Anime

“KIMI NO NA WA” GİŞEDE 100 MİLYON $ BARAJINI GEÇTİ

Makoto Shinkai’nin yönettiği Japon animesi Kimi no Na Wa (Your Name), 111 milyon $ hasılata ulaşarak Miyazaki’nin yönetmiş olduğu anime filmler haricinde Japonya’da 100 milyon $ barajını geçen ilk anime oldu.

Japonya’da en çok hasılat elde eden film konumunda olan Kimi no Na Wa, Japonya’da tüm zamanların en çok hasılat elde eden 7. filmi konumunda.

HAFTANIN VİZYON FİLMİ – DORAEMON: TAŞ DEVRİ MACERASI

Ne okulda ne de evde aradığı huzuru bulamayan Nobita sonunda evden kaçmaya karar verir. Nobita’nın yakın arkadaşları Gian, Shizuka ve Suneo’nun da evden kaçmak için kendilerince geçerli sebepleri vardır. Ancak nereye gideceklerine bir türlü karar veremezler. Çünkü artık günümüzde bütün toprakların bir sahibi vardır. Doraemon’u da yanlarına alan arkadaşlar zamanda bir yolculuğa çıkarak 70.000 yıl öncesine giderler. Yani çok çok az insanın yaşadığı, yeryüzündeki toprakların henüz kimsenin olmadığı zamanlara… Ancak taş devrinde de her şey yolunda değildir. Köyde yaşayan Işık Klanı’nın başı korkunç Gigazombi’yle derttedir. Kahramanlarımız Doraemon’un yardımıyla taş devrinde barışı sağlayıp Işık Klanını korkunç Gigazombi’den kurtarmak üzere kolları sıvarlar. (Basın Bülteninden, Kaynak: sadibey.com)

Geçen yıl eylül ayında izlediğimiz Doraemon’un ardından macera yeni bir animasyonla devam ediyor. Bir önceki film ülkemizde 15.292 kişi tarafından izlenmişti.

JAPONYA AKADEMİ ÖDÜLÜ THE BOY AND THE BEAST’İN OLDU

Bu yıl 39. kez dağıtılan Japonya Akademi Ödülleri sahiplerini buldu. En İyi Anime dalında ödül, yönetmenliğini ünlü Japon yönetmen Mamoru Hosada’nın yaptığı Bakemono no Ko (The Boy and the Beast) filminin oldu.

Böylece, 2007 yılından beri dağıtılan En İyi Anime ödülünü Mamoru Hosada 4. kez kazanmış oldu. Bu dalda en çok ödül kazanan yönetmen unvanını elinde bulunduran Hosada, 2007 yılında The Girl Who Leapt Through Time, 2010 yılında Summer Wars ve 2013 yılında da Wolf Children filmleriyle ödülün sahibi olmuştu.

JEJrscz

SİNEMA KİTAPLARI: ANİMASYON FİLMLER

Kalkedon Yayınları’ndan çıkan Mark Whitehead’in yazdığı bu kitap animasyon tarihi üzerine ülkemizde yayınlanmış en iyi kitaplardan biri. Hatta en iyisi bile olabilir. 144 sayfalık bu kitap 9 bölümden oluşuyor.

1. bölümde animasyon sinemasının öncüleri Emile Cohl ve Winsor McCay’in hayatlarına ve ürettikleri eserler ele alınıyor.

2. bölümde animasyon sinemasının ilk dönemine damga vuran Walt Disney, Lotte Reiniger ve Fleischer Kardeşler ele alınıyor. Lotte Reiniger’in yönettiği Prens Ahmed’in Maceraları filmi, Arjantinli yönetmen Quirino Cristiani’nin ürettiği ilk iki uzun metraj animasyon filmin kopyaları yandığı için en eski animasyon film kabul edilmektedir.

adven-of-prince-ach-1-copy

Ufukları Genişletmek isimli 3. bölümde bir bakıma Walt Disney’den ayrılan ya da Walt Disney’in karşısına rakip olarak çıkan önemli isimler ve stüdyolar ele alınıyor. Bu isimler Termite Terrace, Tex Avery, Chuck Jones, Hanna Barbara ve UPA animasyon stüdyosu.

