Güney Koreli hareketli grafik tasarımcısı ve animatör Kyungmin Woo’nun yönettiği ve AlfredImageworks stüdyosunda yapılan kısa film “Johnny Express” yayınlandı.
Filmde, uzay kargocusu Johnny’nin teslimatlarından birine tanık oluyoruz.
2. Canlandıranlar Festivali; 23 Mayıs Cuma 19:30’da Beyoğlu Sineması’nda Alessandro Rak’ın “Mutluluk Sanatı” (The Art of Happiness) filminin galası ile başlayacak.
İstanbullu sinemaseverler 2. Canlandıranlar Festivali’nde 23 – 28 Mayıs tarihleri arasında 100’ün üzerinde filmle buluşacak. Festivalin bu yılki konuk yönetmeni ise İtalyan’ın animasyon alanındaki genç ve ödüllü yeteneği Alessandro Rak olacak. Festivalde, geçen yıl ölen, çevreci bir aktivist ve hayvan hakları savunucusu olarak da tanınan animasyon ustası Frederic Back’in filmlerinden oluşan bir seçki de yer alacak.
“Yüzden fazla film yüzde yüz animasyon” sloganıyla yola çıkan ve İtalyan ağırlıklı bir programı olan festivalde, Annecy, View, O!pla gibi dünyaca ünlü festivallerin seçkilerine de yer verilecek. Festival kapsamında konuk yönetmen Alessandro Rak’ın katılımıyla bir söyleşi de gerçekleştirilecek.

Festivalin onur konuğu Alessandro Rak
Festivalin açılışı 23 Mayıs’ta Beyoğlu Sineması’nda yapılacak. Festival filmleri 24-25 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern, Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü, SAE Eğitim Enstitüsü İstanbul salonlarında ücretsiz olarak izlenebilecek. Başka Sinema işbirliğiyle Beyoğlu Pera ve Kadıköy Moda Sahnesi sinemalarında 24-28 Mayıs tarihleri arasında yapılacak gösterimlerin bilet ücreti ise 12 TL olacak.
Festival seanslarından birinde, Ankara Engelsiz Film Festivali seçkisinden alınan “Tepedeki Ev” filmi, görme ve işitme engellilerin izleyebilmesine uygun biçimde gösterilecek. Festivalde ayrıca yeni yerli animasyon filmlerinin en iyilerinden oluşan bir bölüm de yer alacak.
Canlandıranlar Derneği’nin İtalyan Kültür Merkezi, İstanbul Modern, Bahçeşehir Üniversitesi ve Başka Sinema işbirliğiyle gerçekleştirdiği Canlandıranlar Festivali’nin medya sponsoru cnbc-e ve e2, iletişim sponsorları Publicis Modem, pointistanbul, Beyazperde, Öteki Sinema, Kültür Mafyası, Ekşi Sinema ve Arka Pencere, içerik sponsorları ise Radio Canada, Annecy, O!pla ve Puruli. Festivalin “Engelisz Gösterim” bölümünün sponsorluğunu ise Peugeot üstlendi.
Detaylı Bilgi
canlandiranlar.com
facebook
twitter
flicker
Mutluluk Sanatı (The Art of Happiness)
Frankfurt’lu animatör Walter Volbers, 10 yıldır üzerinde çalıştığı “Mite” adlı kısa filmini yayınladı.
Film, hepimizin bir yerden hatırladığı o hotel koridorunda başlıyor ve beklenmedik yerlere gidiyor.
“10 yıl boyunca sürekli buna çalışmadım” diyor Volbers. Normal mesaisini yaptığı işten arta kalan vakitlerinde ve zaman zaman uzun aralar vererek bitirebilmiş filmini.
Tamamını XSI/Softimage’da yapmış, renderları ise Arnold’da almış Volbers. 10 yıl sonra “Mite’ın Dönüşü”nü görmek istiyorsanız, change.org’da başlatılan “Softimage’ı Kurtarın” kampanyasına imza atmanızı öneririm” diyor açıklamalarında.
