animasyon gazetesi

Barış Atiker – Özgür Tasarımcılar

OTB_Kapak

26 Nisan Cumartesi günü, Kadıköy Yeldeğirmenin’nin sakin arka sokaklarında bulunan Tasarım Atölyesi Kadıköy, kısaca “TAK” diye bilinen yerde bir etkinliğe katılma şansı yakaladım. Yakaladım dediğim; herkese açıkmış da, benim yeni haberim oldu. Etkinlik, aslında kendisi de bir tasarımcı olan Barış Atiker’in başlattığı bir tanışma ve bilgi paylaşımı sempozyumu. Tasarım kavramıyla ilgilenen herkesin ilginç bulabileceği sunumların yapıldığı ve gelenekselleşmesi planlanan güzel bir organizasyon olmuş.
Bu kadar yararlı bulunca ve geç dahil olunca, daha çok bilgi almak için sözü Barış Atiker’in kendisine bırakmak gerektiğini düşündüm.

Bıraktım da…

Baris_Atiker_small1. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Herkese merhabalar.  Bilkent ve Hacettepe Üniversitesi Grafik Tasarım bölümlerinde tamamladığım eğitimim sonrasında İstanbul’a zorunlu göç ile kariyerime çeşitli reklam, animasyon, dijital ve prodüksiyon ajanslarından sonra akademisyen olarak devam eden bir tasarımcıyım.

2. Hareketli Grafik / Motion Graphics nedir?
Hareketli grafikler, zaman temelli tasarım ürünleridir. Her ne kadar günümüzde popülaritesi artmış gibi gözükse de tarihçesi film jenerikleri üzerinden sinemayla büyük bir paralellik taşımaktadır. Adının hareketli olması yazı, sembol veya imge gibi tasarım öğelerinin fiziksel hareketinden çok zaman içinde değişmesiyle ilgilidir.. bu nedenle hareketli grafikler dinamik, zamansal, geçici gibi farklı kavramlarla da betimlenebilir.Bir tasarımın hareketli grafik olması için onun kurgulanmış bir ardışık imge dizisine sahip olması gerekir. Yani sokakta gördüğümüz mekanik tabeladaki afişin hareket etmesi onu hareketli grafik yapmazken aynı görüntü video olarak kaydedildiğinde hareketli grafik olarak tanımlanabilir.

Teknolojinin tasarıma olan etkisi hareketli grafikleri hayatımızın her alanına sokmakta.. Cep telefonlarımızdan buzdolaplarına, otobüs panolarından devasa bina cephelerine kadar ekran işlevine dönüşen her ortam hareketli grafikleri hergün daha da fazla görünür kılıyor.
İnsanların algısı durağandan çok hareketli olana yöneldiği için doğal olarak dikkat çekmek isteyen her ‘mesaj’ hareketli grafikleri bir araç olarak daha da yüceltiyor.

Bu bakımdan günümüzde tasarımcıların ve öğrencilerin giderek iştahını kabartmakla birlikte hareketli grafikler, Türkiye’de hem sektörel hem de akademik anlamda çok yeni bir kavram olarak bakılıyor. Bu durumu henüz sadece birkaç üniversitenin ders programında zorunlu/seçmeli ders olarak yer almasından da çok net görebiliriz. Elbette bunun iki temel sebebi var.. ilki bu alanda zaten sektörde yetişmiş eleman sayısının az/yetersiz olması; ikincisi de bu yetişen insanların çoğunda bir de akademik kariyer hedefinin olmaması…

Oysa tüm dünyada olduğu gibi bu alanda nicelikten çok nitelikli elemana büyük ihtiyaç var. Eğitim sistemimiz sürekli tek kalıp şablon nesiller yetiştirilmeye çalışırken, farklı disiplinleri bir araya sentezleyen ve ‘yaratıcılığı’ öne çıkartan hareketli grafikler çok sağlam bir kültürel, ekonomik ve sosyolojik bir altyapı gerektiriyor.

3. Bu alana nereden merak saldın?
Hareketli Grafikler aslında tam olarak içinde bulunduğum ruh halini temsil ediyor. Bazen fikrin bazen görüntünün estetiğini yaratıcılık ile bütünleştiren, çok katmanlı, çok sesli, çok disiplinli, çok boyutlu, anlık, öz, uluslarötesi bir kavram…yani bir meslek tercihinden çok bir yaşam biçimi benim için. Elbette grafik tasarımın kitlelere yön veren en önemli iletişim araçlarından biri olması da bu alana hayranlık duymamın en önemli nedeni..bu yüzden hem sektörel geçmişimde hem de geleceğe dönük projelerimde odaklandığım konu ‘Hareketli Grafikler’ oldu.Her tasarımcı gibi masaüstü tasarımlarla başlayan yolculuğum ikibinli yıllarda internetin çığ gibi yayılmasıyla etkileşimli tasarıma yöneldi. Bu sırada websiteleri için hazırladığım yazı canlandırmaları ben asıl ilgi alanım olan hareketli grafiklere yönlendirdi. İstanbul’a taşındıktan hemen sonra prodüksiyon alanında çalışma fırsatı bularak hem sektörde hem de akademik yolda aynı anda ilerlemeye çalıştım.

Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik Tez konularım doğal olarak hareketli grafikler oldu. Askerlik sonrası artık yola eğitim ağırlıklı devam etme kararını aldım ve aynı zamanda kendi bilgi ve birikimlerimi www.barisatiker.com/9078 hareketli grafik blogumda paylaşmaya başladım.

0014. Peki “Özgür Tasarımcılar” nedir?

‘Özgür Tasarımcılar’ benim 2010 yılında İstanbul Tasarım Bienali kapsamında katılmış olduğum bir workshop için ürettiğim projeydi. Sosyal sorunlara bir tasarımcı olarak çözüm üretmek için yola çıkarken önce kendime dönerek, uzun yıllar freelance tasarımcı olarak çalışmanın beraberinde doğurduğu ‘sosyal yalnızlaşma’ sorununu ele aldım.

Freelance tasarımcı olarak bütün gün/gece ekran karşısında dünyanın farklı şehirlerine tasarım yaparken ilham aldığım hiçbir tasarımcıyla aslında yüzyüze tanışmadığımı farkettim. Oysa facebookta 1000den fazla tasarımcıyla arkadaş görünüyor, çalışmalarını sıkı bir hayranlıkla takip ediyordum ama o tasarımcıları yolda karşımda görsem tanımazdım. Projem çok basitti, tasarımcıların yüzyüze gelerek hem iş deneyimi hem de mesleki tecrübelerini paylaşabileceği ve daha da önemlisi farklı disiplinlerden çok yetenekli tasarımcıların birlikte çalışabileceği bir platform oluşturmaktı.

Başlangıçta birkaç tasarımcı olarak yaptığımız buluşmalar diğer tasarımcıların da dikkatini çekince katılım giderek arttı. Bu buluşmalarda tanıştığım harika insanlarla birlikte sunum formatımız değişti, farklı disiplinlerden çok yetenekli / ödüllü tasarımcıların portfolyo sunumlarına daha çok ilgi olunca giderek büyüyen ve sadece sunum değil birlikte çalışmaya dönük etkinlikler de yapabileceğimiz mekanlara ihtiyaç duymaya başladık.

Halen ‘birlikte çalışma’ prensibiyle Elance.com, AtölyeIstanbul, Mixer ve Tasarım Atölyesi Kadıköy gibi harika platformlar ‘Özgür Tasarımcılar’ projesine destek vermekte. Etkinliklerimizi şimdilik www.facebook.com/ozgurtasarimcilar sayfasında duyuruyoruz ve çok kısa bir süre sonra ozgurtasarimcilar.com sitesi de yayına girecek.

5. Bu organizasyonu ileride nerelere taşımak istiyorsun?
İlk planda bu etkinlikleri sadece bir buluşma olarak değil aynı zamanda üretim ve eğitim platformu haline döndürmek, yani yetenekli tasarımcıların uluslararası freelance projelere yönlendirildiği, sürekli atölyelerin bulunduğu, yenilikçi tasarım çözümleri hakkında sürekli beyin fırtınası yapılan ve projeler üretilen bir platform hayal etmekteyim. Çünkü tüm dünyada yaratıcı endüstriler böyle serbest ve kolektif çalışmanın temel alındığı bir yapıya doğru ilerliyor.İkinci aşamada ise bu platformu Türkiye’nin diğer illerine de yaymayı amaçlıyorum, çünkü Eskişehir, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük illerden buluşmalarımıza gelen gerçekten çok yetenekli tasarımcılar ve öğrencilerin hepsinin ortak ricası bu…

6. Genç tasarımcı adaylarına tavsiyelerin neler olur?

Aslında bu soruyla yaşlandığımı hissediyorum ama önemli olanın çok bilmek değil çok üretmek olduğunu farkettim. Bu nedenle en önemli özellik “uyum sağlamak” (adaptasyon). Yeni teknolojilere, yeni fikirlere, yeni ihtiyaçlara uyum sağlayarak onlara uygun yeni çözümler üretebilmek bir tasarımcıyı diğer mesleklerden farklı ve belki de daha avantajlı hale getirebilir. Çünkü hız çağımızın en temel sorunu ve herşey büyük bir hızda tüketiliyor.. Öğrendiğiniz bir yazılım 6 ay sonra kendini baştan aşağı değiştiriyor, iş akışları tek bir çizgiye indirgenirken yeni iş akışları ortaya çıkıyor, tüketici ‘üretici’ haline geliyor ve tüm bu süreçte tasarımcı hep bir adım önde olmak zorunda ve bunun için uyum şart.