4. bölümde Britanya ve Kanada’dan önemli isimler ve stüdyolar inceleniyor. George Dunning (Yellow Submarine), Nick Park ve Aardman Animasyon (Wallace & Gromit) bu bölümün dikkat çeken isimleri.

 

wallace-ve-gromit5. bölümde Doğu Avrupa animasyon sineması inceleniyor. Stop motion animasyon filmler üreten Jan Svankmajer bu bölümün en dikkat çeken ismi. 6.bölüm Hayao Miyazaki’ye ayrılmış durumda. 7. bölüm Pixar sonrası atılım yaşayan bilgisayar animasyona odaklanıyor.

8. bölüm 1989’dan beri yayın hayatına devam eden sevilen dizi Simpsonlar’a ayrılmış durumda. 9. bölümde ise kitapta incelenme şansı bulamayan 13 film bizlere tanıtılıyor. Bunların en önemlileri Animal Farm, La Planete Sauvage ve Waking Life.

Başarılı bir kitap olmasına rağmen bana göre en büyük eksiklikleri Avrupa sinemasına ve Japon animelerine yer vermemesi. Buna rağmen animasyon sinemasının ilk dönemlerinin ve gelişiminin öğrenilebilmesi açısından önemli bir kaynak.

 

DORAEMON

Noby, Tokyo’da yaşayan 10 yaşında sakar ve tembel bir çocuktur. Noby’nin 22. yüzyılda yaşayan gelecekteki torunları, büyük büyük dedelerinin bu özellikleri yüzünden fakir bir hayat sürdürmektedirler. Bu durumu değiştirebilmek için sorunun kaynağını düzeltmeye karar verirler ve büyük büyük dedeleri Noby’ye gelecekten Doraemon isimli sevimli robotu yollarlar. Doraemon’un tek görevi Noby’nin mutlu bir hayat yaşamasını sağlamaktır ve bu görevini başarıyla tamamlayınca ya kadar da Noby’nin yanında kalmaya mecburdur.

Doraemon, Japonya’da çok sevilen bir anime karakteri. İlk olarak 1969 yılında manga olarak yayımlanmaya başlayan Doraemon, 1973 yılından itibaren de anime olarak televizyonda yayınlanmaya başlamış. Filmde, daha önce animede işlenmiş olan Noby ve Doraemon’un ilk tanıştıkları dönemin hikayesi anlatılıyor. Japonya’dan genel itibariyle yetişkinlere yönelik uzun metraj animeler izlemeye alışkın olan sinemaseverleri bu sefer çocuklara yönelik bir film bekliyor.  Teknik olarak Hollywood yapımı animasyonun bir miktar gerisinde kalmış ama bu rahatsız edecek seviyede değil. Japon animelerine aşina olmayan seyirciyi en fazla zorlayacak durum ise karakterlerin aşırı mimik ve tepkileri olacaktır.

Doraemon’u ülkemizde ilk üç günde 15.292 seyirci izledi. (kaynak: boxofficeturkiye.com)