ANKARA ENGELSİZ FİLMLER FESTİVALİ 2014
HERKES İÇİN SİNEMA
20-25 Mayıs 2014
Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu, Çağdaş Sanatlar Merkezi
Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu, Çağdaş Sanatlar Merkezi Geçtiğimiz yıl kapılarını sinemaseverlere ilk kez açan ve engeli olan ya da olmayan tüm sinemaseverlerin bir arada film izlemesine olanak sağlayan Ankara Engelsiz Filmler Festivali, bu sene 20-25 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.
Türkiye’de görme, işitme ve ortopedik engellilerin erişebildiği ilk film festivali olan Ankara Engelsiz Filmler Festivali, herkesin kültürel yaşama katılma hakkına sahip olduğu gerçeğinden yola çıktı, program ve yan etkinliklerinin tamamını görme, işitme ve ortopedik engelliler için erişilebilir bir altyapıda hazırladı. “Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla hareket eden Festival, fiziksel engellerin sinema deneyimini paylaşmaya engel olmadığını ortaya koydu.
Sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile
Festival’de tüm filmler görme engeli olanlar için sesli betimleme, işitme engeli olanlar içinse işaret dili ve ayrıntılı altyazı eşliğinde gösteriliyor. Engeli olmayan seyirciler ise Festival stantlarından edindikleri kulaklıklarla filmleri takip edebiliyorlar. Festival’de yönetmen ve film ekipleriyle yapılan söyleşiler de işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleştiriliyor.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın himayesinde Puruli Kültür Sanat tarafından gerçekleştirilen Ankara Engelsiz Filmler Festivali’nin ana sponsorluğunu bu sene Halkbank üstleniyor. Anadolu Jet ve Peugeot ise Festival’e ulaşım sponsoru olarak destek veriyorlar.
Herkes İçin Sinema
Ankara Engelsiz Filmler Festivali geçen sene olduğu gibi bu sene de Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerini ağırlayacak. Festival, uzun, kısa ve belgesel film gösterimlerinin yanı sıra film sonrası söyleşiler, çocuklar için atölye çalışmaları gibi yan etkinliklere de ev
Festivalde filmler Engelsiz Yarışma, Türkiye Sineması, Dünyadan, Uzun Lafın Kısası, Çocuklar İçin, Engel Tanımayan Filmler ve Sinema Tarihinden başlıkları altında sinemaseverlerle buluşacak.
Engelsiz Yarışma
Festival kapsamında ilk kez geçen sene düzenlenen Engelsiz Yarışma, Türkiye’de bir ilke imza atmış ve engelli seyircilerin güncel Türkiye sinemasını takip etmelerine olanak sağlamıştı. Engelsiz Yarışma bu sene de engeli olan seyircilere bir film festivalinde yarışma takip etmenin heyecanını tattıracak. Son dönem Türkiye sinemasının en iyi örneklerinin Seyirci Özel Ödülü, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri için yarışacağı Engelsiz Yarışma’da yurtiçi ve yurtdışında pek çok film festivalinden ödüllerle dönmüş filmler yer alacak. Ayrıca seyirciler, yarışmada yer alan filmleri oylayarak Seyirci Özel Ödülü’nü belirleyecek, gösterimler sonrası gerçekleşecek söyleşilerle filmlerin yönetmen, oyuncu ve film ekipleriyle tanışma fırsatı bulacaklar.
8
Acemi Gladyatör
Benim Dünyam
Bir Hayalimiz Vardı
Büyük Umutlar
CameraObscura
Eve Dönüş
Sarıkamış
Gözümün Nuru
Hababam Sınıfı
Açlık
İntihar Dükkanı
Karnaval
Kusursuzlar
Out of Sight
Özür Dilerim
Sen Aydınlatırsın Geceyi
Şarkı Söyleyen Kadınlar
Tamam mıyız?
Tepedeki Ev
Yozgat Blues
Ülkemizde 11 Nisan Cuma günü gösterime girecek olan Rio 2 filminin yapım aşamaları yayınlanmaya başlandı. Departman süpervizörleri, filmde yaşadıkları zorlukları ve işlerini anlatıyorlar.
Art Directing – Tom Cardone & Sculpting – Vicki Saulls
Lighting – Jeeyun Sung Chisholm
Rigging – Sabine Heller
Animation – Melvin Tan
Directing – Carlos Saldanha

Charles Schulz’un efsanevi bant karikatür serisi “Peanuts”, 20th Century Fox ve Blue Sky stüdyosu iş birliğiyle sinemalara geliyor!