Öte yandan tasarımı sadece teknolojiye indirgemek de en büyük yanlışlardan biri çünkü hız kavramı teknolojinin bir ilüzyonu. Oysa tasarım insanlıkla birlikte varolan bir kavram ve yaratıcılık olarak tanımladığımız iyi fikirler teknolojinin değil insan beyninin bir ürünü. Bu bakımdan tasarımcının dış dünyayla olan ilişkisi, kavramsal açıdan doğal olarak eserlerine de yansıyor. Yani iyi bir tasarımcı etrafındaki herşeyi diğer insanlardan farklı ‘görmek’ ve ‘anlamak’ zorunda..

Derslerimde tasarımların doğru ya da yanlış birer tercih olduğunu ve tüm tercihlerimizin bir sonraki tasarım sürecinde bize yol gösterdiğini anlatmaya çalışırım. Bu bakımdan tasarım öğrencilerini deney yapmaya, kopyalamak yerine çalmaya (orijinalini saklamaya) ve yaptıkları tasarımın sonuçlarına katlanmaya davet ediyorum.Son olarak tasarımı evrensel bir dil olarak görmek, tasarımın özünde yatan iletişim ihtiyacına en güzel cevabı veriyor. Dünyanın diğer ucundan bir tasarımcıyla aynı dilden konuşabilmek sizi günlük hayatın sığ problemlerinden bir nebze olsa kurtarırken; kendinizi daha büyük bir sistemin parçası olarak hissedip tasarımı sevmek, elbette bütün bu dediklerim için en büyük motivasyon kaynağı oluyor.

Düşüncelerimi paylaşma olanağı sağladığı için Animasyon Gastesi’ne çok teşekkür eder, herkesi bir sonraki buluşmamıza davet ederim.

Herkese ‘özgür’ tasarımlar diliyorum…
002
003

Akdenizli – Trailer

AKDENİZLİ – THE MEDITERRANEAN

Türkiye Turkey, 2014, 2’26’’
Dijital Digital, Renkli Color, Diyalogsuz No Dialogue
Yönetmenler – Directors Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan
Yapımcı – Producer Berat İlk
Senaryo – Screenplay Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan
Animasyon – Animation Seçkin Yalın, Yiğit Pehlivan,Demet Erdoğan, Orçun Özdemir
Ses – Sound Çağlar Şeker
Müzik – Music Ray Davies
Yapım – Production Canlandıranlar Yetenek Kampı

Sinopsis – Synopsis
Kendi halinde yaşan bir Akdeniz Foku’nun, onu yakalamak isteyen açgözlü bir balıkçıdan kaçma mücadelesi.
The struggle of a Mediterranean Seal which tries to get away from a greedy fisherman who wants to catch it.

Seçkin Yalın Biyografi Biography
Mersin doğumlu, 28 yaşında. Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çizgi Film ( Animasyon ) Bölüm’ü mezunu.
Born in Mersin and 28 years old. Graduated from Anadolu University, Fine Arts Faculty, Cartoon ( Animation ) Department.

Yiğit Pehlivan Biyografi Biography
Trabzon doğumlu, 28 yaşında. Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çizgi Film ( Animasyon ) Bölüm’ü mezunu.
Born in Trabzon and 28 years old. Graduated from Anadolu University, Fine Arts Faculty, Cartoon ( Animation ) Department.

Akdenizli Trailer from Seckin Yalin on Vimeo.

Rio 2 Yapım aşamaları

Rio_02

Ülkemizde 11 Nisan Cuma günü gösterime girecek olan Rio 2 filminin yapım aşamaları yayınlanmaya başlandı. Departman süpervizörleri, filmde yaşadıkları zorlukları ve işlerini anlatıyorlar.
Art Directing – Tom Cardone & Sculpting – Vicki Saulls

 

Lighting – Jeeyun Sung Chisholm

 

Rigging – Sabine Heller

Animation – Melvin Tan

Directing – Carlos Saldanha

 

Snoopy 3D

Charles Schulz’un efsanevi bant karikatür serisi “Peanuts”, 20th Century Fox ve Blue Sky stüdyosu iş birliğiyle sinemalara geliyor!
İlk fragmanı yayınlanan filmin 2015 yılında gösterime girmesi bekleniyor. Blue Sky bu projede, değişik bir çalışmaya daha imza atarak, Charles Schulz’un 2 boyutlu çizim tarzını 3 boyutlu animasyona kusursuz bir şekilde aktarmış gibi görünüyor.

Elveda Softimage

2480528setup

Yazılım devi Autodesk, 3 Mart günü, resmi sitesinden yaptığı bir açıklamayla, Nisan ortası gibi çıkaracağı 2015 versiyonu ile artık Softimage’yi emekliye ayıracağını duyurdu!

Dünya çapınca yüz binlerce insanı ve onlarca stüdyoyu etkileyen bu haber sektörde bomba etkisi yarattı. Yıllardır kulislerde söylenti şeklinde konuşulsa da, kimsenin, özellikle de Softimage kullanıcılarının gerçekleşeceğine ihtimal vermedikleri bir karardı bu. Ancak olan oldu ve Autodesk bu önemli yazılımı gözden çıkardı.