Miyazaki’ye Onur Ödülü

hayao-miyazaki-oscar-image-01Ünlü Japon anime yönetmeni Hayao Miyazaki, geçtiğimiz günlerde, Amerikan Film Sanatları ve Bilimleri Akademisi (American Academy of Motion Picture Arts and Science) tarafından gerçekleştirilen ödül töreninde, Akademi Onur Ödülü’ne layık görüldü. Seyahati esnasında bir çok gazete ve dergiye ropörtajlar veren Miyazaki, aldığı ödül, gündemdeki projeler ve Ghibli Stüdyosu’nun geleceği hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.
Uçak yolculuklarından ve ödüllerden haz etmediğini defalarca açıklayan Miyazaki, bu ödülün arkasında Pixar’ın ünlü yapımcısı ve arkadaşı ve John Lasseter’ın olduğunu söyledi.
“Bu, yakın dostum Lasseter tarafından biraz emrivaki gibi oldu. Lasseter bana Amerika’ya gidip ödülü almam gerektiğini söyledi. Ben de ’emredersiniz, giderim’ dedim. Bana, törenden sonra evinin bahçesindeki model treni kullanabileceğimi vad etti. Benim dört gözle beklediğim de bu aslında.”
Miyazaki, geçen yıl uzun metraj filmlerden emekli olduğunu açıklayarak sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak, görünen o ki; halen pek çok farklı projeyle aynı anda ilgileniyormuş. Japoya’nın sengoku (1400’lerden 1600’lere uzanan savaş dönemi) döneminde geçen bir samuray çizgi romanı (manga), Ghibli Müzesi için kısa filmler ve Robert Westall’ın “The Call and Other Stories” kitabının japon versiyonu için kapak illüstrasyonu bu projelerden bazıları.

photo03“Samuray çizgiromanını bitirebileceğim konusunda şüphelerim var. Maliyeti görmezden gelip, bu projeye çok fazla efor ayırmak istiyordum, tıpkı hobi gibi. Boş zamanım olur diye düşünüyordum, ama sürekli proje teklifleri alıyorum. Kazançlı olmasalar da, benim için manası büyük projeler.”

Ghibli Stüdyosu’nun arkasındaki atölyesinde haftanın beş günü çalışan ünlü yönetmen, hafta sonlarını dinlenmeye ve uzun yolculuklara ayırıyormuş.
“Öleceğim güne kadar çalışmak niyetindeyim. Uzun metraj filmlerden emekli oldum ama animasyondan değil. Canımın istediği animasyondan değil en azından.” diyerek Ghibli Müzesi için çalıştığı kısa filmleri kast ediyor olmalı.
Kendini tamamen kalem ve kağıdın büyülü dünyasına adayan Miyazaki, hala 2 boyut mu 3 boyut mu diye kararsızlığa düşenler için de şunları söylüyor; “Bence her şeye yetenek karar veriyor. Asıl önemli olan, metoddan ziyade onu kullanan yetenek. Metodun özünde doğru yada yanlış diye bir şey yoktur, ister kalem çizimi olsun, ister 3 boyutlu bilgisayar ürünü. O yüzden, kalem çizimi aslında bitmek zorunda değil, onu yetenek olmadan kullananlar bitmeli. Ama ne yazık ki; o da soluyor.”

Ghibli Stüdyosu’nun şu sıralar her hangi bir uzun metraj projesinde çalışmadığını belirten Miyazaki, “Niyetim, Ghibli’nin bir daha uzun metraj fim yapmaması değildi, aksine, tek yaptığım, sadece kendi emekliliğimi ve uzun metraj işini bıraktığımı açıklamaktı. Fakat Ghibli Müzesi’nde yaptıklarımız gibi kısa filmler yapmaya devam etmek istiyorum. Bunları küçük bir animatör ekibiyle beraber yapıyoruz.”

Bu sözlerin aksine, asistanı bir dergiye ünlü yönetmenin film işini bırakmadığını açıklaması üzerine, Miyazaki, “Ben müze ekibiyle beraber çalışıyorum ve Ghibli’nin geri kalanıyla ilgili de daha fazla bir şey bilmiyorum. Karışmak da istemiyorum açıkçası. Neticede, istediğimi yapmama izin verdikleri sürece burada kalacağım.” dedi.

Görünen o ki; çağımızın anime gurusu Miyazaki, daha uzun süre yaptıklarından ve yapmadıklarından söz ettirecek gibi.