İlk fragmanı yayınlanan filmin 2015 yılında gösterime girmesi bekleniyor. Blue Sky bu projede, değişik bir çalışmaya daha imza atarak, Charles Schulz’un 2 boyutlu çizim tarzını 3 boyutlu animasyona kusursuz bir şekilde aktarmış gibi görünüyor.
Geçtiğimiz yıllarda Weta Stüdyolarının “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” için geliştirdiği teknolojiler, gerçekçi dijital primatlar konusunu kapatmış gibi gözükse de, The Mill ve BBDO New York’un PETA için yarattığı çarpıcı kampanya videosu konuyu yeniden gündeme getirmiş gibi duruyor.
Gerçekçi kas simulasyonları, yüzey altı aydınlatma (SSS) gibi teknikler Peter Jackson’ın Gollumu’ndan beri geliştiriliyor. Ancak, Mill’in PETA “%98% Human”daki şempanzeye hayat vermek için, bütün bunlara ek olarak geliştirdikleri kan dolaşımı ve dış etkenlerle %100 etkileşimli saç sistemi, gerçekçilik aşamalarına yeni bir zorluk kattıkları anlamına geliyor.
Kampanya, eğlence sektöründe ve medyada primat kullanmanın gerçekte ne demek olduğunu anlatmayı hedefliyor ve izleyiciyi kayıt olup imza kampanyasına katılabilecekleri bir mikrositeye (greatapepledge) yönlendiriyor.
Animasyon yönetmeni Angus Kneale projenin içeriğinden bahsediyor.
“Şu ana kadar çalıştığım en heyecanlı ve zor projeydi. PETA “%98% Human”ın zor yanı, sadece ultra gerçekçi bir şempanze yaratmak değil, aynı zamanda izleyici ile duygusal bir bağ kurmaktı. Geçmişte olsa, hareket yakalama teknolojisi kullanır, kaydettiğimiz hareketleri doğrudan dijital karakterin üzerine aktarırdık. Ancak, bu projede hedefe ulaşmak için animatörlerimizin yeteneklerine güvenmeyi seçtik. Gerçek aktör performansını sadece ön görselleştirme’de kullandık.
Özel olarak geliştirilen kas, deri ve saç teknolojileriyle, bilgisayar tekn0lojisinin sınırlarını hiç bir projede olmadığı kadar zorladık.
Ve sonuçta PETA “98% Human”, BBDO NY’den Toygar Bazarkaya’nın liderliğinde ve Mill işbirliğiyle, PETA’nın “yaşayan gerçek primatlar kullanmak zorunda değilsiniz, bakın, biz kullanmadık” mesajını yaymak için yaratıldı.”
Projenin geçtiğimiz haftalarda yayınlanan yeni yapım aşaması:
Daha önceki versiyonda yaratıcı yönetmenlerin yorumlarını izlemiştik.
Projenin kilometre taşı bir kaç aşamasından biri “Kas Sistemi”. Gerçekçi bir iskelet ve kas simulasyonu için Softimage yazılımını kullanan ekip, ICE’ta da hatırı sayılır bir Ar-Ge yapmış.
Kan Dolaşımı katmanı, yaşayan, nefes alan ve daha canlı görünen bir şempanze yaratmak için oluşturulmuş. Kalbi dakikada 120 atan primat ilüzyonunu güçlendirmek için, karakterin tenini alttan renklendiren bu katman bazılarına abartı gibi gözükse de, Mill sanatçıları bunun hiper gerçekçiliğe ulaşmak için gerekli bir adım olduğunu düşünüyor.
Aşılması gereken diğer bir zorluk ise skin aşaması için bir sistem geliştirmek olmuş. Şempanze gibi kırışık ve buruşukluklarla dolu bir hayvana skinning yapmak için, özellikle eller için katmanlarca displacement map boyanmış ve karaktere özel shader’larla uygulanmış.
Yinede ekip, en büyük zorluğun saç sistemini yaratmak olduğu konusunda hem fikir. ICE’ta geliştirilen sistem, önce, her bir partikülün oluşturulmasıyla başlıyor. Kılları yaratmak için bir kısım özellikleri birbirlerine bağlanan bu partiküller, render alınabilsin diye saç sistemine aktarılıyor. Sonraki zorluk; bu saç sistemine toz partükülleri saçmak ve hepsinin üzerine yapıştığından emin olmak. Son olarak, tüm sistemin üzerine, derideki gözenek ve boşlukları yaratan bir partikül sistemi daha ekleniyor.