Peki bu tarihi kararı almalarının sebebi neydi? İşin kötü tarafı kimse bilmiyor. Şirket, bünyesindeki diğer iki önemli yazılım olan 3D Studio Max ve Maya’ya konsantre olmak istediğini söylese de, herkes bunun akla gelen ilk bahane ve büyük bir yalan olduğunu düşünüyor.
Üstüne, lütfedermiş gibi, 30 Nisan 2016’ya kadar ürün desteği verileceğini, 1 Şubat 2016’ya kadar da 3D Studio Max veya Maya’ya ücretsiz lisans transferi yaptırılabileceğini açıkladılar.

Forumlarda histeri krizleri yaşayanlar da var, bundan sonra ne yapabileceklerini planlayanlar da. Ama neticeye bakıldığında; önemli sayıda insan mağdur edilmiş durumda. Ve Autodesk yaptığı onca başarılı işe rağmen, hala antipati toplamaya devam ediyor.

softimagetv

Bütün merakları gidermek için 17 Mart 2014 günü bir web konferansı düzenlenecek. O güne kadar şu adresten yöneltilecek sorulara cevap verileceği duyuruldu.
Böyle acımasız bir kararı almadaki zorunlu sebepleri neymiş çok merak ediyorum aslında.

The_Emperor_web_-_TCG

Düşünün bir kere; Adapte olmaya yıllarınızı harcadığınız, geçiminizi sağladığınız yazılımın sahipleri, bir gün çıkıp, artık bu programı kullanamayacağınızı, başka bir programa geçmeniz gerektiğini ilan ediyor. Kulağa saçma gelse de yabancı değil. Daha önce de büyük şirketlerce satın alındıktan sonra üretimine son verilen onlarca yazılım olmuştu (bkz.). Hepsi, önce kitlesi tarafından hüsranla karşılansa da, elden yapılacak bir şey gelmediğinden sineye çekildi. Muadili başka programlar kullanılmaya başlandı. Onlara alışıldı ve emekliye ayrılan bu yazılımlar, aynı acıyı yaşamış meslektaşlar arasında bir hikayeden öteye geçemedi.

Ne varki, Softimage kullanıcıları henüz vakit varken ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. change.org’da “Softimage’yi Kurtar” isimli bir imza kampanyası başlatılmış. Hedef Autodesk’i fikrinden vazgeçirmek, eğer mümkün değilse, başka şirketlerce satın alınabilmesi için açık kapı bıraktırmak. Yeterli bir sayıya ulaşılırsa etlkili olabileceği düşünülüyor.. Neden olmasın?
Ancak, sanki kampanyayı başlatanların da içten içe bildiği, ama dillendirmek istemediği bir şüphe var; belkide Autodesk en baştan beri Softimage’yi sonlandırmak için satın aldı!

Büyük bir komplo teorisi açıklamışım gibi yazmak istemedim. Bunlar herkesin bildiği ama ispatlanamayacağı için dedikodu şeklini almış gerçekler. O nedenle mecburen, cümlelerin sonuna “konuşuluyor”, “şüpheleniliyor” gibi fiiller koymak zorunda kalıyoruz. Yoksa, Autodesk ve muadili firmaların samimiyetlerine güvenen kalmamıştır herhalde.

Autodesk, günümüz kapitalizminin bilişim ayağında var olmaya çalışan ve sadece kar-zarar düşünen bir şirket. “Var olmaya çalışan” diyorum çünkü, bize “ilk sıralardadır herhalde” gibi gelse de, 2013 yılı bilişim şirketleri listesine 54. sıradan ancak girebilmiştir. Yani, aldıkları bütün kararlarda, mücadele etmeleri gereken onlarca yazılım şirketi olduğu gerçeği bence her zaman baki kalacaktır.

Değişen Dünya dengeleriyle beraber, durmaksızın kar etme ve büyüme zorunluluğunun, diğer bir çok marka gibi Autodesk’i de zamanla yozlaştırdığı kanaatindeyim. Önceleri, yaptığı işe hakkıyla özenen, yazılımları geliştirmek için yıllarca uğraşıp piyasaya sunan bir markaydı. Şimdilerde, potansiyel tehdit içeren her küçük yazılım üreticisini satın alıp, sonra da o yazılımı bitiren bir şirkete dönüştüğüne tanık oluyoruz. Araba modeli gibi, programlara her yıl yeni bir sürüm çıkartan, eksiklerini ve hatalarını da sonraki yamalarla tamamlayan aç gözlü bir sektör tekeli haline geldi.

Bu durumdan tek olumlu etkilenenler ise diğer markaların 3D yazılımları.