Hayao Miyazaki’nin ödül konuşması

Çevirisi:
– Karım bana çok şanslı bir erkek olduğumu söyler. (Kahkahalar)
– Ben de kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü, kalem ve kağıt ile film yapabildiğimiz son çağı yakalamış bulunuyorum.
– Başka şanslı olduğum bir konuda; ülkemin, benim film yaptığım yaklaşık 50 yıllık bu sürede savaşta olmaması. Evet, savaşlardan da fayda sağlıyoruz. Ama kendimizi savaşa girmediğimiz için şanslı saymalıyız.
– Yinede, benim en büyük şansım, bugün burada bayan Maureen O’Hara ile tanışmamdır.
– Teşekkürler

John Lasseter’ın tören sırasında Miyazaki’yi takdimi

Bu kadar saygıyla ve uzunca bahsettiğine göre, Miyazaki’nin, ödülü alışının arkasında, Lasseter’ın kulislerinin olduğu şüpheleri doğru galiba.

 

822547150 822547023 822546801 1417532_638912216159481_2007922541_o.1384785651

Miyazaki^nin üzerinde çalıştığı samuray çizgiromanı (manga)

 

robert

 

Robert Westall’ın “The Call and Other Stories” kitabının japon versiyonu için kapak illüstrasyonu.

Anime ve Sürdürülebilirlik Deyince: MİYAZAKİ

Anime ve Sürdürülebilirlik Deyince: MİYAZAKİ

Hayao Miyazaki’nin tuhaf, incelikli ve izleyicisini hem fizikötesi hem de sahici yolculuklara çıkaran fazlasıyla devrimci dünyası, insanoğlunun doğayla etkileşim biçimi üzerine düşünmek için birebir.

Yazı: Mutlu DİNÇER

Genellikle eserlerde “sanat” ve “sinema” terimlerinin birara­ya gelmesi izleyicileri uzak­laştırsa da bugün Japon animas­yon ustası Hayao Miyazaki’nin filmleri yediden yetmişe herkesin ruhuna dokunuyor ve büyük usta­nın her filmi animasyon film yapı­mında bir zafer olarak görülüyor. Bugün çalışan en iyi animasyon şir­keti olan Stüdyo Ghibli’nin kurucu­larından olan Miyazaki’nin saf sine­masal deneyimi yaşatan şaheserleri Japonya’da gişe rekorları kırıyor; Batı sinemalarında aylarca oynatılıyor. Fes­tivallerden de eksik olmayan bu filmler için Taksim sinemalarının özel gösterim haftaları düzenlemesine bakılırsa, Türkiyeli izleyiciler de bu ilgili kitle arasında yer alı­yor. Sınırsız bir ticari ve sanatsal başarı elde eden ve heybetli Pixar’ın dünyalarından tümüy­le farklı olan bu filmler, Batı’da genelde basit ve çocuklara yönelik olarak görülen animasyonu yeniden tanımlıyor.

Ana Tema Doğayla İlişkimiz

Yalnızca birer çocuk filmi olmayıp, yetişkin izleyici kitlesine de bir kez daha bir ço­cuğun gözlerinden bakma şansı veren bu filmlerin ana teması için, insa­noğlunun doğayla etkileşim biçimi desek herhalde hatalı olmaz.

Doğayla ilişkimiz, iktisadi büyü­me, gelenek ile modernite, zanaat ile teknoloji arasındaki çatışma, insanlık ve sahici toplumsal ruh… Japonya’nın yerel inanç sistemi, animist bir din olan Shinto’dur ve insanın doğal çevreyle uyumu son derece önemlidir. Bu dinin etiğin­den ilham alan Miyazaki filmlerinde de çevre, varlıkların canlı bir topla­mı olarak kabul edilir.

Yeryüzü ge­nellikle insan cehaleti nedeniyle acı çeker vaziyette gösterilir. Asıl ilgi çekici olan ise, bu yaklaşım hiçbir zaman doğrudan sunulmaz ve bu sonuca farklı açılardan ulaşılır. Yani çevreye dair kaygılar, açık biçimde dile getirilmese de, insanların geçim kaynaklarını etkilemesi, yok olup giden bir ürün vs. yoluyla belirti­lir. Örneğin Deniz Kızı Ponyo’da, küçük bir balık, kirlenmiş ve çöple dolu okyanus yatağında bir trol tek­nesinin ağlarıyla boğuşurken ken­dini denize atılmış bir kavanozun içinde bulur ve macera başlar.