Yönetmen: Genndy Tartakovsky
Animasyon Yönetmeni: James Crossley
Otelin Menüsü: Korku Soslu Şekerleme
Sony Pictures Animation yapımı “Hotel Transylvania”, korku-fantastik ve eğlence (mizah)’yi birleştiren bir animasyon. 6 yılda biten film, 100 milyon dolara mal olmuş ve gişe sonrası Sony’ye 300 milyon dolar kazandırmış. Gişede hasılat rekorları kıran birçok filmle karşılaştırıldığında Hotel Transylvania’nın çok fazla ilgi görmediğini söylemek mümkün. Ancak bu ilginin filmin kalitesiyle ters orantılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunda da başarılı yönetmen Genndy Tartakovsky’nin büyük bir payı var.
Sony’nin Genndy Tartakovsky’i yönetmen olarak seçmesi radikal bir karar. Samurai Jack ve Powerpuff Girls’ten tanıdığımız Tartakovsky, ağırlıklı olarak 2D animasyon geleneğine bağlı bir yönetmen. Dolayısıyla Sony, Tartakovsky’nin 2D geleneğini, bu projedeki 3D animasyona yansıtmasını istemiş gibi görünüyor. Bununla ilgili olarak Tartakovsky, ayna referansı alınan pozlardan ziyade gerçek pozların kâğıt üzerine tekrar tekrar çizilerek ideal ve eğlenceli bir ifadeye ulaşılmasını, bunun için de bir kalem perspektifinden bakmak gerektiğini söylüyor. Animatörler de bu bağlamda video referansından sıyrılıp kâğıt çiziminden yola çıkarak karakterleri canlandırmışlar. Bunda da ne kadar başarılı olduklarını animasyon kalitesinden anlaşılıyor.
Tabii bu başarıda Tartakovsky’nin özverili ve detaycı çalışmasını da unutmamak lazım. Tartakovski, animasyon planlarının değerlendirilme sürecinde elinde sürekli tabletle dolaşıp pozlamalara direkt müdahale etmiş ve animatörle bu bakımdan sıkı bir etkileşimde bulunmuş. Ve onlardan gerçekliğin dışında karikatürize edilmiş, gerçek hareketten daha gerçekçi olan bir animasyon beklemiş. Sanatsal yapıtlarda da yapılmak istenen bu.
Filmin animasyon yönetmeni de Sony’nin daha önce çalışmış olduğu yönetmenlerden biri. Daha önce Cloudy with a Chance of Meatballs, Beowulf ve The Smurfs’de çalışan James Crossley, Sony’nin anlatım diline alışkın biri. Belki de bu yüzden Crossley, Tartakovsky’nin yöntemine hiç aşina olmadıklarını söylese de bu yöntem sayesinde “klasik hareket kalıplarını kırararak” çok daha eğlenceli bir film ortaya çıkardıklarını vurguluyor.
Eğlence demişken animasyonla ilgili bir önyargıdan söz etmek istiyoruz. Nedense animasyon deyince akla sadece mizah geliyor, bunun böyle olmadığını 9 ve Nightmare Before Christmas’da görmüştük. Ancak son dönemlerde üretilen hemen hemen bütün animasyonlarda yoğun bir biçimde mizaha ve komediye yer verildiği görülüyor. Bu anlamda Hotel Transylvania farklı bir yerde duruyor. Öyle ki barındırdığı korku ögeleriyle 9 ve Nightmare Before Christmas serisine eklemlenebilir. Hatta 2012 yılında gösterime giren Frankenweenie ve ParaNorman’ı da aynı türe dâhil edebiliriz. Bu üç filmin de aynı dönemde gösterime girmesi, animasyonun salt mizah ya da komediden sıyrılıyor olmasının bir göstergesi olarak okunabilir mi? Bununla ilgili görüşlerimizi ayrı bir çalışmada ele almayı düşünüyoruz.