4586_xsiice_t

Softimage kullanıcısı olmasam bile bu tavrı ciddi oranda rahatsız edici buluyorum. Bu gün Softimage kullanıcılarına vurulan bu darbe yarın hepimize vurulabilir.
Autodesk’in Avrupa temsilcilerinden biriyle sohbetimiz sırasında kendisi, “Aslında Autodesk’in en çok para kazandığı programlar AutoCad ve diğer teknik çizim programlarıdır. Sizin kullandıklarınız sadece dükkanın vitrini gibidir. Ama gel gör ki; en çok siz şikayet ediyorsunuz :)” demişti. Belki de, gün gelecek ve hepimiz Autocad kullanmak zorunda kalacağız, kim bilir?
İşte bu saçmalıkların önüne geçmek için, kullanıcılar olarak ancak bir şeyler yaparsak sesimiz duyulur. Mesela, yukarıda sözünü ettiğim imza kampanyası bir başlangıç olabilir. Yada, bu yazıyı okuyan tüm meslektaşlarım Autodesk’in web konferansına bir soru bırakabilirler.

Kaderine razı gelenler için ise ileriye dönük çözümler şöyle:

1. Maya’ya geçin:
Yaygın kullanımı olan tutarlı bir yazılıma geçmiş olursunuz. Hiç mi değil, iş bulma derdiniz olmaz.

2. Dayanmaya çalışın:
Gittiği yere kadar 3-5 yıl daha Softimage’yle devam edersiniz. Belki 3. parti geliştiricilerin desteğiyle bu süre uzatılabilir.

3. Karışık teknik kullanın:
Modelleme için başka, teknik çözümler için başka yazılım kullanabilirsiniz. Örn; Modo & Houdini

4. C4D:
Özellikle hareketli grafik işiyle uğraşıyorsanız sektördeki en güçlü tercih Cinema 4D. Son zamanlarda After Effects’le kurduğu iş birliğiyle de oldukça yumuşak bir çalışma planı sunuyor. Her versiyonda kapadığı eksikleriyle diğer sektörler için de dikkat çeken bir yazılım.

Bunların hiç birini kabullenmek istemiyorsanız, belkide bir kaç yıl önce sosyal medyada şaka yollu yazdığım bir öneriyi ciddi ciddi düşünmeye başlasanız iyi olur:
“Hep birlikte toplanıp Kaliforniya’ya uçalım. Allah ne verdiyse Autodesk’in sahibine sopalarla girelim”

 

PETA “98% Human”

02

Geçtiğimiz yıllarda Weta Stüdyolarının “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” için geliştirdiği teknolojiler, gerçekçi dijital primatlar konusunu kapatmış gibi gözükse de, The Mill ve BBDO New York’un PETA için yarattığı çarpıcı kampanya videosu konuyu yeniden gündeme getirmiş gibi duruyor.
Gerçekçi kas simulasyonları, yüzey altı aydınlatma (SSS) gibi teknikler Peter Jackson’ın Gollumu’ndan beri geliştiriliyor. Ancak, Mill’in PETA “%98% Human”daki şempanzeye hayat vermek için, bütün bunlara ek olarak geliştirdikleri kan dolaşımı ve dış etkenlerle %100 etkileşimli saç sistemi, gerçekçilik aşamalarına yeni bir zorluk kattıkları anlamına geliyor.

Kampanya, eğlence sektöründe ve medyada primat kullanmanın gerçekte ne demek olduğunu anlatmayı hedefliyor ve izleyiciyi kayıt olup imza kampanyasına katılabilecekleri bir mikrositeye (greatapepledge) yönlendiriyor.

Animasyon yönetmeni Angus Kneale projenin içeriğinden bahsediyor.

“Şu ana kadar çalıştığım en heyecanlı ve zor projeydi. PETA “%98% Human”ın zor yanı, sadece ultra gerçekçi bir şempanze yaratmak değil, aynı zamanda izleyici ile duygusal bir bağ kurmaktı. Geçmişte olsa, hareket yakalama teknolojisi kullanır, kaydettiğimiz hareketleri doğrudan dijital karakterin üzerine aktarırdık. Ancak, bu projede hedefe ulaşmak için animatörlerimizin yeteneklerine güvenmeyi seçtik. Gerçek aktör performansını sadece ön görselleştirme’de kullandık.

Özel olarak geliştirilen kas, deri ve saç teknolojileriyle, bilgisayar tekn0lojisinin sınırlarını hiç bir projede olmadığı kadar zorladık.
Ve sonuçta PETA “98% Human”, BBDO NY’den Toygar Bazarkaya’nın liderliğinde ve Mill işbirliğiyle, PETA’nın “yaşayan gerçek primatlar kullanmak zorunda değilsiniz, bakın, biz kullanmadık” mesajını yaymak için yaratıldı.”

Projenin geçtiğimiz haftalarda yayınlanan yeni yapım aşaması:

Daha önceki versiyonda yaratıcı yönetmenlerin yorumlarını izlemiştik.

Projenin kilometre taşı bir kaç aşamasından biri “Kas Sistemi”. Gerçekçi bir iskelet ve kas simulasyonu için Softimage yazılımını kullanan ekip, ICE’ta da hatırı sayılır bir Ar-Ge yapmış.