Rüzgârlı Vadi, küresel kirliliğin yı­kıcı sonuçlarını göstermekle kalmaz, aynı zamanda çevreleri için hâlâ so­rumluluk almaya yanaşmayan insan gruplarını hikâye eder. Komşum Totoro, çevreye duyulan saygının ödülü nasıl getireceğini gösterirken, Ateşböceklerinin Mezarı, savaşın bir ülke üzerindeki etkilerini ser­giler. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazanan ve Oscar’a layık görülen Ruhların Kaçışı’nda ise kahraman, do­muza dönüşen tüketim delisi anne-babasını kurtarmak için, ruhların arındığı bir hamamda çalışmak zorunda kalan bir kız çocuğudur.

Çocuksu Ama Çocukça Değil

Miyazaki filmlerinin başrol oyuncusu, ebeveynlerini çevreleyen materyalizmden azade çocuklar ya da genç yetişkin­lerdir. Genelde pasif ya da hülyalı bir ultra dişilik içinde karakterize edilen klasik anime kahramanları­nın aksine, Miyazaki’nin kız karak­terleri kayda değer ölçüde bağımsız ve aktif olup, neredeyse tipik bir erkeksi eda içinde karşılarındaki engellerle cesurca yüzleşirler. Bu kahramanlar yetişkin olmadıkları için toplumu kontrol edenlerin algı­layamayacağı şeyleri algılarlar; genç erkekler olmadıkları için toplumu yönetecek kişilerin göremediği şey­leri görürler. Bu taze ve açık görüş­le, dünyanın ne olabileceğine dair yeni olasılıklara karşı gözümüz yavaş yavaş açılmaya başlar.

Animasyon yazarı Suzan Napier’in de dediği gibi: “Sağ­ladığı fantezi alanı, gerçeğin pürüzlü yüzeyleri üzerinde süzülerek, tüm o özgür yalnızlığı içinde zihnin serbest­çe oynama­sına izin ve­rir.”

Miyazaki film­lerinde gelecek çocukların ellerinde­dir ve bu filmler izleyicisini asla süt kuzusu yerine koymaz. Karakterler, çocuk filmi piyasasını kaplamış ve artık bıkkınlık getiren karakterler­den ve Disney şirinliğinden uzakta, tamamen inandırıcı karakterlerdir.

Doğası Gereği El Emeği

Mitler, kadim Japon saray öyküleri, bilimkurgu ve elbette peri masal­ları… Bir siyaset bilimi ve iktisat mezunu olan Miyazaki, aynı zamanda yıllar boyu Ursula K. Le Guin’in kitaplarını uyarla­makla ilgilenmiş, Yerdeniz Öyküleri’nin telifini almasına rağmen iş yoğunluğu yüzün­den bu fırsatı oğlu Gorô Mi­yazaki değerlendirebilmiş.

Yalnızca geleneksel animas­yon araçlarını kullanan ve bilgisayar teknolojisine sırt çeviren Miyazaki, büyülü, ruhani ve fantastik ola­nı, gerçek ve ayrıntılı dünyalara taşımak, yani animasyonun temel işlevi olan gerçekliği değiştirme özelliğini kusursuzca ger­çekleştirmeye devam ediyor. Her ne kadar her filminin ardından “emekliliğini” ilan etse de…

Oyuncak Hikâyesi’nin yönet­meni John Lasseter, New York Times’daki bir röportajında ko­nuyu layıkıyla özetliyor aslın­da: “Animasyon olsun olmasın, salt film yapımı açısından onun sahnelemesi, onun montajı, onun aksiyon sahneleri, filme çekilmiş en iyi eserler arasında. Yaratıcılık güçlüğü çekiyorsanız onun filmle­rinden birini izlemek en iyi ilaç. Biz Pixar’da tıkandığımızda gi­dip onun filmlerini izler ve şuna bak deriz.”

kaynak:
http://ekoiq.com/anime-ve-surdurulebilirlik-deyince-miyazaki/