Bazı eleştirilerde filmin çocuklara uygun olduğu, esprilerin çok basit olduğu söylenmiş. Bu nedenle yetişkinlere hitap etmiyor denmiş. Biz bunun aksini düşünüyoruz. Hotel Transylvania yer yer çocuklara hitap etse de çoğu sahne çocuklar için ürkütücü olabilir. Örneğin, birçok izleyenin aklında kalan aşağıda sahne yetişkinler için bile hafızalara kazınmıştır.
Hotel Transylvania, konu itibariyle popüler sinemadan etkilenmiş görünüyor. Bildiğiniz gibi “Twilight” serisi ile birlikte vampir filmleri revaçta olmaya başladı. Aynı şekilde vampir edebiyatı da yeniden popülerleşti. Bir vampir ailesinin hayatını mercek altına alan filmin konusu üzerinde fikir birliğine varılabilmiş değil. Birçok kişi filmin, aşkı anlattığı üzerine odaklanmış. Ama aslında hikâye ana karakter Mavis’in dış dünyayı ve insanları merak etmesi üzerine kurulu. Aşk da, sadece yan olaylardan biri olarak inşa edilmiş. Gerçi hikâye ilerledikçe ana hikâyenin ekseninde kaymalar görülüyor. Dış dünyayı merak etme hikâyesi, bir anda Mavis’in zing’ini bulma (Karşı cinsle ilişki kurma ölçütü. Bizde buna elektrik alma deniyor) hikâyesine dönüyor. Klasik çarpma yöntemiyle ilk görüşte aşk yaşanıyor. Mavis, Zing’ini buluyor ve onu kaybetmek istemiyor. Tabii bu eksen kaymaları hikâyeyi pek sarsmadığı gibi birçok izleyiciyi de rahatsız etmeyebilir. Çünkü Hotel Transylvania gerek karakter, gerek mekân açısından öyle bir görsel şölen sunuyor ki resmen büyüleniyorsunuz.
Filmi, karakter ve mekân tasarımı açısından değerlendirecek olursak ortaya muhteşem bir tablo çıkıyor. Hotel Transylvania’nın karakter tasarımında son yıllardaki en güçlü kadrolardan birine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Mekân tasarımında da yine güçlü bir isim var: Luc Desmarchelier. Bu tasarımcıların her birinin kendine has bir tarzı var. Disney, Glen Keane, Jim Kim ekolünün dışına çıkmamayı tercih ederken Sony, Carter Goodrich başta olmak üzere Fabian Mense, Craig Kellman ve Pete Oswald gibi çok farklı tarzlarda, stil sahibi birçok tasarımcıyı bir araya getirmiş. Burada bir parantez açmak gerekirse Goodrich, son dönem animasyon filmlerinin karakter tasarımında vazgeçilmez isimlerden biri. Goodrich, ne kadar başarılı olduğunu bu projedeki ağırlığıyla bir kez daha ortaya koyuyor.
Frankenstein, Dracula, Kurt Adam, Görünmez Adam, Mumya gibi birbirinden farklı tarzda ve anatomik yapıdaki ana karakterlerin yanı sıra yan rollerdeki cadılar, zombiler, tek gözlü canavarlar, iskeletorlar, ve daha bir sürü korkunç ve garip yaratıklar işte bu ekibin elinde şekillenmiş. Bu arada karakterler ve seslendirmenler birbirine çok benziyor. Belki de bu yüzden seslendirmeler oldukça başarılı. Bu konuda nasıl bir yöntem izlendiğini bilmiyoruz. Yani seslendirmenler referans alınarak mı tasarım yapılmış, yoksa karakterlere göre seslendirmenler mi seçilmiş, emin değiliz. Bildiğimiz bir şey varsa o da seslendirmenlerin ve karakterlerin uyumlu olmasının filmin başarısında etkili olduğu.
http://www.ew.com/ew/gallery/0,,20609141_20633524_21212724,00.html#21212718
Bu korkunç bilinen yaratıkların insanlardan korkması da çok güzel bir ironi. Aynı zamanda canavarların bilinen imajları ters yüz edilmiş. Böylece hepsi komik karakterlere dönüştürülmüş.
