka şanslı olduğum bir konuda; ülkemin, benim film yaptığım yaklaşık 50 yıllık bu sürede savaşta olmaması. Evet, savaşlardan da fayda sağlıyoruz. Ama kendimizi savaşa girmediğimiz için şanslı saymalıyız.
– Yinede, benim en büyük şansım, bugün burada bayan Maureen O’Hara ile tanışmamdır.
– Teşekkürler

John Lasseter’ın tören sırasında Miyazaki’yi takdimi

Bu kadar saygıyla ve uzunca bahsettiğine göre, Miyazaki’nin, ödülü alışının arkasında, Lasseter’ın kulislerinin olduğu şüpheleri doğru galiba.

 

822547150 822547023 822546801 1417532_638912216159481_2007922541_o.1384785651

Miyazaki^nin üzerinde çalıştığı samuray çizgiromanı (manga)

 

robert

 

Robert Westall’ın “The Call and Other Stories” kitabının japon versiyonu için kapak illüstrasyonu.