PETA38

12

Kan Dolaşımı katmanı, yaşayan, nefes alan ve daha canlı görünen bir şempanze yaratmak için oluşturulmuş. Kalbi dakikada 120 atan primat ilüzyonunu güçlendirmek için, karakterin tenini alttan renklendiren bu katman bazılarına abartı gibi gözükse de, Mill sanatçıları bunun hiper gerçekçiliğe ulaşmak için gerekli bir adım olduğunu düşünüyor.

13

PETA13

Aşılması gereken diğer bir zorluk ise skin aşaması için bir sistem geliştirmek olmuş. Şempanze gibi kırışık ve buruşukluklarla dolu bir hayvana skinning yapmak için, özellikle eller için katmanlarca displacement map boyanmış ve karaktere özel shader’larla uygulanmış.

04

11

Yinede ekip, en büyük zorluğun saç sistemini yaratmak olduğu konusunda hem fikir. ICE’ta geliştirilen sistem, önce, her bir partikülün oluşturulmasıyla başlıyor. Kılları yaratmak için bir kısım özellikleri birbirlerine bağlanan bu partiküller, render alınabilsin diye saç sistemine aktarılıyor. Sonraki zorluk; bu saç sistemine toz partükülleri saçmak ve hepsinin üzerine yapıştığından emin olmak. Son olarak, tüm sistemin üzerine, derideki gözenek ve boşlukları yaratan bir partikül sistemi daha ekleniyor.

08

PETA27

Hotel Transylvania – Analiz

Yönetmen: Genndy Tartakovsky
Animasyon Yönetmeni: James Crossley

Otelin Menüsü: Korku Soslu Şekerleme
Sony Pictures Animation yapımı “Hotel Transylvania”, korku-fantastik ve eğlence (mizah)’yi birleştiren bir animasyon. 6 yılda biten film, 100 milyon dolara mal olmuş ve gişe sonrası Sony’ye 300 milyon dolar kazandırmış. Gişede hasılat rekorları kıran birçok filmle karşılaştırıldığında Hotel Transylvania’nın çok fazla ilgi görmediğini söylemek mümkün. Ancak bu ilginin filmin kalitesiyle ters orantılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunda da başarılı yönetmen Genndy Tartakovsky’nin büyük bir payı var.
Sony’nin Genndy Tartakovsky’i yönetmen olarak seçmesi radikal bir karar. Samurai Jack ve Powerpuff Girls’ten tanıdığımız Tartakovsky, ağırlıklı olarak 2D animasyon geleneğine bağlı bir yönetmen. Dolayısıyla Sony, Tartakovsky’nin 2D geleneğini, bu projedeki 3D animasyona yansıtmasını istemiş gibi görünüyor. Bununla ilgili olarak Tartakovsky, ayna referansı alınan pozlardan ziyade gerçek pozların kâğıt üzerine tekrar tekrar çizilerek ideal ve eğlenceli bir ifadeye ulaşılmasını, bunun için de bir kalem perspektifinden bakmak gerektiğini söylüyor. Animatörler de bu bağlamda video referansından sıyrılıp kâğıt çiziminden yola çıkarak karakterleri canlandırmışlar. Bunda da ne kadar başarılı olduklarını animasyon kalitesinden anlaşılıyor.

gorsel1

Tabii bu başarıda Tartakovsky’nin özverili ve detaycı çalışmasını da unutmamak lazım. Tartakovski, animasyon planlarının değerlendirilme sürecinde elinde sürekli tabletle dolaşıp pozlamalara direkt müdahale etmiş ve animatörle bu bakımdan sıkı bir etkileşimde bulunmuş. Ve onlardan gerçekliğin dışında karikatürize edilmiş, gerçek hareketten daha gerçekçi olan bir animasyon beklemiş. Sanatsal yapıtlarda da yapılmak istenen bu.

gorsel2

Filmin animasyon yönetmeni de Sony’nin daha önce çalışmış olduğu yönetmenlerden biri. Daha önce Cloudy with a Chance of Meatballs, Beowulf ve The Smurfs’de çalışan James Crossley, Sony’nin anlatım diline alışkın biri. Belki de bu yüzden Crossley, Tartakovsky’nin yöntemine hiç aşina olmadıklarını söylese de bu yöntem sayesinde “klasik hareket kalıplarını kırararak” çok daha eğlenceli bir film ortaya çıkardıklarını vurguluyor.