Filmdeki vampir karakterleri, zihnimizdeki vampir imajından farklı. Bu son dönem, vampir filmlerinin çoğunda var. Burada onların insan kanı içemediğini görüyoruz. Öyle ki Dracula, insan kanının yağlı ve mikroplu olduğunu söylüyor. Dracula’nın insanlarla yaşadığı kötü bir deneyim sonrası kızı Mavis’i insanlardan korumaya çalışması tipik bir baba tavrını yansıtıyor. Dracula kızının büyüdüğünü de kabullenebilmiş değil henüz. “Eyvah kızım büyüdü” paniğiyle kendisi gibi olamıyor ve kızıyla doğru bir iletişim kuramıyor. Bu açıdan hikâye baba-kız ilişkisine derinlemesine odaklanıyor. Adam Sandler’ın Dracula’nın seslendirmeni olarak seçilmesindeki ana etken de, kız çocuğu babası olduğu için Dracula karakteriyle empati kurabileceği düşüncesidir.
Her şeyi mutlu sonla bitirme arzusundan dolayı canavarların insanlarla kaynaşmasının bir anda gerçekleştiği konusunda eleştiriler var. Bizce bu kısımda bir sıkıntı yok. Çünkü insanlar canavar festivali yapıyorlar ve bu festivaldeki her karakteri onlar gibi sanıp eğleniyorlar. Yani onların gerçek canavarlar olduğunu anlayan görünmüyor gibi. Dolayısıyla burada Dracula’nın Jonathan’a ulaşması için çok güzel bir çözüm verilmiş. Ki bunun da insanların eliyle gerçekleşmesi önemli. Bu noktada da canavarların ve insanların kaynaştığını söylemek zor. Ayrıca bu kaynaşmayı Jonathan ile Mavis arasında vermek bile hikâyenin mesajı açısında yeterli.
Filmin korku atmosferini daha iyi yansıtması için renk paleti itibariyle genellikle monokrom sahneler tercih edilmiş. Bu bakımdan ilk bakışta zengin mekan görselleri dikkat çekmese de lokal sahnelerde farkına varabileceğimiz detaylardaki yaratıcılık takdire değer.
Story artist Kaan Kalyon’ın başarısından bahsetmeden geçmeyelim. Bildiğiniz gibi bu tür projelerde story artist büyük bir öneme sahiptir. Sanılanın aksine sadece story artist, storyboard çizimiyle sınırlı kalmayıp filmde birçok beğendiğimiz sahnenin, mizansenlerin ve detayların arkasındaki yaratıcı beyindir. Bu bağlamda Kaan Kalyon da story artist’liğin hakkını fazlasıyla veriyor. Pocahontas, Aslan kral, Herkül gibi animasyon filmlerinde çalışan Kalyon, başyapıtlar serisine Hotel Transylvania’ı da ekliyor.
Sonuç olarak Hotel Transylvania, hem içerik hem teknik açıdan son dönemlerde en çok keyif veren filmdi. Ayrıca şimdiye kadarki en iyi animasyon listelerinde üst sıralarda yer almayı hak ettiği de su götürmez bir gerçek.
Yazanlar: Nefise Abalı, Eren Erdoğan
Rock Hikayeleri, 80’lerden beri müzisyenlerle iç içe yaşayan ve ropörtajlar yapan Matt Pinfield’ın, rock grupları ve müzisyenleri ile ilgili ilginç hikayelerinin canlandırıldığı bir seri. Her bölüm başka bir genç animatör tarafından yapılmış.
Ne yazık ki henüz çevirisi yapılmadığı için İngilizce izlemek zorundayız.
Jess Iglehart – “Arresting Nirvana”:
Sean Buckelew – “Red Hot Chili Peppers Are All ‘No Doors, No Problem”:
Sara Gunnarsdottir – “Christy Hyndes Vicious Love”:
Ethan Clarke – “Kings of Leon Are Kings of Beers”:
Diğer bölümler için:
http://mtvother.com/mtvothershows/rock-stories/
Son 18 yıldır Oscar almış kısa animasyonlar…
Kaynak: https://line.do/animasyon-kisa-ve-oscarli/1ib/vertical
Hüseyin GÜLGEN Eskişehir Anadolu üniversitesi Çizgifilm Animasyon bölümü mezunu 2009 , şu anda Anima İstanbul‘da karakter animatörü olarak çalışmakta