gorsel3

Eğlence demişken animasyonla ilgili bir önyargıdan söz etmek istiyoruz. Nedense animasyon deyince akla sadece mizah geliyor, bunun böyle olmadığını 9 ve Nightmare Before Christmas’da görmüştük. Ancak son dönemlerde üretilen hemen hemen bütün animasyonlarda yoğun bir biçimde mizaha ve komediye yer verildiği görülüyor. Bu anlamda Hotel Transylvania farklı bir yerde duruyor. Öyle ki barındırdığı korku ögeleriyle 9 ve Nightmare Before Christmas serisine eklemlenebilir. Hatta 2012 yılında gösterime giren Frankenweenie ve ParaNorman’ı da aynı türe dâhil edebiliriz. Bu üç filmin de aynı dönemde gösterime girmesi, animasyonun salt mizah ya da komediden sıyrılıyor olmasının bir göstergesi olarak okunabilir mi? Bununla ilgili görüşlerimizi ayrı bir çalışmada ele almayı düşünüyoruz.
Bazı eleştirilerde filmin çocuklara uygun olduğu, esprilerin çok basit olduğu söylenmiş. Bu nedenle yetişkinlere hitap etmiyor denmiş. Biz bunun aksini düşünüyoruz. Hotel Transylvania yer yer çocuklara hitap etse de çoğu sahne çocuklar için ürkütücü olabilir. Örneğin, birçok izleyenin aklında kalan aşağıda sahne yetişkinler için bile hafızalara kazınmıştır.

gorsel4

Hotel Transylvania, konu itibariyle popüler sinemadan etkilenmiş görünüyor. Bildiğiniz gibi “Twilight” serisi ile birlikte vampir filmleri revaçta olmaya başladı. Aynı şekilde vampir edebiyatı da yeniden popülerleşti. Bir vampir ailesinin hayatını mercek altına alan filmin konusu üzerinde fikir birliğine varılabilmiş değil. Birçok kişi filmin, aşkı anlattığı üzerine odaklanmış. Ama aslında hikâye ana karakter Mavis’in dış dünyayı ve insanları merak etmesi üzerine kurulu. Aşk da, sadece yan olaylardan biri olarak inşa edilmiş. Gerçi hikâye ilerledikçe ana hikâyenin ekseninde kaymalar görülüyor. Dış dünyayı merak etme hikâyesi, bir anda Mavis’in zing’ini bulma (Karşı cinsle ilişki kurma ölçütü. Bizde buna elektrik alma deniyor) hikâyesine dönüyor. Klasik çarpma yöntemiyle ilk görüşte aşk yaşanıyor. Mavis, Zing’ini buluyor ve onu kaybetmek istemiyor. Tabii bu eksen kaymaları hikâyeyi pek sarsmadığı gibi birçok izleyiciyi de rahatsız etmeyebilir. Çünkü Hotel Transylvania gerek karakter, gerek mekân açısından öyle bir görsel şölen sunuyor ki resmen büyüleniyorsunuz.
Filmi, karakter ve mekân tasarımı açısından değerlendirecek olursak ortaya muhteşem bir tablo çıkıyor. Hotel Transylvania’nın karakter tasarımında son yıllardaki en güçlü kadrolardan birine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Mekân tasarımında da yine güçlü bir isim var: Luc Desmarchelier. Bu tasarımcıların her birinin kendine has bir tarzı var. Disney, Glen Keane, Jim Kim ekolünün dışına çıkmamayı tercih ederken Sony, Carter Goodrich başta olmak üzere Fabian Mense, Craig Kellman ve Pete Oswald gibi çok farklı tarzlarda, stil sahibi birçok tasarımcıyı bir araya getirmiş. Burada bir parantez açmak gerekirse Goodrich, son dönem animasyon filmlerinin karakter tasarımında vazgeçilmez isimlerden biri. Goodrich, ne kadar başarılı olduğunu bu projedeki ağırlığıyla bir kez daha ortaya koyuyor.

gorsel5
gorsel6

Frankenstein, Dracula, Kurt Adam, Görünmez Adam, Mumya gibi birbirinden farklı tarzda ve anatomik yapıdaki ana karakterlerin yanı sıra yan rollerdeki cadılar, zombiler, tek gözlü canavarlar, iskeletorlar, ve daha bir sürü korkunç ve garip yaratıklar işte bu ekibin elinde şekillenmiş. Bu arada karakterler ve seslendirmenler birbirine çok benziyor. Belki de bu yüzden seslendirmeler oldukça başarılı. Bu konuda nasıl bir yöntem izlendiğini bilmiyoruz. Yani seslendirmenler referans alınarak mı tasarım yapılmış, yoksa karakterlere göre seslendirmenler mi seçilmiş, emin değiliz. Bildiğimiz bir şey varsa o da seslendirmenlerin ve karakterlerin uyumlu olmasının filmin başarısında etkili olduğu.

gorsel8
gorsel9

http://www.ew.com/ew/gallery/0,,20609141_20633524_21212724,00.html#21212718

Bu korkunç bilinen yaratıkların insanlardan korkması da çok güzel bir ironi. Aynı zamanda canavarların bilinen imajları ters yüz edilmiş. Böylece hepsi komik karakterlere dönüştürülmüş.
Filmdeki vampir karakterleri, zihnimizdeki vampir imajından farklı. Bu son dönem, vampir filmlerinin çoğunda var. Burada onların insan kanı içemediğini görüyoruz. Öyle ki Dracula, insan kanının yağlı ve mikroplu olduğunu söylüyor. Dracula’nın insanlarla yaşadığı kötü bir deneyim sonrası kızı Mavis’i insanlardan korumaya çalışması tipik bir baba tavrını yansıtıyor. Dracula kızının büyüdüğünü de kabullenebilmiş değil henüz. “Eyvah kızım büyüdü” paniğiyle kendisi gibi olamıyor ve kızıyla doğru bir iletişim kuramıyor. Bu açıdan hikâye baba-kız ilişkisine derinlemesine odaklanıyor. Adam Sandler’ın Dracula’nın seslendirmeni olarak seçilmesindeki ana etken de, kız çocuğu babası olduğu için Dracula karakteriyle empati kurabileceği düşüncesidir.
Her şeyi mutlu sonla bitirme arzusundan dolayı canavarların insanlarla kaynaşmasının bir anda gerçekleştiği konusunda eleştiriler var. Bizce bu kısımda bir sıkıntı yok. Çünkü insanlar canavar festivali yapıyorlar ve bu festivaldeki her karakteri onlar gibi sanıp eğleniyorlar. Yani onların gerçek canavarlar olduğunu anlayan görünmüyor gibi. Dolayısıyla burada Dracula’nın Jonathan’a ulaşması için çok güzel bir çözüm verilmiş. Ki bunun da insanların eliyle gerçekleşmesi önemli. Bu noktada da canavarların ve insanların kaynaştığını söylemek zor. Ayrıca bu kaynaşmayı Jonathan ile Mavis arasında vermek bile hikâyenin mesajı açısında yeterli.
Filmin korku atmosferini daha iyi yansıtması için renk paleti itibariyle genellikle monokrom sahneler tercih edilmiş. Bu bakımdan ilk bakışta zengin mekan görselleri dikkat çekmese de lokal sahnelerde farkına varabileceğimiz detaylardaki yaratıcılık takdire değer.

gorsel7

Story artist Kaan Kalyon’ın başarısından bahsetmeden geçmeyelim. Bildiğiniz gibi bu tür projelerde story artist büyük bir öneme sahiptir. Sanılanın aksine sadece story artist, storyboard çizimiyle sınırlı kalmayıp filmde birçok beğendiğimiz sahnenin, mizansenlerin ve detayların arkasındaki yaratıcı beyindir. Bu bağlamda Kaan Kalyon da story artist’liğin hakkını fazlasıyla veriyor. Pocahontas, Aslan kral, Herkül gibi animasyon filmlerinde çalışan Kalyon, başyapıtlar serisine Hotel Transylvania’ı da ekliyor.
Sonuç olarak Hotel Transylvania, hem içerik hem teknik açıdan son dönemlerde en çok keyif veren filmdi. Ayrıca şimdiye kadarki en iyi animasyon listelerinde üst sıralarda yer almayı hak ettiği de su götürmez bir gerçek.

Yazanlar: Nefise Abalı, Eren Erdoğan

Rock Hikayeleri

updated_rock_stories

Rock Hikayeleri, 80’lerden beri müzisyenlerle iç içe yaşayan ve ropörtajlar yapan Matt Pinfield’ın, rock grupları ve müzisyenleri ile ilgili ilginç hikayelerinin canlandırıldığı bir seri. Her bölüm başka bir genç animatör tarafından yapılmış.
Ne yazık ki henüz çevirisi yapılmadığı için İngilizce izlemek zorundayız.

 

Jess Iglehart – “Arresting Nirvana”:

Sean Buckelew – “Red Hot Chili Peppers Are All ‘No Doors, No Problem”:

Sara Gunnarsdottir – “Christy Hyndes Vicious Love”:

Ethan Clarke – “Kings of Leon Are Kings of Beers”:

 

Diğer bölümler için:

http://mtvother.com/mtvothershows/rock-stories/

 

 

mtv-other-rock-stories-kurt-cobain-arrested-for-graffiti-350x338

ROCK_STORIES_NIRVANA_JESS_IGLEHART_DECEM-0.00.30.09

Yeni yıl filmleri

Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde, bir çok marka ve stüdyo kendi noel filmlerini çoktan internete yaydı. Bunlardan bazılarını bir başlık altında topladık:

Passion Pictures ve Rollin’ Wild ortak yapımı film


Yine Passion Pictures’ın MPC ile yaptığı Coca Cola filmi


Bruton Stroube stüdyosunun aşk temalı noel filmi, Decor Amore


Unit Image‘in Coca Cola filmi

 

Julien Nantiec‘in alternatif noel kutlaması

 

Kubik Stüdyo‘nun yeni yıl filmi

 

Kanadalı stüdyo SHED‘in alışıla gelmişin dışında konsepti olan filmi

 

İngiliz Blue-Zoo Stüdyosunun noel temalı kısa filmi

 

Hornet Films‘in yeni yıldan bir ay önce çıkan ve kullandıkları karışık teknikle adından çokça söz ettiren filmi